
Şifayı çoğu zaman çok uzakta arıyoruz. Oysa o, evin içinde, mutfağın bir köşesinde, banyodaki küçük bir kâsede, bahçedeki ağacın dibinde sessizce duruyor. Biz fark edene kadar acele etmiyor, kendini göstermiyor.
Kadim bilgiler bize şunu anlatır: İnsan, doğadan ayrı değildir. Ev dediğimiz alan da doğanın dışında bir yer değildir. Sadece zamanla unuttuğumuz bağlar vardır. Hatırladığımızda ise her şey yeniden anlam kazanır.
Kış aylarında hazırladığımız bir fincan çay, yalnızca bedeni ısıtmak için değildir. Adaçayı, boğazı rahatlatırken zihni de toparlar. Kaynayan suyun içine düşen yapraklar, evin havasını yumuşatır. Defne yaprağı, yemeklere lezzet kattığı kadar düşünceleri de berraklaştırır. Antik çağlardan beri defne; korunmanın, sakinliğin ve iç denge hâlinin sembolü olarak kullanılmıştır. Bir fincan çayın içinde bu bilgi hâlâ yaşamaya devam eder.
Nane ve limon ise neredeyse her evin bildiği ama belki de hiç bu gözle bakmadığı iki dosttur. Nane ferahlık verirken, limon arındırır. Birlikte içildiklerinde yalnızca mideyi değil, günün ağırlığını da hafifletirler. Bazen bir şeyin faydalı olması için karmaşık olmasına gerek yoktur.
Kahve içiyoruz, telvesini geride bırakıyoruz. Oysa kahvenin dibi, toprağa en çok benzeyen hâlidir. Cilt için doğal bir peeling olur, elleri ve ayakları arındırır. Avuç içinde biraz telveyi zeytinyağıyla karıştırmak, yalnızca bedene değil, güne de iyi gelir. Kadim kültürlerde telve toprağa karıştırılırdı. Çünkü hiçbir şey tamamen atılmaz; dönüşür.
Banyo dediğimiz alan da aslında başlı başına bir arınma mekânıdır. Bir kâseye biraz tuz, biraz zeytinyağı, biraz kahve telvesi koyup karıştırmak… Suyun altına girmeden önce bu hazırlığı yapmak, bedeni olduğu kadar zihni de gevşetir. Su, üzerinde kalanları alıp götürmeyi bilir.
Zeytinyağı bu toprakların en eski armağanlarından biridir. Besler, yumuşatır, onarır. Antik çağlardan bu yana kutsanmasının nedeni yalnızca faydası değil, taşıdığı sabırdır. Zeytin ağacı acele etmez. Ondan gelen hiçbir şey hızlı vaatlerde bulunmaz ama kalıcıdır. Bir damlası bedeni, bir damlası niyeti besler.
Bahçelerdeki ağaçlara, parklardaki yeşilliğe çoğu zaman sadece bakıp geçiyoruz. Oysa her yaprak bir hatırlatmadır. Defne korur, zeytin dengeler, çam nefesi derinleştirir. Kocaeli’nin bitki örtüsü bu anlamda çok cömerttir. Denizle dağın arasında kalan bu topraklar, hem yumuşaklığı hem direnci aynı anda taşır. Bu yüzden burada yetişen bitkiler de, burada yaşayan insanlar da güçlüdür.
Bir çayı karıştırırken yavaşlamak, Bir yaprağı koparmadan önce durup bakmak, Bir kahvenin telvesine çöpmüş gibi davranmamak…
Bunlar küçük ama kıymetli hatırlamalardır.
Kadim bakış, şifayı zorlaştırmaz. Aksine sadeleştirir. Niyetle yapılan her şeyin bir karşılığı olduğunu fısıldar.
Belki de mesele, daha fazlasını öğrenmek değil; evimizin içinde zaten bildiklerimize yeniden saygıyla bakabilmektir.
Ve bazen şifa, büyük değişimlerde değil; küçük alışkanlıkların yumuşak dönüşümünde saklıdır.