Sigmacert Global’in ortağı ve yöneticisi: Ceylan Yalçın

Ceylan Yalçın’a göre başarı; yalnızca büyüyen rakamlar ya da alınan belgeler değil, insanın kendini değerli hissettiği bir yapı kurabilmek. Yalçın, attığı her adımda kurumları güçlendirirken, insanı merkeze koymayı ilke edinmiş bir lider.

Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Van’da doğdum, Kocaeli’de büyüdüm. İstanbul Üniversitesi Siyasi Bilimler ve Uluslararası İlişkiler mezunuyum; üç kız çocuk annesiyim. Kurumsal hayata aile şirketinde başladım, ardından özel sektörde farklı deneyimler edindim. Bugün SigmaCert Global’in ortağı ve yöneticisi olarak görev alıyorum. Merkezimiz Ankara’da. Türkiye’nin 81 ilinde ve 17 ülkede hizmet veren bir yapının içinde aktif olarak çalışıyorum. Belgelendirme ve denetimin ötesinde; inovasyon, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik ekseninde kurumsal yapılar inşa etmeye odaklanıyoruz. Yeni şeyler öğrenme hevesini kaybetmeyen güçlü bir ekiple çalışıyorum. Her zaman “İnsan için bir şey yapmak değil, insanı değerli kılmak” bakış açısıyla ilerledim; hâlâ aynı yerde duruyorum. Benim için iş sadece sonuç değil; işimi nasıl yaptığım da belirleyici. Unvanlar değil, insan odaklı yaklaşım beni güçlü kıldı. Asıl mesele, insanın değerlerini yaptığı işe taşıyabilmesi. O zaman iş, meslek olmaktan çıkıp anlamlı bir yolculuğa dönüşüyor. Aynı zamanda Kadın Adayları Destekleme Derneği’nde genel sekreter olarak görev yapıyorum. Kadınların eşit temsiliyeti ve karar alma mekanizmalarına katılımı için çalışıyoruz. Hayata değer katmanın bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.
Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak öne çıktığınızı düşünüyorsunuz?
Sertifikasyon ve denetim sektörü genellikle parçalı ilerler. SigmaCert Global’i farklı kılan; belgelendirme, denetim, eğitim ve saha organizasyonunu entegre ve sürdürülebilir bir yapı içinde sunmamızdır. Yönetim sistemleri ve helal belgelendirmeden tedarikçi ve şube denetimlerine, gizli müşteri hizmetlerinden stratejik araştırmalara kadar geniş bir hizmet alanımız var. TÜRKAK, HAK ve E.Global akreditasyonlarımız, teknik gücümüzün göstergesi. Türkiye genelinde 700’ün üzerinde denetçi ve 5 bini aşkın saha personeliyle 81 ili kapsayan bir organizasyon yapımız bulunuyor. Eş zamanlı denetim ve eğitimleri merkezden etkin şekilde yönetiyoruz. Üniversitelerle yürüttüğümüz iş birlikleri kapsamında 200’ün üzerinde üniversitede, 130 binden fazla öğrenciye ulaştık. Meslek odaları ve sivil toplumla yaptığımız çalışmalarla sektörel standartların yaygınlaşmasına katkı sağlıyoruz. Biz yalnızca belge veren bir kurum değiliz; denetimi, eğitimi, insan kaynağını ve sosyal etkiyi birlikte düşünen bütüncül bir yapıyız.

Hangi noktaya geldiğinizde ‘Ben başardım” dediniz?
“Ben başardım” dediğim tek bir an olmadı ama bir eşik var: Artık sadece sorunları konuşan değil, “Ben ne yapabilirim?” diyen biri olduğumu fark ettiğim an. Kendimi tanımayı öğrendim. Sınırlarımı, neye “hayır” demem gerektiğini gördüm. İnsanı anlamanın yolu, önce kendini tanımaktan geçiyor. Bir yapıyı daha sağlıklı hale getirebildiğimde, birine yol açabildiğimde şunu dedim: “Galiba doğru yerde duruyorum.” O yüzden “başardım” demekten çok, “yolum doğru” diyorum.

Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
Yorulduğum, kendimi ikinci plana attığım, güçlü görünmek zorunda hissettiğim zamanlar oldu ama kendim olmaktan vazgeçmedim. Haksızlık karşısında sessiz kalmadım. Uyumlu olmak adına karakterimden feragat etmedim. Anne kimliğimi kariyerime, kariyerimi anneliğime feda etmedim. İnancımı, değerlerimi ve çalışma disiplinimi korudum. Üretmek benim var olma biçimimdi; bundan ödün vermedim. Ve hayal kurmaktan vazgeçmedim. Güçlü olmak; herkesi memnun etmek değil, nerede duracağını bilmekmiş. Ben de bunu öğrendim.

Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Cesaret ve alan açılması. Bir kadın, fikrinin dikkate alınacağına inanmadıkça güçlenmesi zor. İlk eşik, “Ben yapabilirim” deme cesareti. Ama cesaret tek başına yeterli değil. Kurumların da kadınlara karar alma süreçlerinde yer vermesi, sorumluluk ve yetkiyle desteklemesi gerekiyor. Sorun çoğu zaman fırsat eşitliği değil, fırsata erişim.

8 Mart sizin için ne ifade ediyor? Geleceğe dair nasıl bir kadınlık ve eşitlik hayali kuruyorsunuz?
8 Mart, kadınların ortak bir kaderde buluştuğunu hatırlatan güçlü bir tarih. Eşit işe eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talebiyle verilen mücadelenin simgesi. 1911’de New York’ta hayatını kaybeden 123 kadın işçi ve onlarla birlikte yaşamını yitiren 23 erkek işçi bize şunu gösteriyor: Eşitlik tek taraflı bir mücadele değil, ortak bir sorumluluk. Ben artık kaç kadının kaybedildiğini değil; kaç kadının bilimde, sanatta, ekonomide ve siyasette iz bıraktığını konuşmak istiyorum. Bunun ancak kadınlar ve erkekler yan yana durduğunda mümkün olduğuna inanıyorum.

Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki size ne söylemek isterdiniz?
Teşekkür ederdim. “İyi ki direnmişsin, iyi ki vazgeçmemişsin” derdim. Bugün buradaysam, o gün attığım adımlar sayesinde. Ve biliyorum ki yarınki ben de bugünden inşa ediliyor.

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...