Neon ışıklardan geleneksel bahçelere: Adım adım Japonya günlüğü

Doğu ile batının, antik gelenekler ile fütüristik teknolojinin kusursuz uyumunu sunan Japonya, her gezginin gidilecek yerler listesinde yer alan bir ülkedir. İstanbul’dan Narita’ya uzanan bu 8 günlük özel rota, Tokyo’nun baş döndürücü enerjisinden Kyoto’nun mistik tapınaklarına ve Osaka’nın modern sokak lezzetlerine uzanan unutulmaz bir keşif sunuyor

İstanbul Havalimanı’ndan kalkan THY uçağıyla bulutların üzerinde geçen bir gecenin ardından Narita’ya ulaşıyoruz. Tokyo’ya adım atar atmaz ilk durağımız şehrin en eski ve ruhani kalbi olan Asakusa Tapınağı oluyor. Tarihi MS 645 yılına uzanan bu yapının devasa ve ikonik ‘Kaminarimon’ kapısı önünde fotoğraf çektirdikten sonra Nakamise Caddesi’nin cıvıl cıvıl tezgahları arasında pirinç kekleri ve yerel hediyelikler dünyasına dalıyoruz. Burası gerçekten kalabalık bir bölge. Japonya yüz ölçümü bakımından bizim ülkemizin yarısı kadar ancak nüfusu 125 milyon civarında. Böyle düşündüğümüzde kalabalıklık, turistlerle de birleşince gözümüzde daha somut hale gelebilir.

SHIBUYA KAVŞAĞI
Hava karardığında ise Tokyo’nun modern çehresi bizi çağırıyor. Dünyanın en yoğun yaya geçidi olan meşhur Shibuya Kavşağı’nda insan selinin ritmine kapılıyor, sadakatin simgesi Hachiko Heykeli’ne selam veriyoruz. Devasa neon reklamlar ve gökyüzüne uzanan ekranlar arasında Tokyo’nun gece enerjisini iliklerimize kadar hissediyoruz. Bu yaya geçidi artık eğlence kültürüne hizmet ediyor bence. Yayalara yeşil yandığı an herkes neşe içinde dans ederek tatlı bir seremoniyle geçiyor geçitten. Hatta büyük hoparlörle gelen çılgın gençler bile var. Size tavsiye, bu eğlenceli üst geçidin hemen karşısında yer alan malum kahve zinciri markasının üst katına çıkıp camdan bu eğlenceyi izleyin.

SADAKATİN SEMBOLÜ HACHIKO
Gelelim Hachiko’ya… Hikayesini pek çok kişinin bildiği Hachiko; sadakatin, sevginin ve vefanın tüm dünyadaki en büyük simgesi kabul edilen Akita cinsi efsanevi bir köpek. Hikâyesi 1920’li yıllarda Tokyo’da yaşanmış. 1924 yılında, Tokyo Üniversitesi’nde görev yapan Profesör Hidesaburo Ueno, safkan bir Akita cinsi bir yavru sahiplenir ve ona Japonca ‘sekizinci’ anlamına gelen Hachiko adını verir. Profesör ile Hachiko arasında çok kısa sürede inanılmaz derecede güçlü bir bağ kurulur. Hachiko, her sabah profesörü evinden Tokyo’daki Shibuya İstasyonu’na kadar yolcu eder. Profesör, trenle işe giderken, Hachiko eve döner. Ancak işin asıl büyüleyici kısmı akşamüstü yaşanır. Hachiko her akşam tam profesörün treninin istasyona varış saatinde Shibuya İstasyonu’nun kapısına gelir ve sahibini orada bekler. İkili, istasyon önünde buluşup eve birlikte yürürler. Bu tatlı rutin, tüm istasyon esnafının ve yolcuların dikkatini çeker.

DOKUZ YIL BEKLEDİ
Bu güzel rutin sadece 1 yıl kadar sürer. Mayıs 1925’te Profesör Ueno, üniversitede ders verdiği sırada aniden beyin kanaması geçirir ve hayatını kaybeder. O akşam Hachiko, her zamanki saatinde Shibuya İstasyonu’nun kapısında yerini alır. Tren gelir, yolcular iner ancak profesör trenden çıkmaz. Hachiko saatlerce bekler ancak sahibi gelmez. O gece ve sonraki günler profesörün yakınları Hachiko’yu başka evlere sahiplendirmeye çalışırlar fakat Hachiko ne yapılırsa yapılsın her seferinde kaçar ve soluğu yine Shibuya İstasyonu’nda alır. Hachiko, sahibinin öldüğünü hiçbir zaman kabul etmez. Tam 9 yıl, 9 ay, 15 gün boyunca; yazın kavurucu sıcağında, kışın dondurucu karında her akşamüstü Shibuya İstasyonu’nun kapısına giderek profesörün trenden inmesini bekler.

