
Erenköy Kız Lisesinin Yatılı Bölümünde okuduğum 45 yıllık arkadaşlarımla; tarihi, kültürü ve doğası ile göz dolduran Yunanistan’ın en güzel adalarından Rodos ve Simi’yi ziyaret ettik
Yazıma “Dikkat bu yazı bolca nostalji, sevgi, özlem ve kardeşlik içerir!” sözleri ile başlamak istiyorum zira ekim ayı sonunda, 1980- 1983 yılları arasında Erenköy Kız Lisesi’nde yatılı okuduğum arkadaşlarımla, 60 yaş kutlaması için gerçekleştirdiğimiz 4 günlük seyahati anlatacağım. Seyahate katılan arkadaşlarımız arasında ilkokula erken başlayanların “Ama ben henüz 60 olmadım” dediğini duyar gibi olsam da bu 4 günlük kısa seyahatimiz 60. yaşımızın kutlamasıydı. İngiltere’de yaşayan Seher Tosun arkadaşımızın önerisi ile bu kutlama için program yapmaya başladık. İngiltere’de 21. yaş ve 60. yaş çok önemli yaş dönümleriymiş ve kutlamaları da diğer yaş dönümlerine göre çok daha coşkulu yapılıyormuş. “Gezgine her dem bayram hele ki yatılı okul arkadaşları ile olursa çifte bayram” diyerek tüm programlarımı iptal edip arkadaşlarımın programına dahil oldum.


YATILI OKUL ARKADAŞLIĞI
Yatılı okul arkadaşlığı, tabiri caizse asker arkadaşlığı gibidir, anılar birikir de birikir. Aynı yatakhanede, aynı yemekhanede, aynı etütte, aynı bahçede, aynı okulda üç yıl birliktesin hatta ortaokulda yatılı olursan (Bizim zamanımızda ilkokul 5 yıl, ortaokul 3 yıldı) altı yıl. Dile kolay, birlikte büyüyorsun ve o arkadaşların ailenden biri, kardeşlerin oluyor. Dolayısıyla yıllar geçse de bağların hiç kopmuyor, görüşmeye devam ediyorsun.
Daha önceki buluşmalarımız genellikle İstanbul’da ve bir gece konaklamalı şekilde oluyordu. Bu sefer yurtdışı programı yapacaktık. Ezcümle Rodos’ta karar kılındı. Ben de daha önce Rodos’a gittiğim için bir günü de Simi’ye ayırmamızı rica ettim ve kabul gördü. Tabii programın yeri ve zamanı tüm arkadaşlarımıza uymadı ama 9 arkadaş ile yola çıkmaya hazırdık. Fethiye’de yaşayan arkadaşımız Vicdan Cengiz ve eşi Hüseyin sağ olsunlar, kalacağımız Air BNB evini ve feribot biletlerimizi ayarladılar. İstanbul’dan, Ankara’dan atladık uçaklara, ver elini Dalaman (Seher Londra’dan direkt Rodos’a uçtu). Sabah feribot erken saatte olduğu ve gümrük işlemleri için 1-2 saat önce limanda olmamız gerektiği için bir gün önce yola çıktık. Vicdan, havaalanına bizi almaları için özel araç yollayınca ve bekleyen şoförler arkadaşlarımızın isimlerinin yazılı olduğu levhalarla bizi karşılayınca havalı bir şekilde Rodos maceramız başlamış oldu. Dalaman’dan Fethiye’ye varana kadar espri, espri üzerine…

