
Merhaba, sevgili okuyucular…
Bu ayki sayımızda, hepimizin günlük yaşamında zaman zaman karşılaştığı önemli bir konudan bahsetmek istiyorum. Gün içinde birçok kez yemek yememize rağmen neden hâlâ aç hissediyoruz? Gerçekten bedenimizin besine mi ihtiyacı var yoksa bunun altında farklı nedenler mi yatıyor?
Sevgili okuyucular, açlık hissinin altında hem psikolojik hem de fizyolojik nedenler yatabilir. Bu ay sizlere bu durumun fizyolojik nedenlerinden bahsedeceğim.
Peki, nedir bu fizyolojik nedenler?
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki her besin vücudumuzda aynı tokluk hissini oluşturamaz. Tokluk hissini belirleyen yalnızca yediğimiz miktar değil, tükettiğimiz besinin içeriğidir. Kimi besinler daha uzun süre tokluk hissi verirken kimi besinlerin tokluk süresi daha kısadır.
GERÇEK BESLENME
Modern yaşamın hızlı temposunda çoğumuz güne kahve ve poğaça ile başlıyor, öğle arasında hızlıca karnımızı doyuracak bir şeyler yiyor; kısa sürede enerji ihtiyacımızı karşılıyor, akşam ise yorgunlukla hazır gıdalara yöneliyoruz. Bu besinler kısa süreli enerji sağlayabilir ancak protein ve lif açısından yetersiz olduklarından kan şekerimizin gün içerisinde daha hızlı yükselip düşmesine sebep olurlar.
Kan şekerimizde yaşanan bu dalgalanmalar ise iki-üç saat sonra yeniden açlık hissi, tatlı isteği veya dikkatimizi toplamakta zorlanma gibi durumlar yaşamamıza neden olur. İşte bu nedenle gün boyunca kendimizi sürekli atıştırmalık ararken bulabiliriz.
Sevgili okuyucular, amacımız yalnızca karnımızın doyması değil, vücudumuzun gerçekten beslenmesi olmalıdır. Gerçek beslenmenin yalnızca açlığı bastırmak değil, bedenimizin ihtiyaç duyduğu protein, sağlıklı yağ, lif, vitamin ve mineralleri dengeli bir şekilde alabilmek olduğu unutulmamalıdır. Besin değeri yüksek bir öğün ile rafine karbonhidratlardan oluşan bir öğünün vücudumuz üzerindeki etkisinin birbirinden tamamen farklı olduğu bilinmelidir.
NE YİYELİM?
Tokluk hissini belirleyen en önemli unsurlardan biri de lif yani posa tüketimidir. Sebzeler, meyveler, kurubaklagiller, yulaf ve tam tahıllar yalnızca bağırsaklarımızı değil, tokluk mekanizmamızı da destekler. Liften zengin beslenen bireyler hem daha uzun süre tok kalabilir hem de sindirim sistemi daha düzenli çalışabilir. Tabağımızın yarısını sebzelerle doldurmak, haftada en az iki gün kurubaklagillere yer vermek, beyaz ekmek yerine tam tahıllı seçenekleri tercih etmek ve günlük meyve tüketimini ihmal etmemek sağlıklı beslenirken uzun süre tok kalmanın en temel adımları arasında yer almaktadır.

Örneğin kahvaltıda simit, poğaça veya açma gibi kısa sürede enerji sağlayan besinleri tüketmek yerine; yumurta, peynir, yoğurt gibi kaliteli protein kaynaklarının yanında tam tahıllı ekmek, bol yeşillik, domates, salatalık, ceviz veya zeytinle hazırlanmış dengeli bir kahvaltı çok daha uzun süre tok kalmamıza yardımcı olur.
Aynı durum gün içerisindeki ara öğünler için de geçerlidir. Acıktığımızda elimizin gittiği bisküvi, çikolata veya paketli atıştırmalıklar kısa süreli bir tokluk hissi sağlasa da çok geçmeden yeniden acıkmamıza neden olabilir.
Bunun yerine bir avuç çiğ kuruyemiş, kefir, mevsim meyvesiyle hazırlanmış yoğurtlu bir ara öğün ya da birkaç tam tahıllı grissini ve peynir gibi seçenekler hem kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur hem de bir sonraki öğüne kadar daha rahat tok kalmayı destekler.
Unutmayın; amacımız sadece açlığımızı bastırmak değil, bedenimizi ihtiyaç duyduğu besin ögeleriyle besleyerek uzun süreli ve sağlıklı bir tokluk oluşturmak olmalıdır. Herkese sağlıklı ve bilinçli seçimlerle dolu günler diliyorum.
Adres: Körfezkent Mah. Nergiz Cad. Stratus Residence No: 15 Körfez/Kocaeli
Telefon: 0535 089 08 54
Instagram: diyetisyenecemsahin