
Macaristan’ın orta kesiminde, Tuna ve Tisza nehirleri arasında yer alan; doğası, tarihi ve kültür sanatı ile dikkat çeken sessiz ve sakin bir şehir: Kecskemet
Yazılarımı takip edenler bilir. Kayınbiraderim Macaristan’ın Szeged şehrinde yaşadığı için sık sık gideriz ve her ziyaretimizde Szeged ve Budapeşte’nin yanı sıra daha önce görmediğimiz bir şehri de keşfetmeye çalışırız. Bu seferki ziyaretimizde, Macaristan’ın orta kesiminde yer alan, ülkenin 8. büyük şehri ve Bacs-Kiskun ilinin ilçe merkezi olan Kecskemet (Keçkemet)’i ziyaret ettik.

Şehrin ismi, Macarca’da keçi demek olan “kecske” ve geçit anlamına gelen “met” kelimelerinden türemiş. Dil bilimcilere göre aynı kökten gelen Türkçe ve Macarca arasında yaklaşık 4 bin ortak kelime bulunuyor. Osmanlı’nın bu topraklarda 150 yıl hüküm sürdüğünü düşünürsek, bu duruma şaşırmamak gerekir.
M.S. 4. yüzyılda başlayan Kavimler Göçü sırasında Orta Asya’dan batıya ilerleyerek Macaristan topraklarına yerleşen ve Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kuran Hunların da etkisi var mı bilmem. Zira Türk tarih yazımında Hunlar, Türklerin en eski ataları arasında gösterilirken, Macar tarih yazımında Hunların Türklerle aynı kökenden olduğu konusu tartışmalı, tarihçiler arasında kesin bir mutabakat sağlanmamış. Ancak ‘ortak bir tarih ve kültürel bağlar nedeniyle Macarlar, Türkiye’yi ikinci evleri gibi görüyor’ dedikten sonra Kecskemet’i anlatmaya başlayayım.

KECSKEMET
Szeged ile Budapeşte’nin tam ortasında yer alan daha önce sadece panoramik olarak gördüğümüz Kecskemet’i, eşim Ömer Tan ile bu ziyaretimizde daha kapsamlı gezelim istedik. Szeged’de birkaç gün geçirdikten sonra trenle Kecskemet’e (Otobüs ile ya da araba kiralayarak da gidebilirsiniz) gitmek üzere yola çıktık. Budapeşte’den gidecekseniz Nyugati istasyonundan trene binebilirsiniz. Neredeyse yarım saatte bir Kecskemet’ten geçen trenler kalkıyor. Biletlerde koltuk numarası yok, istediğiniz yere oturabiliyorsunuz. Kecskemet; Szeged’den de Budapeşte’den de hemen hemen aynı uzaklıkta. Trenle yaklaşık 1,5 saatte varıyorsunuz. Bu arada yazmadan geçmeyeyim; Macaristan’da yabancılar da dahil olmak üzere 65 yaş üstü herkese tren, tramvay, otobüs gibi ulaşım araçları ücretsiz (Yeni seçilen Başbakan Peter Magyar değiştirmezse tabii) ve araçlar nüfus yoğun olmadığı için kalabalık değil. Dolayısıyla şehirler arası yolculuklarda bile -iş çıkış saatleri dışında- tren kompartımanları sanki size özel olarak tahsis edilmiş gibi…


Yemyeşil, uçsuz bucaksız ova manzaralı keyifli bir yolculuk sonrası Kecskemet’e varıyorsunuz. İstasyon binasından çıkınca, çok sayıda heykelin olduğu açık hava anıt alanı gibi bir park ve müze yolcuları karşılıyor, şehrin kültürel ve tarihi kimliğini ilk anda hissettiriyor.