RODOS’A YOLCULUK
Gece geç vakte kadar kaynattıktan sonra birkaç saatlik uykuyla (Başka zaman asla o kadar dinç uyanamazsınız) limana vardık hatta en önce gelenlerdendik. Gümrük işlemleri bitip feribota binince en öndeki manzaralı pencereleri seçip oturduk fakat kalkış saati gelip geçmesine rağmen feribot bir türlü kalkmıyordu. Yarım saat sonra yapılan anonsa göre ‘arıza’ bize göre ‘yeterli sayıda kişi olmaması’ nedeniyle başka feribota geçmemiz istendi. Ekim sonu olduğu ve hava durumunun sağı solu belli olmaz diye hem yazlık hem kışlıkları doldurunca, koca koca bavullarla gitmişiz. Haydi o bavullarla tekrar feribot değiştir! En önde olduğumuz için feribottan en son inen biz olduk tabii dolayısı ile bize kalan yerlere oturduk. Bu durum bizi yıldırmadı, sohbet, muhabbet derken 1,5 saatlik yolculuğun nasıl geçtiğini anlayamadık. Feribottan inince, karşımızda tüm ihtişamı ile Rodos’un kale surları duruyordu.

Google haritalardan evin konumuna baktık ve mesafenin 800 metre olduğunu görünce birkaç arkadaş “yürüyelim” dedik, diğer arkadaşlar taksiye bindi. Benim amacım etrafı seyrede seyrede eve gitmekti. Google amcanın haritası bizi araba yollarından mı götürmeye çalıştı, ne olduysa yol uzadı da uzadı. Daha önceki gelişimizde limandan çıkar çıkmaz araba kiralamıştık. O yollardan geçerken uçak bagaj limitini gramı gramına ayarlanmış, fermuarını kapatabilmek için üstüne çıktığımız bavullarla yürümenin bu kadar zor olduğunu haliyle düşünemedim. Yolların da bizim “podima” dediğimiz yuvarlak çakıl taşlarıyla döşenen yollar olduğunu unutmuştum tabii. Evin konumu biraz tepede, kaldırımlar da yüksek olunca, yol boyu bavulları indirip kaldırmak işkence gibi gelmedi değil. Antik yolları döşerken, bizim koca koca bavullarla geleceğimizi düşünememişler tabii. Konu geçmişken, Rodos’a özgü tek tek dizilerek yapılan bu taş döşeme şeklinden bahsetmezsem, taş ustalarına haksızlık etmiş olacağım. Rodos ve Oniki Adalar’da yaygın olarak kullanılan ve yerel ustalar tarafından nesilden nesile aktarılan bir teknik ile döşenen bu taşlara “Hohlaki” deniliyor. Genellikle eski şehir merkezinde, kilise girişlerinde, avlularda, kamusal alanlarda ve bahçelerde bu teknik kullanılmış… Uzun lafın kısası, siz siz olun Rodos’a ya az eşyayla gelin ya da limandan bir araç kiralayın. Ben her zaman olduğu gibi duruma iyi tarafından baktım: Ya yollarda bavulların tekerleklerini bıraksaydık, nice olurdu halimiz. Üstelik eve varana kadar eski şehrin neredeyse tamamını daha ilk günden gezmiştik…

ONİKİ ADALAR’IN EN BÜYÜĞÜ
Eve vardığımızda hemen bir şeyler atıştırıp, şehri keşfetmek için dışarıya çıktık ve eve çok yakın olan eski şehirden başladık. Rodos’u daha önce kaleme aldığım ve bu seyahatte günübirlik ziyaret ettiğimiz Simi’ye de yer vermek istediğim için fazla detaylı yazmayacağım. Detaylar için Rodos gezi yazıma; https://www.kocaelilife.com/sovalyeler-adasi-rodos-10619/ linkinden ulaşabilirsiniz. Yunanistan’ın Oniki Adalar’ının en büyüğü ve idari merkezi olan Rodos Adası, Ege Denizi’nin güneydoğusunda yer alıyor. Tarihi dokusu, doğal güzellikleri, temiz plajları ve kültürel mirasıyla dünyaca ünlü ada, köklü tarihiyle yılın her ayı ziyaret edilen önemli destinasyonlardan biri. Türkiye kıyılarına (Bozburun Yarımadası) yaklaşık 18 km uzaklıkta yer alan adanın ismi, mitolojik efsaneye göre güneş tanrısı Helios’un sevdiği su perisi Rhodos’tan geliyor.

