
Başarılı eğitimci ve iş kadını Müjgan Haşimoğlu’na göre, iş hayatında kadınların en çok ihtiyaç duyduğu şey destekleyici bir ekosistem ve görünürlük. Haşimoğlu, kadının iş hayatında daha maskülen görünme çabasının, dayatılmış bir görülme biçimi olduğunu düşünüyor ve “Güçlü ve başarılı bir kadını ‘erkek gibi kadın’ ifadesiyle övmemiz bile bu algının bir göstergesi” diyor.
Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Özel Sense Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ile Almanya’da hizmet veren Sense Sonderkinder merkezlerinin kurucusuyum. Çocuk gelişimci, özel eğitim alanında uzman öğretici ve nörobilim uzmanı olarak özellikle otizm ve gelişimsel farklılıkları olan çocuklarla çalışıyorum. Kurucusu olduğum merkezlerde 0–12 yaş aralığındaki çocuklara kanıta dayalı özel eğitim programları uyguluyor, aynı zamanda ailelere rehberlik ediyoruz. Yurt dışında kurduğumuz “Sense Özel Eğitim” yapılanmasıyla göçmen çocukların da nitelikli eğitime erişebilmesini sağlamak benim için ayrı bir gurur kaynağı. Bunun yanında NÖROKAD’ın (Nörobilim Kadınları Derneği) kurucu üyesi ve ÖGEYAD’ın (Özel Gereksinimli Bireyler Sürdürülebilir Yaşam Derneği) kurucu başkanıyım.
Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Benim için en önemli fark, yalnızca çocukla değil çocuk–aile–çevre bütünlüğüyle çalışmak oldu. Bilimsel yöntemleri sahaya indirirken ailelerin duygusal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurduk. Disiplinler arası bir yaklaşımı benimsedik. Nörobilim, davranış bilimleri ve eğitim yöntemlerini bir araya getirerek her çocuğa özel programlar oluşturduk. Bu programları özellikle erken müdahale kapsamında uygulayarak spesifik bir alanda kurumumuzu güçlendirdik. Ayrıca bu alanda çalışan eğitmenlerin mesleki gelişimini destekleyen ve toplumsal katılımı hedefleyen projeler geliştirmemiz bizi farklı kıldı.

Hangi noktaya geldiğinizde “Ben başardım” dediniz?
Aslında bu alanda tamamen “başardım” diyebileceğim bir an yok çünkü her çocuğun ilerlemesi, yeni bir sorumluluk demek. Günümüzde nöroçeşitliliğin yoğun olduğu bir jenerasyonun eğitiminde rol alan bir meslek grubunda varlığını sürdürmek, her yeni günde kendini geliştirme gerekliliğini de beraberinde getiriyor. Değişen toplum dinamikleri ve aile yapılarındaki dönüşüm, mesleğimizde her zaman eksik bir parçayı fark etmemize neden oluyor çünkü insan sosyal bir varlık ve yaşam boyu anlam arayışı devam eder. Bununla beraber bir çocuğun ilk kelimesini söylemesi, ilk kez göz teması kurması ya da bir annenin “artık umudum var” demesi, içimde çok güçlü bir başarma duygusu oluşturuyor.
Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
En çok zamandan ve kişisel konforumdan ödün verdim. Hem anne hem yönetici hem de sahada aktif çalışan biri olmak ciddi bir denge gerektiriyor. Özellikle ikiz çocuk büyütürken kariyer yolculuğunu sürdürmek kolay değil ancak yaptığım işin anlamı, merakım ve yaratmaya çalıştığım yeni öğrenme alanları bu yolculukta bana denge ve keyif getiriyor. Aslında mesele, ödün vermekten çok doğru dengeyi kurma becerisini geliştirmek.
Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Kadınların en çok destekleyici bir ekosisteme ve görünürlüğe ihtiyacı var. Eğitim, fırsat eşitliği ve karar mekanizmalarında yer alma imkânı büyük önem taşıyor. Ayrıca kadın dayanışmasının gücüne inanıyorum. Kadının iş hayatında daha maskülen görünme çabasının, dayatılmış bir görülme biçimi olduğunu düşünüyorum. Oysa kadın, doğası gereği çoğaltan, hormonal dengesi gereği daha şefkatli ve kapsayıcı bir varlık. Tüm özellikleriyle yaşamın her alanında fark yaratacak güce sahip. Toplum olarak güçlü ve başarılı bir kadını “erkek gibi kadın” ifadesiyle övmemiz bile bu algının bir göstergesi. Yeni dünya düzeninde kadın figürünün gerçek hak edişini bulması gerektiğine inanıyorum.
Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, nasıl bir değer kattığını düşünüyorsunuz?
Özel gereksinimli bireylerin eğitime erişimi ve toplumsal yaşama katılımı, sağlıklı bir toplumun temel göstergelerindendir. Biz yalnızca çocuklara beceri kazandırmakla kalmıyor; aileleri güçlendiriyor, farkındalık oluşturuyor ve kapsayıcı bir toplum için zemin hazırlıyoruz. Eğitimden mahrum kalmış tek bir çocuğun bile olmaması, uzun vadede daha bilinçli ve empatik bir toplum demektir. Yaptığım iş, yarı kamusal bir sorumluluk taşıyor. Bu yönüyle dezavantajları avantaja dönüştüren ve kolaylaştırıcı bir rol üstleniyor.
Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki Müjgan’a ne söylemek isterdiniz?
“Zorlandığın anlar olacak ama vazgeçme; bugün attığın adımlar yarın başkalarının umudu olacak.” derdim. Ayrıca her şeyi tek başına yapmak zorunda olmadığını, yardım istemenin güçsüzlük değil bilgelik olduğunu hatırlatırdım. Sabırlı olmasını, kendisine şefkat göstermesini söyler; mutlaka onu yüreklendirir ve cesaret verirdim.