HALK SAHİPLENDİ
Hachiko’nun bu amansız sadakatini fark eden halk zamanla onu sahiplenir. İstasyon esnafı Hachiko’yu besler, ona kulübe yapar ve korur. 1932 yılında Japonya’nın büyük bir gazetesinde Hachiko’nun hikayesi yayınlanınca, sadık köpek bir gecede tüm ülkenin sevgilisi ve milli bir sembol haline gelir. Hachiko, 8 Mart 1935 tarihinde, 11 yaşındayken, her gün sahibini beklediği Shibuya İstasyonu’nun yakınlarındaki bir sokakta yaşlılık ve hastalıktan dolayı hayatını kaybeder. Ölümü tüm Japonya’da derin bir yas yaratır. Hachiko’nun anısını yaşatmak için daha o hayattayken, 1934 yılında Shibuya İstasyonu’nun kapısına bronz bir Hachiko Heykeli dikilmiştir (Heykel, İkinci Dünya Savaşı’nda metal ihtiyacı nedeniyle eritilse de, savaştan sonra 1948’de heykeltıraşın oğlu tarafından yeniden yapılmıştır). Bugün Hachiko’nun iç organları dondurularak Tokyo’daki Ulusal Doğa ve Bilim Müzesi’nde sergilenmektedir. Kemikleri ise Tokyo’daki Aoyama Mezarlığı’nda, çok sevdiği sahibi Profesör Ueno’nun mezarının hemen yanına gömülmüştür. Böylece iki dost, ölümden sonra da olsa birbirlerine kavuşmuşlardır. Bu ünlü heykel, günümüzde Tokyo’nun en popüler buluşma noktasıdır.

 

TOKYO KULESİ
Tokyo Kulesi de şehrin en ikonik simgelerinden biridir ve fütüristik Tokyo siluetinin en romantik parçası olarak kabul edilir. Kule, Paris’teki ünlü Eyfel Kulesi örnek alınarak tasarlanmıştır ancak Eyfel Kulesi’nden 9 metre daha uzundur. Tokyo Kulesi, geceleri şehre bambaşka bir hava katar. Işıklandırması mevsimlere göre değişir: Kış aylarında şehri ısıtması için sıcak mum tonlarında (turuncu/sarı), yaz aylarında ise serinlik hissi vermesi için beyaz ve mavi tonlarında ışıklandırılır. Bazı özel günlerde ise elmas gibi parıldayan rengârenk ışık şovları yapılır.

 

ELEKTRONİK DÜNYASI VE İMPARATORLUK MİRASI
Japonya’daki üçüncü günümüzde sabah kahvaltısının ardından yönümüzü Tokyo’nun akciğeri sayılan ve baharda sakuralarla dolup taşan Ueno Park’a çeviriyoruz. Hemen ardından anime, manga ve teknoloji meraklılarının cenneti olan ‘elektronik kenti’ Akihabara’da rengârenk dükkânları keşfediyoruz. Günün devamında İmparatorluk Sarayı’nın Doğu Bahçesi’nde geleneksel Japon peyzaj mimarisinin dinginliğini yaşayıp, dünyanın en lüks alışveriş caddelerinden biri olan Ginza’da modern Tokyo’nun şıklığına şahit oluyoruz. Japonya’da en ilginç bulduğumuz durumlardan biri büyük ana caddelerin insan kalabalıklığı arttığında aniden trafiğe kapatılması oldu. Kocaman caddelerin insanlara bırakılması çok keyifliydi.

FUJI DAĞI VE AKTİF VOLKANLAR
Bir sonraki gün, Tokyo’dan yaklaşık 2 saat uzaklaşarak doğanın kucağına, Hakone bölgesine doğru yola çıkıyoruz. Oshino Hakkai köyünde, karlı zirvesiyle bir tabloyu andıran görkemli ve simetrik Fuji Dağı’nı izliyoruz. Ardından, 3000 yıl önceki patlamayla oluşan ve hala kükürtlü dumanları tüten aktif volkanik bölge Owakudani’yi ziyaret ediyoruz; kükürtte pişen siyah yumurtaları yemeyi de ihmal etmiyoruz tabii. Burada bir yumurtanın, ömrü 7 yıl ömrü uzattığına inanılıyor. Günün en keyifli anı ise UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Aşi Gölü üzerinde yaptığımız tekne turu oluyor. Gölün aynasından yansıyan doğa manzaraları uzun süre hafızalardan silinmeyecek cinsten.