RODOS ESKİ ŞEHİR
Rodos’un eski şehir bölgesi, 4 km uzunluğunda kalın, yüksek surlar ve 6 ana kapıdan oluşan kaleyle çevrili. Kalenin yapımına 7. yüzyılda Bizans İmparatorluğu zamanında başlanmış. 14. yüzyılda Aziz John Şövalyeleri tarafından Bizans’tan satın alınan adanın surları güçlendirilmiş; Büyük Üstatlar Sarayı, kiliseler, hastaneler vb. gibi yapılar inşa edilerek askeri üst ve dini merkez haline getirilmiş.
AZİZ JOHN ŞÖVALYELERİ
Unvanları adayla bütünleşen şövalyelerin kökeni, 11. yüzyılda Haçlı Seferleri sırasında hasta ve yoksullara yardım etmek amacıyla Kudüs’te kurulan Aziz Yuhanna Tarikatı’na dayanıyor. 1522’de adayı kuşatıp, aylarca fethedemeyen Kanuni Sultan Süleyman ile anlaşma yaparak, Malta’ya gidene kadar adada hüküm sürüyorlar… Osmanlı döneminde ise kale yapıları korunarak amacına uygun değişiklikler ilave edilerek kullanılmış. Ada 1912-1943 yıllarında İtalyan yönetiminde kalmış ve restore edilerek eski şehir hemen hemen günümüzdeki görünümünü almış. Avrupa’daki en iyi korunmuş Orta Çağ şehirlerinden biri olan, adanın merkezi şehrinin Old Town (Eski şehir) bölgesini keşfederken; kemerli kapıları, daracık taş sokakları, tarihi yapılarıyla adeta Orta Çağ filmine ışınlanmış gibi hissediyorsunuz.

Bu arada karşınıza her an şövalye kıyafeti giymiş kişiler çıkabiliyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan eski şehirdeki önemli yapılardan bahsetmek gerekirse en görkemli yapısı Büyük Üstatlar Sarayı diyebilirim.

BÜYÜK ÜSTATLAR SARAYI
Mandraki Limanı’ndan Marine Kapısı veya Eleftherias Kapısı’ndan girilerek varılan Rodos’un en ünlü ve en çok ziyaret edilen Şövalyeler Sokağı’nın sonunda yer alan Büyük Üstadlar Sarayı, Rodos’un tarihi ve mimari mirasının en görkemli örneklerinden biri. Günümüzde müze olarak hizmet veren saray ve Şövalyeler Sokağı’nda yer alan sağlı sollu Hospitalier Tarikatı’nın mensuplarına ait hanlar gezilebiliyor. Şehre Marine Kapı’dan girince karşınıza çıkan büyük meydandan da bahsedeyim. Eski şehrin labirent gibi sokaklarının birleştiği bu meydan şehrin en canlı ve en popüler meydanı olan Hipokrat Meydanı.

HİPOKRAT MEYDANI
Ortasında tarihi çeşmesi, etrafında Orta Çağ’dan Osmanlı’ya kadar uzanan dikkat çekici mimari ve tarihi yapıları barındıran meydanda, Şövalyeler Dönemi’nde mahkeme binası olarak kullanılan Castellania binası, Osmanlı Kütüphanesi, tarihi dükkânlar, kafe ve restoranlar yer alıyor. Aslında eski şehirde girdiğiniz her sokakta farklı kültürlere ait sürprizler sizi karşılıyor.

Bir bakıyorsunuz 15. yüzyıldan kalma Agia Paraskevi Kilisesi, bir başka sokakta 3. yüzyıldan kalma Romalılara ait agora ya da bir Osmanlı hamamı…

OSMANLI ESERLERİ
Rodos’ta dört asır hüküm süren Osmanlı’nın bıraktığı eserlerin çoğu hala ayakta. Süleymaniye Camii, Sultan Mustafa Camii, İbrahim Paşa Camii, Ağa Camii, Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi, Fethi Paşa Saat Kulesi, Mustafa Paşa Hamamı, Türk Kahvehanesi, Süleymaniye Medresesi Osmanlı döneminden kalan ve en çok ilgi gören eserler.


