Gürcistan’ın tarih kokan şehirleri; Tiflis & Sighnaghi

Gürcistan’da, taş sokakları, pastoral manzarası ve romantik atmosferiyle Sighnaghi; Doğu ve Batı’yı birleştiren çok kültürlü yapısıyla başkent Tiflis keşfedilmeye değer iki durak…

Geçen temmuz ayında gerçekleştirdiğimiz Kafkaslar turunun Şeki’den sonraki durağı; Gürcistan’ın Sighnaghi şehriydi ama araya başka seyahatler girince Gürcistan’a ancak sıra geldi.
Azerbaycan’dan Gürcistan’a geçerken otobüsümüz Azerbaycan tarafında kalmış, kavurucu güneşin altında bavullarımızla, sınır kapıları arasındaki uzun mesafeyi yaya olarak geçerken epey terlemiştik. Betondan yapılmış çukurlarla dolu daracık ve engebeli yolu söylene söylene geçerken, yol hiç bitmeyecek sandık. Yol o kadar bozuktu ki bazı arkadaşlarımızın bavullarının tekerlekleri koptu ve duty free’den bavul almak zorunda kaldılar. Belki de yolu özellikle tamir etmiyorlardır. Gümrük işlemlerimiz bitince Gürcistan’ı gezeceğimiz otobüse geçtik. İki buçuk saate yakın yol aldıktan sonra Gürcistan’ın doğusunda, Kakheti bölgesinde yer alan Sighnaghi (Siğnaği)’ye vardık.

SİGHNAGHİ
Türkçe “sığınak” manasına gelen Sighnaghi, uçsuz bucaksız Alazani Vadisi’ne bakan dik bir tepenin yamacına kurulmuş küçük bir kasaba; karşısında görkemli Kafkas Dağları yükseliyor. Yaklaşık bin beş yüz kişilik nüfusuyla Gürcistan’ın en küçük kasabalarından biri olmasına rağmen tarihi dokunun iyi korunmuş olması, eski yapıların restore edilmesi sayesinde ülkenin en gözde turizm merkezlerinden biri haline gelmiş.
Otobüsümüz bizi belediye binası ve Bebrebis Parkı yakınında bırakıyor, yürümeye başlıyoruz. Bu arada yazmadan geçmeyeyim, belediye binasında 24 saat nikah kıyılabiliyormuş, bu nedenle Sighnaghi’nin ismi “Aşk şehri” olarak da anılıyor.
Eskiden kale kapısı olan kuleli ve kemerli bir geçitten geçerek, Sighnaghi’nin ticari ve turistik merkezine doğru uzanan taş döşeli bir yola giriyoruz. Bu yol şehrin merkezine giden en önemli cadde. Sağlı, sollu geleneksel ve hediyelik eşya satan küçük dükkânlar, şarap mahzenleri, el işi atölyeleri, müzeler sıralanmış. Caddedeki en dikkat çeken yapı; 18. yüzyılda inşa edilmiş olan Aziz George Kilisesi.
Yol trafiğe kapalı değil, kapatılsa iyi olurmuş aslında. İlginç kareler yakalamaya çalışarak yemek yiyeceğimiz restorana geliyoruz. Diğer restoranların konumu nasıl bilemiyorum ama bizim restoranın manzarasına diyecek yok. Önümüzde yemyeşil geniş bir ova, üzerinde dolaşılabilen kale surları ve kuleler, daha ne isteyebiliriz ki? Elbette Gürcü mutfağının yerel lezzetleri olan; khachapuri (peynirli ekmek), khinkali (mantı) vb. gibi yemeklerin tadına bakmayı…

SİGHNAGHİ SURLARI
18. yüzyılda, Kakheti bölgesini kuzeydeki dağlardan gelen istilalardan korumak amacıyla şehri çepeçevre saran surlar inşa edilmiş. 4.5 kilometre uzunluğundaki surların 28 gözlem kulesi ve 8 kapısı bulunuyor.

 

GÜRCÜ ŞARAP GELENEĞİ
Yemekten sonra restoranın şarap mahzenini ve imalathanesini gezmek için alt kata indik. Zira Kakheti, Gürcistan’ın en önemli şarap üretim bölgesi ve ülkenin en özel şarapları burada üretiliyormuş. Hatta -ne kadar doğru bilmiyorum ama- dünyada şarabın ilk üretildiği yerin Kakheti olduğu söyleniyor. Qvevri denilen özel yöntemle büyük toprak küplerde mayalanan şarap, Gürcü şarap geleneği olarak ünlenmiş. Gürcü şarap yapımı, 2013 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesine girmiş. Bölgede neredeyse her restoranın altında imalathaneleri de bulunuyor.
Yemek sonrası turistik gezi araçlarıyla şehri turlayıp, tatlı rehberimiz Gulliana Kerimova’nın anlatıları eşliğinde Sighnaghi’yi yakından tanımaya çalışıp, birkaç noktada durup fotoğraf çektirdikten sonra kasabaya çok yakın olan Bodbe Azize Nino Manastırı’na gidiyoruz.