KATONA JOZSEF PARKI
İsmini Macar edebiyatının temel taşlarından biri olan oyun yazarı, şair, hukukçu Katona Jozsef’den alan park, halk arasında “Vasutpark (Demiryolu Parkı)” veya “Vasutkert (Demiryolu Bahçesi)” olarak da anılıyor. Kecskemet’in en eski ve en sembolik yeşil alanlarından biri olan park, günümüzde tren istasyonu ile şehir merkezini birbirine bağlayan önemli bir park. 1739’daki büyük veba salgını sırasında mezarlık olarak kullanılan alanın üzerine kurulan park (1899), ölüm ve yeniden doğuş temalarını barındırdığı için kentsel hafıza olarak kabul görüyor.

Asırlık meşe ve çınar ağaçlarının yer aldığı parkın içindeki büstler ve çevresinde Katona Jozsef Nemzeti Szinhaz (Ulusal Tiyatro ve Müze/Kütüphane) kompleksi de parkın kültürel kimliğini pekiştiriyor. Müze pazartesi günleri kapalı olduğu için parkta biraz zaman geçirip, iki tarafı ağaçlı, taş döşeli bir caddeden şehir merkezine doğru yürümeye başladık.




Cadde üzerinde birbirinden güzel tek ya da iki – üç katlı geleneksel Macar evleri şehrin tarihi dokusu hakkında fikir veriyor. Kapıları, pencereleri, heykelleriyle ilgi çeken evlerin bir kısmı restore edilmiş, bazıları ise inşaat halinde…
Şehir, Macaristan’ın orta kesiminde, Tuna ve Tisza nehirleri arasında yer aldığı için yüzyıllardır pazar kasabası özelliğini korumuş; tarım, meyve (özellikle üzüm, kayısı) ve sebze üretimi sayesinde gelişmiş; tüccarların, farklı mezheplerin ve kültürlerin buluşma noktası olmuş. 19. yüzyılın sonlarına doğru kasabanın pazar yeri, Art Nouveau yapılarla çevrili bir ana meydana dönüşmüş, günümüzde Macar Art Nouveau (Szecesszio)’sının adeta başkenti olmuş.
1950’den itibaren gelişen sanayi ile birlikte şehir de gelişmiş, 2012 yılında Mercedes-Benz fabrikasının kurulumuyla, ülkenin önemli ekonomik ve idari merkezlerinden biri olmuş. Muhtemelen bu tarihten sonra şehrin nüfusu artınca, modern binalar (Ben, onlara yeni nesil çirkin binalar diyorum) yapılmaya başlanmış ki o güzelim Art Nouveau binaların sağında, solunda ruhsuz bir şekilde sırıtıyorlar.
1526 Mohaç Savaşı sonrası şehir Osmanlı hakimiyetine girdiği için Osmanlı’dan kalma bir eser var mı diye araştırdım ama bu dönemde yerleşim yeri değil daha ziyade vergi toplama ve idari merkez olduğu için eser yapılmamış.

Ağaçlı yolun bitiminde bir meydana ulaştık ama henüz şehrin ana meydanı olmadığı belliydi. Bir alışveriş merkezi, biraz ilerleyince de mimarisi ile dikkatimizi çeken kilise ve okul karşımıza çıktı. Birbirine yakın konumlanan okul ve kilise, 17. yüzyılın başlarında St. Jozeph Calasanz tarafından kurulan, özellikle yoksul gençlerin eğitim ve öğretimine adanmış, Katolik Kilisesi’ne bağlı Piarist Tarikatı’na aitmiş.

KECSKEMET PIARIST GRAMER OKULU
1714 yılında kurulan ve günümüzde; anaokulu, ilkokul, dört yıllık lise, kız ve erkek öğrenciler için lise yatakhanesi olan okul, yaklaşık bin öğrencisiyle şehrin en önemli eğitim kurumlarının başında geliyor. 18. ve 19. yüzyılda Piaristlerin verdiği eğitimin temelinde Latince gramer ve klasik dil eğitimi olduğu için Kecskemet halkı uzun bir süre okulu “Gramer Okulu” diye anmış. Şehrin kültürel kimliğinin bir parçası olan okul aynı zamanda kubbeli ve sütunlu yapısıyla, heykelleriyle şehrin dikkat çeken mimari yapılarından biri durumunda.