KAMAKURA VE YOKOHAMA
Tokyo’daki beşinci günümüzde rotamızı bu kez feodal Japonya’ya çeviriyoruz… Kamakura’da bizi karşılayan 13 metrelik devasa bronz Buddha heykeli (Daibutsu) zamana meydan okuyan duruşuyla bizi büyülüyor. Ardından, göğe uzanan 2000’den fazla bambu ağacıyla kaplı Hokoku-ji Tapınağı’nda rüzgârın yapraklar arasındaki fısıltısını dinliyoruz. Bu mistik atmosferde geleneksel Japon yeşil çayını (matcha) yudumladıktan sonra, Japonya’nın ikinci büyük şehri ve modern bir liman kenti olan Yokohama’yı keşfederek Tokyo günümüzü noktalıyoruz. Yokohama’da az vakit geçirdiğimiz için üzüldük doğrusu. Özel olarak gidilebilecek kadar renkli bir şehirdi. Sokak lezzetleri ve el falına bakılan enteresan kafelerle doluydu.

HIZLI TREN DENEYİMİ VE OSAKA
Sabah Tokyo’dan ayrılıyor ve Japonya’nın mühendislik harikası hızlı treni Shinkansen ile Osaka’ya uçarcasına gidiyoruz. Şehre varır varmaz bizi 16. yüzyıldan kalan görkemli Osaka Kalesi karşılıyor. Tarih turunun ardından, 173 metre yükseklikteki iki kuleyi birbirine bağlayan ve ‘yüzen bahçe’ olarak adlandırılan Umeda Gökdeleni’ne çıkıyoruz. Buradan panoramik Osaka manzarasını izlemek büyüleyici. Gece olduğunda ise Osaka’nın mutfak kültürünün ve eğlencesinin kalbi olan Dotonbori, Shinsaibashi ve Namba caddelerine akıyoruz. Meşhur nehir kenarındaki mekânlar, dev mekanik yengeç tabelaları ve sokak lezzetleri eşliğinde şehrin canlı ritmini yaşıyoruz.

NARA, KYOTO VE KOBE
Gezinin en yoğun ve kültürel açıdan en zengin günü bizi bekliyor. İlk durağımız, bin 200’den fazla sevimli Sika geyiğinin özgürce dolaştığı Nara Parkı ve dünyanın en büyük ahşap yapılarından biri olan Todaji Tapınağı. Geyikleri besledikten ve karşılıklı Japon selamı verdikten sonra (gerçekten inanılmazdı), İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanmayan ve tarihi dokusunu tamamen koruyan eski başkent Kyoto’ya geçiyoruz. Burada saf altından yapılmış yapraklardan oluşan ve göle yansıyan muhteşem görüntüsüyle insanı şaşkına çeviren Kinkakuji Mabedi (Altın Tapınak) bizi adeta büyülüyor. Günün son durağı ise deniz ile Rokko Dağları arasında bir mücevher gibi parıldayan Kobe şehri oluyor. Kobe Limanı’nın modern ışıkları, tarihi Kitano Caddesi ve ikonik dönme dolap eşliğinde Japonya’daki son gecemizi taçlandırıyoruz.

 

ELVEDA GÜNEŞİN DOĞDUĞU ÜLKE
Osaka’daki otelimizde son kahvaltımızı yaptıktan sonra, bavullarımızda unutulmaz anılar, kartpostallık fotoğraflar ve Japon kültürünün o hayranlık uyandıran nezaketiyle birlikte İstanbul’a dönüş yolculuğu için havalimanına hareket ediyoruz.

