
SL Akademi Kurucu Ortağı, MCC Master Coach / AATC / Technical Trainer Suzan Kayganacı; kadınların doğuştan dayanıklı, şefkatli, yaratıcı ve lider ruhlu varlıklar olduğunu söylüyor ve ekliyor: ”İş hayatında daha güçlü olmak; bu tükenmez içsel güce güvenmekten, kendi öz farkındalığımızı kucaklamaktan geçiyor.”
Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Uzun yıllar devlet okullarında ve özel okullarda edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yaptıktan sonra emekli oldum ancak üretmeye, fayda yaratmaya hiç ara vermedim. Bu birikimimi, eğitimcilik tutkumu eğitim danışmanı ve ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) MCC unvanlı bir koç olarak devam ettiriyorum. Aynı zamanda kurucu ortağı olduğum SL Akademi çatısı altında koçluk, eğitmenlik ve danışmanlık hizmeti veriyorum. ‘Mobfree’ markasını kurup patentini aldığımız mobbing farkındalığı eğitimiyle kurumlara destek veriyoruz. Ayrıca KOİDER Eğitim ve Girişimcilik Komisyonu Başkanı ve Koç Anne kitabının yazarıyım.
Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Tutku, inanç ve adanmışlık diyebilirim. Bununla birlikte, sahada geçirdiğim eğitimci ve yönetici kimliğimi, koçluğun derinlikli yetkinlikleriyle harmanlamam bunda etkili oldu. Daha kapsayıcı, daha bütünsel bir bakış açısıyla örtük yargılardan uzak, daha insani bir noktadan bakarak; şefkati ve içsel motivasyonu merkeze alarak çalışıyorum. İnsanların gerçek potansiyellerini keşfetmeleri için onlara güvenli, empatik ve yargısız bir alan açmak, bu yoldaki en güçlü özelliğim.

Hangi noktaya geldiğinizde ‘Ben başardım” dediniz?
Doğrusu hiç böyle bir şey demedim çünkü hayat bir yolculuk. Bu yolculukta herkes gibi benim de iniş çıkışlarım oldu ama arkama bakmamayı başardım, örneğin… Ya da bir olumsuz durumla karşılaşınca bunu bir büyüme fırsatı olarak görmeyi başardım. Başkalarıyla yarışmamayı başardım. Başkalarının iyi yönlerini takdir etmeyi başardım. İkinci kariyerim olarak gördüğüm koçlukla ilgili olarak, dünyanın en üst düzey koçluk unvanı olan MCC unvanını alarak bilgi ve birikimimi koçluk, liderlik eğitim programlarına aktarmayı başardım… Ama genel olarak baktığımda en çok ‘insan olmayı ve insan kalmayı’ kendimce başarabildiğimi söyleyebilirim.
Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
Biz kadınların iş dünyasında alanı dar ancak üstlendiğimiz roller çok fazla. Bir yandan anneyiz, eşiz, evin direğiyiz, evladız, kardeşiz; diğer yandan iş hayatının zorlu sorumluluklarını taşıyoruz; öğretmeniz, doktoruz, mühendisiz, şoförüz, işçiyiz, patronuz… Kendi profesyonel hayatıma bakınca bu çok yönlü dengeyi kurmaya çalışırken bazen çocuklarımın bazen kendimin zamanından aldığımı düşünüyorum. Ama anneliğin bana kattığı derinlik, verdiğim tüm ödünleri paha biçilemez bir kazanca dönüştürdü. Çocuklarla birlikte yeniden doğup büyümek, onlara yoldaşlık ederken kendimi derinlemesine tanımak, sınırlarımı sevgiyle yeniden çizmek bana güç verdi. ‘Koç Anne’ kitabı böyle doğdu ve başka annelere, çocuklara ışık tutan rehber oldu.
Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Kadınların öncelikle dışarıdaki gürültüyü kısıp, kendi seslerini duymaya, iç kaynaklarını fark etmeye ihtiyaçları var. Çözümü veya onayı dışarıda aramaya gerek yok; bir kadının alet çantasındaki en güçlü donanımı zaten kendi içinde saklı. Bizler doğuştan dayanıklı, şefkatli, yaratıcı ve lider ruhlu varlıklarız. İş hayatında daha güçlü olmak; sahip olduğumuz bu tükenmez içsel güce güvenmekten, kendi öz farkındalığımızı kucaklamaktan geçiyor. Kendi iç kaynaklarının farkına varan, hata yapmaktan korkmayan ve düştüğü yerden daha güçlü kalkan kadınların aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Kadın güçlüyse, toplum güçlüdür.
Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, değer kattığını düşünüyorsunuz?
Eğitim başlı başına muazzam bir dönüşüm yolculuğudur. Ben eğitim sektöründe büyük bir tutkuyla, inançla, adanmışlıkla çalıştım; sayısız öğrencinin ve dolayısıyla binlerce ailenin hayatına dokundum. Şu anda da bir koç olarak eğitmenlik ve danışmanlık yapıyor, bu dönüşüm yolculuğuna profesyonelce liderlik ediyorum. Toplumsal gelişim yerelden, aileden ve okullardan başlar. Özgüveni yüksek öğrenciler, ‘koçvari’ yaklaşımı benimseyen ebeveynler ve potansiyelini performansa dönüştürmeye istekli takımlarla çalışıyorum, STK’lara destek veriyorum. KOİDER Eğitim ve Girişimcilik Komisyonu olarak KOGEM ve BAĞ projeleri ile aktif bir şekilde çalışıyoruz. Yaşadığımız kentin çocuklarının, kadınlarının çok daha güçlü, sağlıklı ve üretken bir yapıya kavuşması için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki Suzan’a ne söylemek isterdiniz?
Ona şefkatle gülümseyip şunu söylerdim: “Çok şanslısın, aynen böyle devam et.” Çünkü ailem, özellikle de annem benim en büyük şansımdı. O sadece çok iyi bir anne değil, aynı zamanda ilk mentorum ve en güçlü rol modelimdi. 10 yıl önceki Suzan’a da annemin bana söylediği gibi “İçindeki o heyecanı ve kalbinin sesini dinleme cesaretini asla kaybetme” derdim. “Karşılaştığın her zorluk ve attığın her adım, seni hayallerini gerçekleştireceğin o ustalık dönemine hazırlıyor. Kendine güven, başaracaksın” derdim.