Okulun karşısında soğuk yapısından dolayı Sovyetler Birliği zamanında inşa edildiğini düşündüğüm bir sağlık merkezi, biraz ileride de Macaristan’daki en çok ziyaret edilen halk kütüphanelerinden biri olan Katona Jozsef Kütüphanesi yer alıyor. Kütüphanenin önünde ise kollektif kültür ve öğrenme temasını temsil eden bronzdan yapılmış soyut bir anıt bulunuyor.
Yolumuza devam ediyoruz ve köşede yine tarihi Szecesszios (Art Nouveau) mimarisiyle yapılmış binalardan biriyle karşılaşıyoruz Aslında anlatacak çok bina var ama yerimiz yok. Gençlerle ve çocuklarla ilgili olduğu için bu binaya yer vermeden geçmek istemedim zira bizim ülkemizde de bu tür merkezlere fazlasıyla ihtiyaç var.

IFJUSAGI OTTHON (GENÇLİK MERKEZİ)
Gençler ve çocuklar için bir kültür ve sanat merkezi olarak kullanılan binada tiyatro, konser, film gösterileri, kulüp etkinlikleri, yaz kampları düzenleniyor, resim, müzik, el sanatları atölye çalışmaları gerçekleştiriliyor ve rehberlik eğitimi veriliyormuş. Hem eğlenip hem de eğitim almayı kim istemez!
Gençlik merkezinin hemen yanındaki Kutsal Üçlü Ortodoks Kilisesi ve İkon Müzesi’ni hızlıca ziyaret ettikten sonra şehrin ana meydanı olan Kossuth Meydanı’na varıyoruz.

KOSSUTH MEYDANI
Çok büyük ve geniş olan meydan, bizdeki meydanlara pek benzemiyor açıkçası. Yeşil alanlar ve banklar olduğu için park mı desem, güzellikleri birbiriyle yarışan Art Nouveau binalar sergisi mi desem, katedral ve kiliselerle dini ve kültürel miras alanı mı desem bilemedim. Belediye binası, okul, tiyatro, anıtlar, hepsi bir arada ama kaos içinde değiller. Kısacası eğitim, kültür, sanat, tarih ve doğanın iç içe olduğu bir meydan.

KECSKEMET BELEDİYE BİNASI
Kossuth Meydanı’nda şehrin simgesi olan belediye binası 1893–1897 yılları arasında Ödön Lechner ve Gyula Partos tarafından tasarlanmış. Macaristan’ın en dikkat çekici Art Nouveau yapılarından biri olan binanın çatısı oldukça süslü ve ana girişin üzerinde bir çan kulesi var. Binanın yapımında Macar sanatının sembollerinden zsolnay seramiklerinin kullanımı, binaya folklorik bir imaj kazandırmış.

Belediye binasının önündeki geniş açıklıkta küçük bir yükselti ve heykel var. “Cimerdomb (tepe)” denen bu yapı ülkenin farklı yerlerine olan mesafeleri gösteren, sıfır kilometre taşı… Çocuklar, ebeveynleri banklarda otururken, buraya çıkıp kayıyor ki şehirde yaşayan çocukların sevdiği etkinliklerden biriymiş.

Meydanın merkezine doğru ilerleyince, meydana ismini veren Macar ulusal bağımsızlık mücadelesi kahramanı ve ilk Macar Cumhurbaşkanı Kossuth Lajos Heykeli karşılıyor sizi.




MEYDANIN ÇEVRESİNDEKİ DİNİ YAPILAR
Kossuth Meydanı’ndaki en görkemli bina belediye sarayı lakin meydanda birden fazla kilise olunca yüksek kuleleriyle kiliseler şehrin siluetini belirliyor. Aslında meydanda birden fazla dini yapının bir arada olmasına şaşırdık ama 16.- 19. yüzyılları arasında Katolik, Evanjelik ve Reform (Kalvinist) cemaatleri şehirde güçlü olunca, bölgesel ticaret merkezi olan meydana her cemaat kendi kilisesini inşa etmiş. Bu mezhepsel çeşitlilik meydanı sadece siyasi ve kültürel değil aynı zamanda dini çeşitliliğin de bir hafıza mekanı haline getirmiş. Meydandaki en görkemli yapı, Barok tarzda inşa edilen Büyük Katolik Katedrali (Nagytemplom), daha sade mimarisi ile Reform Kilisesi ve 100 metre ileride de Szent Miklos Kilisesi yer alıyor.