Yapmadan dönmeyin!
Apon çay seremonisi: Japonca adı Sadō veya Chadō (Çayın Yolu) olan bu seramoni, sadece çay içmekle ilgili bir aktivite değil; kökeni Zen Budizmine dayanan derin bir meditasyon, arınma ve misafirperverlik sanatıdır.
Kimono kiralayın: Özellikle erkeklerin çok hoş bakmadığı ama sonunda unutulmaz eğlenceli anların garanti olduğu bu etkinliği mutlaka yapın ve adım başı görebileceğiniz tapınaklarda kimononuzla harika fotoğraflar çektirin. Evet, kolay değil sizi üç kişi hazırlıyor ama inanın değecek.
Çek çek turu: Japonya turizminde ‘çek çek’ olarak ifade edilen araçlar, geleneksel insan gücüyle çekilen iki tekerlekli arabalardır. Bir insanın beni çekmesi fikri hiç hoşuma gitmediği için başta binmemek için çok direndim ancak daha sonra çek çek kullanıcısı bize öyle şeyler anlattı ki “iyi ki binmişim” dedim. Sürücüye, üniversite öğrencisi olup olmadığını sorduğumda, “Hayır, oğlum üniversite öğrencisi” cevabını alınca çok şaşırdım. İnanılmaz genç gösteriyordu ve bu gençliğini bu şekilde fiziksel çalışmaya borçlu olduğunu, işini çok sevdiğini anlattı. Bunun yanında çek çek sürücüleri o kadar kültürlü insanlar ki 20 dakikada onlardan çok şey öğreniyorsunuz, mutlaka tanışmalısınız.
Geyiklerle tanışma: Nara Parkı’ndaki bu geyiklerin gerçekliğinden şüphe edeceksiniz. Onları beslerken selamınıza karşılık eğilerek Japon selamı vermelerine inanamayacaksınız. Üstelik doğada serbest dolaşırken…
Kobe eti deneyimi: Gittiğinizde bu özel eti mutlaka deneyeceksinizdir ama ritüelle önünüzdeki özel pişirme tezgahında pişirip size ikram ettikleri bir mekanı mutlaka ziyaret edin. Ayrıca sokakta yapılanları da çok lezzetli…

Mutlaka denemeniz gereken temel lezzetler
1. Ramen
Yoğun lezzetli bir et/kemik suyunda servis edilen; içinde erişte, dilim et, yumurta ve taze soğan bulunan efsanevi çorba.
2. Sushi & Sashimi
Suşi, özel sirkeli pirinç üzerine çiğ veya pişmiş deniz ürünleri konularak yapılır. Sashimi ise pirinçsiz, doğrudan dilimlenmiş taze çiğ balıktır. Gerçek suşide pirinç ılık, balık ise serin olmalıdır. Soya sosuna pirinç değil, sadece balık kısmı batırılır.
3. Tempura
Karides, kalamar, ahtapot veya mevsim sebzelerinin çok hafif ve çıtır bir hamura batırılarak derin yağda kızartılmasıyla yapılan nefis bir yemektir. Asla yağlı hissettirmez.
4. Mochi
Japon mutfağının en köklü, en popüler ve dokusuyla en sıra dışı tatlılarından biridir. Özellikle pirinçten yapılmasına rağmen sakız gibi uzayan jelimsi kıvamıyla dünya çapında bir üne kavuşmuştur. Tadı beni küçüklüğümüzde yediğimiz pirinç ununa götürdüğü için ayrıca sevdim.
5. Wagyu & Kobe Eti
Dünyanın en kaliteli sığır eti kabul edilir. Etin içindeki yağ dokusu mermer gibi dağılmıştır, bu yüzden ağızda lokum gibi erir. Sığırlar özel masajlar eşliğinde çok özel formüllerle beslenir.

Popüler restoran türleri
Izakaya (Japon meyhaneleri): İş çıkışı Japonların gittiği, küçük porsiyonlu mezeler (yakitori-tavuk şiş vb.) ve içecekler sunan çok keyifli salaş mekânlardır.
Kaiten-Zushi (Dönen bantta suşi): Suşi tabaklarının önünüzdeki bir bantta döndüğü, bütçe dostu ve eğlenceli restoranlardır. Hesap, önünüze yığdığınız tabakların rengine göre yapılır.
Konbini (7-Eleven, Lawson, FamilyMart): Japonya’nın 24 saat açık marketleridir. ‘Ucuz ve kalitesiz’ algısını tamamen yıkarlar. Sıcak ramenler, taze onigiriler (pirinç topları) ve sandviçler için harika birer kurtarıcıdır.

Yemek kültüründe altın kurallar
Bahşiş kesinlikle yasaktır: Masada veya hesap sümeninde para bırakmayın. Japonya’da bahşiş vermek hakaret veya kabalık olarak algılanır. Para üstünü kuruşu kuruşuna geri verirler.
Çubuk (Hashi) kuralları: Çubuklarınızı asla pirinç kâsesinin içine dik olarak saplamayın. Bu hareket Japon cenaze törenlerini hatırlatır ve uğursuz sayılır. Çubukları özel altlığına koymalısınız.
Hüpletmek sevaptır: Ramen veya erişte yerken yüksek sesle höpürdeterek suyu çekmek, şef için büyük bir iltifattır. Yemeği beğendiğinizi ve yemeğin soğumadan, lezzetiyle yendiğini gösterir.
Yürürken yemek yemek ayıptır: Sokak lezzetlerini aldığınız büfenin veya otomatın hemen yanında durarak yiyip bitirmelisiniz. Sokakta yürürken bir şeyler atıştırmak hoş karşılanmaz.

Yorum yap

Önceki Yazı

Sonraki Yazı

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...