LİMAN BÖLGESİ
Adanın en eski limanı Mandraki ve adanın en önemli simge yapıları liman bölgesinde yer alıyor. Bunların başında ise Dorlar tarafından güneş tanrısı Helios’a şükranlarını sunmak için yapıldığı, 50 yıl kadar ayakta kaldıktan sonra bir depremde yıkılarak yok olduğu rivayet edilen Rodos Heykeli geliyor. Şu anda sadece Antik Çağ’ın yedi harikasından biri olan Rodos Heykeli’nin ayaklarının bastığı taş kolonlar ayakyta. Günümüzde bu kolonlarda Elefos ve Elefina adlı iki geyik heykeli bulunuyor. Yine limanda günümüzde deniz feneri olarak hizmet vermeye devam eden Aziz Nicholas Kalesi ve yel değirmenlerini görebilirsiniz.

Adada Helenistik dönemin izlerini taşıyan Lindos, Kamiros ve Lalysos gibi antik yerleşimler de var. Biz bir günümüzü Lindos’a ayırdık.

LINDOS
Otobüsle bir buçuk saatlik mesafede olan Lindos; Akropolisi, beyaz badanalı evleri ve deniz manzarasıyla ünlü bir sahil kasabası…


Lindos’a varınca çarşısını turlayarak alışveriş yaptık ve eski bir kafede soluklandık. Biz, Seher ve Hanife ile Akropol kalıntılarının olduğu tepeye çıkmaya, diğer arkadaşlarımız sahile gidip denize girmeye karar verdi. Akropol’ün olduğu tepeye tırmanırken muhteşem manzaraları seyretmeye ve fotoğraflarını çekmeye doyamadık desem yeridir. Geri döndüğümüzde az da olsa yüzmek için zamanımız kalmıştı “Denize de girmedik demeyelim” diye biz de yüzdük. Mevsime göre deniz ısısı fena değildi. Adadaki 3. günümüzde Simi Adasını ziyaret ettik.


SİMİ (SYMI)
Yunanistan’ın Dodecanese yani Oniki Adalar grubuna ait Simi, tarihi dokusu, mimarisi ve doğasıyla Yunanistan’ın en güzel, en renkli ve küçük adası olması sebebiyle en sakin adalarından biri. Simi ülkemize Rodos’tan daha yakın. Rodos ile Simi arası 41 km iken ada; Datça Limanına 8 km, Marmaris Bozburun’a 6,5 km, Bodrum’a ise 33 km uzaklıkta. Pandemiden sonra değişiklikler oldu ama yaz sezonunda Bodrum, Marmaris ve Datça’dan feribot seferleri var diye biliyorum. Adanın ismiyle ilgili birkaç mit var; en yaygın olanı, Yunan mitolojisinde bir su perisi olan ‘Nymphe Symi’den aldığı yönünde. Türkçe ismi ise Sömbeki. Limana varmadan önce teknemiz adanın en etkileyici plajı olan Aziz George Plajı’na uğradı.

Yalçın kayalıklarla çevrili bu plaja sadece deniz yoluyla ulaşılabiliyor. Bildiğim kadarıyla bu plajda yüzmek için yarım saatlik mola veriliyor ancak sanırım deniz dalgalı olduğu için sadece fotoğraf çekmek için durarak, yolumuza devam ettik.

Limana yaklaşırken rengarenk sevimli evlerin çizili olduğu bir kartpostala bakıyormuş gibi hissettiğimiz adanın başkenti ve ana yerleşim yeri Symi Town olarak anılıyor ve iki bölgeden oluşuyor. Liman bölgesine “Gialos” deniliyor. Turistik restoranlar, kafeler, oteller ve mağazaların çoğu bu bölgede. Ada halkının yaşadığı tepedeki bölüme ise Chorio (Ano Symi) deniliyor. Chorio, adanın ilk yerleşim bölgesi ama adada yaşayanlar sadece bu sebepten dolayı değil yaz aylarında daha serin ve turist kalabalığından uzak olduğu için tepede yaşamayı tercih etmiş.