KECSKEMET REFORM KOLEJİ
Reform Kilisesi’nin biraz ilerisinde tarihi Kecskemet Reform Koleji binası yer alıyor. Günümüzde Kecskemet Reform İlkokulu ve Lisesi’ne ev sahipliği yapan bina, Macar mimar Mende Valer tarafından tasarlanmış. Transilvanya halk mimarisinin ve Art Nouveau akımının etkilerini taşıyan görkemli bina o kadar güzel ki karşısındaki banka oturup hayran hayran seyrettik.


ANIT VE HEYKELLER
Kosssuth Meydanı’ndaki diğer önemli anıt ve heykellerden kısaca bahsetmek gerekirse: Viktor Kallo’nun 1968’de Kecskemet’in şehir oluşunun 600. yıl dönümü şerefine yaptığı, verimli topraklardan gökyüzüne doğru yükselen kadın figürünü tasvir eden “Hatszaz ev” (Altı Yüz Yıl) isimli heykeli, Zoltan Kodaly’nin, evrenin küçük ve büyük düzeni arasındaki uyumu, yani insanın iç dünyasıyla kozmosun bütünlüğünü simgeleyen bronzdan heykeli Mikrokosmos’u sayabiliriz.
Mikrokosmos heykelinin hemen arkasındaki caddenin bir köşesinde şehrin en ikonik yapısı olan Cifrapalota, diğer köşesinde ise Eski Sinagog yer alıyor.

CIFRAPALOTA (SÜSLÜ SARAY)
Kecskemet’in en ünlü Art Nouveau yapısı olan Cifrapalota renkli, çiçek motifleri ile masalsı bir bina ancak restorasyon çalışmaları nedeniyle üzeri örtüyle kaplıydı.

EGYKORI SINAGOGU (ESKİ SİNAGOG)
1864 ile 1868 yılları arasında inşa edilen Egykori Sinagogu, 1911 depreminde hasar görmüş ve kubbesi yeniden inşa edilmek zorunda kalmış. II. Dünya Savaşı’nda şehirdeki Yahudilerin neredeyse tamamı yok edilince, cemaatsiz kalan sinagog, tahrip olmuş. 1966 yılında mimar Jozsef Kerenyi ve iç mimar Lajos Udvardi’nin planlarına göre restore edilen sinagog, Bilim ve Bilgi Yayma Derneği’nin merkezi ve Bilim ve Teknoloji Evi olarak faaliyet göstermeye başlamış. Günümüzde “Bilim ve Sanat Evi” olarak adlandırılan binada İtalyan Rönesans Heykeltıraşı Michelangelo’nun ünlü eserlerinin replikaları sergileniyor. Ayrıca Avrupa Birliği hibeleri ile okul sonrası eğitim, Doğa Bilimleri Bilgi ve Deneyim Merkezi kurulmuş.

NE ZAMAN GİDİLİR?
Kecskemet küçük ve bir günde gezebileceğiniz bir şehir. Ancak müzelere zaman ayırmak ve ayrıntılı gezmek isterseniz iki gün ayırmanız gerekebilir. Budapeşte’ye gittiğiniz bir seyahatinizde “Kecskemet’e de mutlaka zaman ayırın” derim. Şehri, bahar ve yaz aylarında ziyaret ederseniz, çok rahat gezersiniz. Gitmeden festival tarihlerine bakmayı da unutmayın. Zira Kecskemet, yıl boyunca müzik, halk dansı etkinlikleri ve gastronomi gibi çeşitli festivallere de ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla Macar kültürü ve mutfağını deneyimlemek için ideal bir şehir. Seyahatle kalın.