BODBE AZİZE NİNO MANASTIRI
9. yüzyılda inşa edilen manastır; Hristiyanlığı, Gürcistan’a getirdiğine inanılan Azize Nino’nun mezarına ev sahipliği yaptığı ve Gürcü Ortodokslar’ın hac merkezi olduğu için önemli bir dini yapı. Biz manastırın kapanma saatine 15-20 dakika kala ziyaret ettiğimiz için görevli rahibeler içeri girmemize engel olmak istedi hatta kovmaktan beter etti. Neredeyse uluslararası bir kriz yaşayacaktık. Her dinde hoşgörü ve insana saygı var diye biliyordum ama manastırda yaşanan olumsuz diyaloglar ve rahibelerin sert tavırları nedeniyle bu görüşüm değişti. Hoşgörü sahibi olmayan insanların, dini görevlerde ne işi var ki?
Karşılaştığımız tavırlarla şaşkın bir vaziyette Tiflis’e doğru yola koyulduk, yaklaşık iki saat sonra Tiflis’e vardık ve otelimize yerleştik.

 

TİFLİS
Gürcistan’ın başkenti ve en büyük şehri olan Tiflis, ülkenin doğusunda Kura Nehri’nin iki yakasında, M.S. 5. yüzyılda İberya Kralı Gorgasali tarafından kurulmuş ve birçok Gürcü krallıkları ve cumhuriyetlerine başkentlik yapmış bir şehir.
Şehir, İpek Yolu üzerinde olması sebebiyle hem Doğu hem de Batı kültürlerinin izlerini taşıyor. Dolayısıyla Doğu ile Batı’nın buluşma noktasına köprü olan bir şehir, coğrafi konumu sebebiyle tarih boyunca çeşitli küresel güçler arasında bir çekişme noktası olmuş. Bu durum şehrin mimari yapısına da yansımış; Orta Çağ, Neoklasik, Art Nouveau, Sovyet ve modern tarzda yapıların karışımı bir şehir ortaya çıkmış.
Şehrin jeopolitik konumu, günümüzde de enerji ve ticaret projeleri için önemli bir transit noktası durumunda.
Tiflis’e girdiğimizde şehirde ilk dikkatimi çeken devasa bir anıt oldu. Tarih Yıllıkları Anıtı olduğunu öğrendiğim anıtı, İspanyol heykeltıraş Zurab Tserelli tasarlamış. Anıt, Gürcistan tarihindeki önemli olaylarını ve figürlerini betimleyen bir kompleks.
Sabah otelimizde kahvaltımızı yaptıktan sonra -ki tur şirketinin seçtiği seyahatimiz boyunca konakladığımız tüm oteller gibi otelimiz çok güzel ve konforluydu- Tiflis’i keşfetmek üzere erken saatte yola çıktık. Zira Tiflis’i tam manasıyla gezmek için 2-3 gün ayırmak gerekiyor. Biz bir günde şehrin hem tarihi hem modern yüzünü keşfetmeye çalışacaktık, başardık da… İkonik Barış Köprüsü’ne yakın bir parkta otobüsümüz bizi bıraktı.

BARIŞ KÖPRÜSÜ
Kura (Mtkvari) Nehri üzerinde, cam ve çelikten yapılmış 156 metre uzunluğunda yaya köprüsü olan Barış Köprüsü, 2010 yılında hizmete açılmış. Şehrin en modern simgelerinden biri olan köprü, Eski Tiflis ile Rike Park’ı birbirine bağlıyor. Köprü gece LED ışıklarıyla verdiği “yaşam ve barış” mesajıyla ünlüymüş ama biz maalesef gecesini göremeyeceğiz. Tekrar ziyaret etme fırsatımız olursa, Tiflis’in gecesini de görmek hatta bir de tekne turu yapmak isterim.
Köprünün sol kıyısında Avlabari bölgesinde modern-klasik mimari tarzda inşa edilmiş büyük cam kubbesiyle dikkat çeken Başkanlık Sarayı (Presidential Palace) yer alıyor. Yine köprünün doğu kıyısında şehrin panoramik silüetinin simgelerinden biri olan Metekhi Kilisesi var. Kilisenin bulunduğu kayalık çıkıntının önünde şehrin kurucusu Kral Vakhtang Gorgasali’nin at üzerinde tasvir edilmiş bronz heykeli bulunuyor.

