Kendimizle barışmak için neyi bekliyoruz?

Ne zamandır bugünkü hâlimiz bize yetmemeye başladı? Daha iyi beslenmek, daha çok okumak, spor yapmak, sınırlarımızı öğrenmek, duygularımızı tanımak, kariyerimizde ilerlemek, daha sağlıklı ilişkiler kurmak… Bunların hiçbirinde tek başına bir sorun yok. Hatta çoğu, kendimize gösterdiğimiz özenin doğal bir parçası. Fakat hepsi bir araya geldiğinde fark ettirmeden başka bir düşünceyi besleyebiliyor: “Şu an olduğum hâlim henüz yeterli değil.”
Tam da burada kendimizle kurduğumuz ilişki koşullu hâle geliyor. Biraz daha başarılı olduğumuzda, bedenimiz değiştiğinde, kaygılarımız azaldığında, geçmişimizi çözdüğümüzde ya da ilişkilerimizi yoluna koyduğumuzda kendimizle nihayet barışacağımızı düşünüyoruz. Böylece kabulümüzü bugünkü kendimizden çekip gelecekteki bir versiyonumuza teslim ediyoruz. Kendimizi yaşamaktan çok, kendimizi tamamlamaya çalışıyoruz. Belki de kendimize sormamız gereken soru “Nasıl daha iyi olurum?” değil, “Kendimle iyi olmak için neden önce değişmem gerektiğine inanıyorum?” olmalıdır. Belki de burada kaçırdığımız şey gelişmek ile kendimizi yetersiz görmek arasındaki farktır.
***
Carl Rogers’ın insanı anlamaya yönelik yaklaşımının merkezindeki önemli kavramlardan biri koşulsuz olumlu kabuldür. Bunun anlamı, insanın yaptığı her şeyi doğru bulmak ya da değişmekten vazgeçmek değildir. Daha temel bir yere işaret eder: Değerimizin, kusursuz olmamıza bağlı olmadığı bir ilişki kurabilmek. Başkalarıyla olduğu kadar kendimizle de… Çünkü “Yeterli olmadığım için değişmeliyim” ile “Kendime değer verdiğim için gelişmek istiyorum” birbirine benzeyen ama psikolojik olarak çok farklı iki cümledir.
İlkinde değişimin altında çoğu zaman utanç, korku, eksiklik ya da kendinden memnuniyetsizlik vardır. İkincisinde ise özen vardır. İnsan bedenine kızdığı için de spor yapabilir, bedenine değer verdiği için de. Kendini başarısız gördüğü için de çalışabilir, yaşamında yeni bir şey inşa etmek istediği için de. Davranış aynı görünse bile insanın kendisiyle kurduğu ilişki aynı değildir. Belki de değişimin en sağlıklı hâli, mevcut kendiliğimizi reddederek değil, onun yanında durabilerek başlar.
***
Aynı durum duygularımız için de geçerli. Bir duyguyu fark ettiğimiz anda çoğu zaman onu yaşamadan çözmeye çalışıyoruz: “Neden böyle hissediyorum?”, “Bunun kökeni nerede?”, “Çocukluğumla mı ilgili?”, “Hangi deneyim bunu tetikledi?”. Elbette kendimizi anlamak kıymetlidir fakat bazen bir duyguyu anlamlandırmaya çalışırken onu yaşamaya hiç fırsat vermeyebiliriz. Üzüntüyü hemen açıklamak, kaygının kökenini hemen bulmak, öfkeye hemen bir anlam yüklemek zorunda değiliz. Bazen önce o duygunun orada olduğunu fark etmek ve onunla bir süre kalabilmek gerekir.
İçgörü de tam burada değer kazanır. Kendimizi anlamak önemlidir fakat fark etmek her zaman değişmek anlamına gelmez. İçgörü bize kapının yerini gösterir; o kapıdan geçmek ise hazır olduğumuzda mümkün olur. Üstelik ulaşmamız gereken tek ve değişmez bir “en iyi versiyonumuz” da yoktur. İhtiyaçlarımız değiştikçe iyi hâlimiz de değişir. Asıl mesele, tüm bu değişimin içinde kendimizle kurduğumuz ilişkiyi koruyabilmektir. Değişmek için önce olduğumuz hâli yetersiz saymak zorunda değiliz.
***
Gelişim, kendimizle verdiğimiz bir savaşın değil, kendimize verdiğimiz değerin sonucu da olabilir. Kendimizi düzeltilmesi gereken bir sorun gibi görmeden de büyüyebilir, değişebiliriz. Çünkü asıl ihtiyaç, kusursuz bir ben yaratmak değil, değişen her hâlimizle sürdürebildiğimiz sağlam bir kendilik ilişkisi kurmaktır.

Adres: Yahya Kaptan Mah. Elzem Sok. No: 54 Mars İş ve Yaşam Merkezi 1. Giriş Kat: 3 No: 151 İzmit/Kocaeli
Tel: 0538 978 5124
Ins: @psikologcanerdal

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...