Manzaranın şahaneliğini de katarsak, burada kim yaşamak istemez ki! Tabii her güzel şeyin bir bedeli olduğu gibi tepede yaşamanın da bedeli; 500’den fazla basamağı tırmanmak.

KALI STRATA
Chorio’ya varmak için merdivenli bir yol inşa edilmiş. Gialos limanından başlayarak Chorio’ya kadar uzanan taş döşeli bu merdiven yola “Kali Strata” deniliyor. Aslında tekneden iner inmez tepeye, Chorio’ya giden minibüslerin olduğunu gördük. Minibüse bindik ama şoför bir türlü gelmeyince daha fazla zaman kaybetmemek için indik. Biz Lindos’ta olduğu gibi Seher’le tepeye tırmanmaya karar verdik. Diğer arkadaşlar liman bölgesinde kalmayı tercih etti. Basamakları çıktıkça hem manzara hem de dar sokaklar arasında inşa edilmiş taş evlerin, kafelerin, dükkanların şirinliğini gördükçe en son basamağa kadar çıkmaya karar verdik. İyi de yaptık. Böylece her bir adımda, ada halkının geleneksel yaşamlarının ve kültürlerinin izlerine tanık olduk. Bazı basamakları 1.90 metre boyundaki ustaların inşa ettiğinden şüphelendim zira rıhtları normal boydakilerin bacak boyuna göre çok yüksek ki bu durumu antik çağda yapılan yerleşim bölgelerinde sıkça rastlıyorum. Belki de daha az çalışmak için yani tembellikten yüksek yaptılar kim bilir! Araştıran var mı acaba?
“Simi’nin Merdivenli Kalbi” de denilen Kali Strata’nın, ikonik yürüyüş rotalarından biri olduğunu duymuştum ama bu kadar güzel ve özel olduğu aklıma gelmemişti açıkçası.

Yol boyunca rastladığımız neoklasik evler, renkli kapılar, dini yapılar, terk edilmiş ya da terk edilmemiş ama restore edilmeyi bekleyen binaların ve limanın panoramik manzaralarını bol bol fotoğrafladık. Kale kalıntılarının olduğu zirveye kadar çıktıktan sonra geldiğimiz yolun aksi istikametinden aşağıya inerek tepenin tamamını keşfetmiş olduk. Ekim sonu olduğu için öğle saatlerinde güneş bizi aşırı yormadı ama yazın bu yol kesinlikle sabah erken saatlerde veya akşamüstü katedilmeli.


SÜNGER
Simi, tarih boyunca nesilden nesile geçen sünger avcılığıyla ünlenmiş ve zenginleşmiş bir ada ancak günümüzde sünger avcılığı yaygın olarak yapılmıyor; turistik ve kültürel miras olarak yaşatılıyor. Sahilde sünger avcılığının tarihsel önemini simgeleyen heykel anıtları görebiliyorsunuz. Simi kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir ada; her sokağın, her binanın bir hikayesi var ancak detayları anlatacak yer yok. İnşallah başka bir yazıya…
Rodos’taki son günümüzü yine eski şehirde alışveriş ağırlıklı geçirdik. Tam sezon kapanırken, şehrin ünlü caddesi Sokrates’teki esnafların yüzünü güldürecek alışverişler yaptık. Rodos’ta 3 bin kadar Türk yaşıyor. 1923 Mübadelesi esnasında ada İtalyanların yönetiminde olduğu için Türkler adayı terk etmemiş.