TİFLİS’TEKİ ÖNEMLİ DİNİ YAPILAR
Metekhi Kilisesi’nden bahsedince Tiflis’in çok sayıda dini yapıya ev sahipliği yaptığını söylemeliyim. Kiliseler, cami ve sinagoglar yan yana bulunuyor ki bu şehrin kültürel zenginliğini gösteriyor. Bu yapıların en önemlisi, Gürcistan’ın en büyük dini yapısı olan, altın kubbesiyle şehrin silüetine katkı sunan Sameba (Kutsal Üçleme) Katedrali diyebilirim.

NARİKALA KALESİ
Nehirde tekne gezileri yapanlar geçiyor. Köprüde fotoğraflarımızı çektikten sonra Rike Park’taki teleferik ile Narikala Kalesi’ne çıkıyoruz. Eski Tiflis’e hakim bir noktada 4. yüzyılda temelleri atılan kale, şehrin en eski yapılarından biri. Tarih boyunca Persler, Araplar, Osmanlılar ve Gürcüler tarafından kullanılmış, 1827’de meydana gelen büyük bir depremle ağır hasar alan kale, askeri işlevini kaybetmiş. Kalede 1990’larda yeniden inşa edilen Aziz Nikolaos Kilisesi ve kalenin hemen yanındaki Solalaki Tepesi’nde, şehrin sembolü Kartlis Deda heykeli yer alıyor.

KARTLİS DEDA
(GÜRCÜ ANA) HEYKELİ
20 metre yüksekliğindeki alüminyum heykel, 1958’de inşa edilmiş. Kadın figürü; koruyucu ve mücadeleci olan anneyi sembolize ederken, sağ elindeki şarap kadehi Gürcü misafirperverliğini, sol elindeki kılıç ise direnişi ve bağımsızlığı anlatıyor. Kartlis Deda ve şehrin panoramik fotoğraflarını çektikten sonra teleferikle aşağıya iniyoruz. Yürüyerek inmek de mümkün sanırım hatta Botanik Bahçesi de tepeye yakın bir konumdaymış ancak bizim programımız hamamların olduğu eski şehir bölgesini görmek.

ABANOTUBANİ SÜLFÜR HAMAMLARI
Birkaç dakikalık yürüyüşle, Tiflis’in şifa kaynağı olan sülfür hamamlarının olduğu tarihi bölgeye geçiyoruz. Şehir ismini bu termal sıcak sulardan alıyormuş (Tibilisi, Gürcüce ‘sıcak’ anlamına geliyor). Şehrin en eski yerleşim yeri olan bölgede hamamların tuğla kubbeleri ve eski hamam görülüyor. Çevresinde, mimarisi güzel eski ahşap evler de var apartman tarzı binalar ve oteller de…. Hamamın yakınındaki ara sokaklarda kafe ve dükkanlar yer alıyor. Kafelerden birinde bir şeyler içip dinlendikten sonra yola devam ediyoruz.

GÜRCİSTAN TARİHİ ANITI
Yarım saat sonra Tiflis’in kuzeydoğusunda ‘Tiflis Denizi’ denilen yapay göle bakan Keeni Tepesi’nde yer alan, otuz metre yüksekliğinde on altı sütundan oluşan siyah bazalt taştan yapılmış görkemli bir açık hava anıtı bizi karşılıyor. Basamaklarla çıkılan anıt, 1985’te ünlü heykeltıraş Zurab Tsereteli tarafından yapılmaya başlanmış ancak tamamlanmamış. Buna rağmen Gürcistan’ın tarihini taşa işleyen en etkileyici sembollerden biri olarak kabul ediliyor.
Anıtın girişinde, taş üzerine işlenmiş Gürcistan’ın en önemli kültürel miraslarından biri olan Gürcü alfabesinin harfleri bulunuyor. Siyah sütunların üzerinde ise Gürcistan tarih kronolojisini tasvir eden din, krallık ve halk yaşamına dair rölyefler, dini motifler bulunuyor ki bir nevi taş kitap diyebiliriz. Anıtın arkasında Aziz Nino’ya adanmış bir şapel yer alıyor.

NE ZAMAN GİDİLİR?
Gürcistan, vizesiz ve pasaportsuz girebildiğimiz bir ülke olduğu ve ülkemizdeki pek çok yurttaşın akrabaları yaşadığı için Türkler tarafından sıkça ziyaret edilen popüler bir ülke. Biz temmuz ayında gittik ama çok sıcak olduğu için gezerken biraz zorlandık. İlkbahar ve sonbahar ayları ziyaret etmek için daha uygun olur diye düşünüyorum.

Yorum yap

Önceki Yazı

Sonraki Yazı

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...