
Cesaretini inancından alan Ceyda Akgüneş Akdağ, Cey’Art Cafe & Atölye ile İzmit’te ilham veren özgün bir sanat ve yaşam alanı yarattı.
Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Ben Ceyda Akgüneş Akdağ. Uludağ Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği mezunuyum. Evliyim ve bir erkek çocuk annesiyim. Uzun yıllar otellerde ve seyahat acentelerinde çalıştım. Edindiğim bu deneyimlerin ardından, son iki yılını hazırlık sürecine ayırdığım Cey’Art Cafe & Atölye’yi hayata geçirdim.
Burası, İzmit’in heykel ve seramik boyama yapılabilen ilk kafe konsepti. Amacım yalnızca bir kafe açmak değildi; kapıdan girildiği anda insanlara iyi hissettiren, aynı zamanda fark yaratan bir alan oluşturmaktı. Cey’Art’ta misafirlerimiz, herhangi bir süre kısıtlaması olmadan, bir eğitmen ya da kurs düzeni olmaksızın, kendi yaratıcılıklarıyla heykel ve seramik objeleri boyayabiliyor. Boyadıkları ürünler, Cey’Art stickerlı çantalarla kendilerine teslim ediliyor ve tamamen onların eseri olarak kalıyor. Bunun yanı sıra İzmit’te vizyon geliştiren ve fark yaratan çeşitli atölye çalışmaları da düzenlemeyi önemsiyorum.
Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Cey’Art Cafe & Atölye’yi hayata geçirirken, daha önce İzmit’te denenmemiş bir konsepti bilinçli bir risk alarak uyguladım. Bu fikri yalnızca “ilk olmak” üzerine değil, yaklaşık iki yıl süren detaylı bir hazırlık süreci sonrası inşa ettim. Yani Cey’Art, güçlü bir altyapı, veri odaklı analizler ve stratejik bir bakış açısıyla kuruldu. Bugün en büyük motivasyonum, misafirlerimizin gösterdiği ilgi ve olumlu geri dönüşler. Bu da bizi hem cesaretlendiriyor hem de daha iyisini yapmak için motive ediyor.

Hangi noktaya geldiğinizde “Ben başardım” dediniz?
Cey’Art Cafe & Atölye’yi açtığımız dönemde ne yazık ki bulunduğumuz mahallede kapsamlı altyapı çalışmaları başlamıştı ve bu süreç 4 ay sürdü. Yeni açılmıştık ve henüz tanınmıyorduk. O dönemde en büyük gücümüz, sosyal medya üzerinden kendimizi anlatma çabamız ve içten iletişimimiz oldu. Tüm zorluklara rağmen insanlar bizi merak ederek geldi. Sırf burayı deneyimlemek için gösterilen bu emek ve ilgi, benim için “başardım” dediğim andı. Bugün geriye dönüp baktığımda, o zor başlangıcın aslında Cey’Art’ın en güçlü temellerinden biri olduğunu görüyorum.
Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
En büyük fedakârlık, özel hayattan vazgeçmek oluyor. Cey’Art Cafe & Atölye’de çalışma saatlerimiz sabah 09.00’dan gece 23.00’e kadar sürüyor ve haftanın yedi günü açığız. Bu da ister istemez sosyal hayatı ve kişisel zamanı büyük ölçüde ikinci plana itiyor. Bir anne olarak en zor kısmı ise çocuğumla geçireceğim zamandan feragat etmek. Onun zamanından çalıyor gibi hissettiğim çok an oldu. Elbette bu kolay bir yolculuk değil. Ancak işimi gerçekten çok seviyorum ve yarattığım bu alanın insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi görmek, tüm bu fedakârlıkları anlamlı kılıyor.
Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Kadınların iş hayatında güçlü olabilmesi için en çok maddi ve manevi olarak desteklenmeye ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Özellikle ailelerin ve yakın çevrenin desteği, kadınların işlerine odaklanabilmesi ve sürdürülebilir bir başarı kurabilmesi açısından çok belirleyici. Bunun yanında, bir işte başarı hedefleniyorsa disiplinli olmak kaçınılmaz. Verimli ve çok çalışmak, hazırlık yapmak ve en önemlisi yaptığın işe inanmak gerekiyor.
Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, değer kattığını düşünüyorsunuz?
Cey’Art Cafe & Atölye insanlara sanatla ilgili ezberleri sorgulatan bir alan sunuyor. Özellikle herkesin kendi sanatını dilediği gibi üretebileceğini göstermeyi önemsiyorum. Cey’Art’ın sloganı olan “Burada herkes sanatçıdır” ifadesi tam olarak bunu anlatıyor. Bu nedenle bize gelen birçok kişi burayı bir nevi terapi alanı olarak tanımlıyor. İnsanların istedikleri zaman, ister tek başlarına ister arkadaşlarıyla ya da aileleriyle gelip üretim yapabilecekleri, kendilerini iyi hissedebilecekleri bir ortam sunuyoruz. Aynı zamanda ekip olarak hijyen, kalite ve hizmet standartlarına büyük önem vererek, güvenli ve sürdürülebilir bir alan yaratmaya özen gösteriyoruz. Tüm bunların İzmit’te sanata daha ulaşılabilir, daha kapsayıcı ve daha iyileştirici bir alan açtığını düşünüyor; bu anlamda kentimize ve topluma değer kattığımıza inanıyorum.
Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki size ne söylemek isterdiniz?
Kalbinin sesini dinlemesini söylerdim. “Hayat boyunca pek çok kişi seni farklı yönlere çekmeye çalışacak ama asıl önemli olan, kendini gerçekten tanımaya çalışman. Neleri sevdiğini, neleri sevmediğini bilmen. O iç ses, doğruyu sana zaten fısıldıyor. Ona güven. Çünkü seni en doğru yere götürecek olan şey, başkalarının beklentileri değil; senin kendi yolunu tanıman olacak.”