Alışverişlerimizin çoğunu Türk esnaflarından yaptık. Her anı dolu dolu geçen 4 günlük Rodos ve Simi’de gezimize o kadar çok şey sığdırdık ki tamamını anlatmaya çalışsam sayfalar yetmeyecek. Ez cümle: Rodos’un eski şehrinin hemen her sokağını, nerede ne yenir, nereden alışveriş yapılır öğrendik. Geç saatlere kadar sokaklarda korkusuzca dolaşabildik. Keçi gibi gördüğümüz her kaleye tırmandık. Lindos ve Simi’de kalbimizi bıraktık. En akılda kalacak olan anımız ise eski şehir surlarının içinde Erenköy Kız Lisesi Marşını söyledik.

MİNNET VE ŞÜKRAN
Başta bu yazı nostalji, sevgi, özlem ve kardeşlik içerir demiştim. Bir ilave daha yapmam gerekiyor. Bu yazı aynı zaman da çokça minnet ve şükran da içeriyor: Ülkemizin farklı şehirlerine hatta yurtdışına dağılan ve her biri kendi ayakları üzerinde dimdik durabilen, başarılı, güçlü, dirayetli, özgüveni yüksek, vatana ve millete faydalı kadınların yetişmesine vesile olan; başta Cumhuriyetimizin kurucusu, ulu önderimiz, baş öğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, üzerimizde emeği geçen tüm öğretmenlerimize ve bizi destekleyen eşlerimize; bu seyahati paylaştığımız, birbirimizi büyüttüğümüz arkadaşlarım Dilek Kayar, Vicdan Cengiz, Seher Tosun, Hülya Atagün Bilgi, Gonca Eyüboğlu, Hanife Şahin, Aşkım Harika Topal, Hazan Havlucu adına, minnet ve şükranlarımı sunuyorum.



















Dilek KAYAR
Müzeyyenciğim eline kalemine sağlık. Hem gezimizi hem kardeşliğimizi birbirimize olan bağın yıllardır nasıl devam ettiğini nasıl eğlendiğimizi öyle güzel özetlemişsin ki…Umarım bir dahaki gezimizi de planlar akabinde güzel yazılarının devamını okuruz.
Seher Tosun
Canım arkadaşım, eline yüreğine sağlık.
45 yıllık kardeşliğimizi yine rüya gibi yaşadık; gezdik, gördük, yedik-içtik. eğlendik, anılarımızı tazeledik…
Çok doğru bir zamanda gittiğimize inanıyorum, benim gibi aşırı sıcaklarda aşırı bunalanlar için en ideal zaman Ekim ayı,
Yediğimiz yemeğin kalitesine göre yaptığımız ödeme çok uygundu. Medeniyetin gözünü seveyim, kazıklanmak korkusu olmadan günümüzü gün ettik.
Bu tanıtım yazısı; küçük grupların muhteşem buluşmasına sebep olacaktır.
Sevgimle selamlıyorum canım arkadaşlarımızı.
Gonca EYÜBOĞLU
Harika bir yazı kaleminize sağlık .hem dostluk hem gezi bu kadar güzel anlatılır
Gonca EYÜBOĞLU
Yazarımızı tebrik ediyorum
Yelda
Canım arkadaşlarımın gittiği benim gidemediğim gezi.Ne güzel anlatmışsın Müzeyyen .
Tekrar gezdım sayende tebrıkler❤️
Muhteşem bır yazı olmuş arkadaşım
Aşkım Harika Topal
Sevgili Müzeyyen yine eline, emeğine, yüreğine sağlık, gezi hakkındaki bilgilendirme çok güzel olmuş, anılarımızı canlandırdın, tekrarında buluşmak üzere, sevgiler
Sevim süleymanoğlu
İnsanın sevdikleriyle bu güzellikleri keşfetmesi ne kadar heyecan verici olmalı. Mükemmel bir gezi rehberi olmuş. Emeklerinize sağlık
AŞMIM HARIKA TOPAL
Sevgili Müzeyyen, eline, emeğine, yüreğine sağlık, yine çok güzel bir yazı olmuş, yaptığımız geziyi çok güzel anlatmışsın, anılarımızı canlandırdın, tekrar bir gezide görüşmek dileğiyle, sevgiler