
Yazın gelmesi ve sıcaklıkların artmasına, okulların kapanmasının da eklenmesi sonrası çok sayıda insan sahil kenarlarında, parklarda zaman geçirmeye; güzel yaz günlerinin tadını çıkarmaya başladı. Küresel iklim değişikliği konusu yaz dönemlerinde aklıma daha çok düşmekte. Belki de mesleki bir deformasyondur, bilemiyorum. Tabii ki yaz mevsiminde sıcaklıkların artması oldukça normal fakat sanki eskisinden daha boğucu günler yaşıyoruz. Sizler de aile veya arkadaş ortamında bu gibi konuşmalara elbet rastlamışsınızdır. Geçen sene yine Kocaeli Life’ta bu konuyu irdelemiştik. Hem bir hatırlatma olsun hem de şu sıcak yaz günlerinde, küresel ölçekli mevsimsel değişimleri farklı bir gözle görme şansınız olsun isterim.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDİR?
Günümüzün en önemli sorunu çevre kirliliğidir. Çevre kirliliği sonucu, atmosferde ve doğal su kaynaklarında biriken kirleticiler, doğal yaşam döngüsünü tahrip etmektedir. Bu durum, birçok olumsuzlukla beraber küresel ölçekli sıcaklık artışlarına da neden olmaktadır. Doğayı kirleten kirleticiler arasında karbondioksit, metan gibi sera gazları ile endüstriyel atıklar, tarım ilaçları, ağır metaller gibi tehlikeli maddeler bulunmaktadır. Bu kirleticilerin, atmosferde birikmesi ve sera etkisi yaratması sonucunda dünyanın ortalama sıcaklığında artış meydana gelmektedir. Bunun sonucunda da iklim değişikliği dediğimiz olgu karşımıza çıkmaktadır. İşte aslında ortaya çıkan sıcaklık artışlarının, iklim değişikliklerinin nedeni budur. Daha önceki yıllarda bu sıcaklık artışının depremin habercisi olduğundan tutun da kıyamet alameti olduğuna kadar birçok senaryo ile karşılaştık. Fakat, işin bilimsel açıdan değerlendirmesi yukarıda sözünü ettiklerimden farklı değildir. Bir de sera etkisinden kısaca bahsetmek isterim. Hakkında bu kadar konuşulan sera etkisi neymiş?
Gelin beraber inceleyelim.
SERA ETKİSİ NEDİR?
Sera etkisi ile gezegenimizin ortalama sıcaklığı sabit tutularak yaşamın devamlılığını oluşturan sıcaklığa erişmemiz sağlanmaktadır. Sera etkisi sayesinde, dünyamız bir buz kütlesi olmaktan kurtulmaktadır. Güneş ışığı, dünyamızın yaşanabilir olmasını sağlamaktadır. Dünyamıza ulaşan güneş enerjisinin yaklaşık yüzde 30’u uzaya geri yansırken, yaklaşık yüzde 70’i atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşmaktadır. Böylece bu ışınlar; kara parçaları, büyük su kütleleri ve atmosfer tarafından emilerek gezegeni ısıtmaktadır. Geriye kalan kızılötesi ışınlar uzaya geri yansıtılarak dünyamızın sıcaklığı korumaya alınır. Aslında bu açıdan bakıldığında, sera etkisinin yaşamın vazgeçilmez olgularından birisi olduğunu söylemek mümkündür. İçinde bulunduğumuz süreçte, küresel sıcaklık artışında yaşadığımız durum, dünyanın sera etkisinin olması gerekenden çok daha fazla ortaya çıkmasıdır.
DÜNYAMIZ TEHDİT ALTINDA
Bu durumun temel nedeni, çevre kirliliğidir. İnsanlar, bitmek bilmeyen ihtiyaçları doğrultusunda üretmek ve gelişmek zorundadır. Dolayısıyla endüstriyel tarih boyunca, doğal çevreye karşı bir yapay fiziki çevre oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu yapay fiziki çevre, doğaya ne kadar az dost olursa çevre kirliliği o kadar fazla meydana gelmektedir. Atmosfere salınan sera gazları, doğal dengeyi bozarak, dünyamızın sıcaklığının korunması için uzaya salınması gereken ışınların bir kısmını tutar ve uzaya salınmalarına izin vermez. Bu durumda, dünyamızın oluşturduğu doğal sera etkisi bozulur ve ortalama gezegen sıcaklığı artar. Atmosferimiz, günümüzde tutulmaması gereken güneş ışınlarını tutmaya devam eden çok sayıda sera gazı ile doludur. Su buharı, karbondioksit, metan ve ozon başta olmak üzere birçok sera gazı dünyayı her geçen gün daha çok tehdit etmektedir. Sera etkisi ve buna bağlı sıcaklık artışlarının sonucu olarak, kontrol altına alınması zorlaşan orman yangınları, mevsim değişimleri, buzulların erimesi neticesinde sel ve taşkın riskiyle karşı karşıya kalan kıyı bölgelerinin yok olması, kuraklık nedeniyle içme suyu miktarında azalma, endemik bitki türlerinde yok oluş ve çölleşme, göç dönemleri bozulan canlıların yok olması, yaz aylarının uzaması gibi ciddi ekolojik tahribatlarla karşılaşılması olasıdır.
CANLI ÖRNEK: TUVALU
İklim değişimiyle ilgili güzel, çarpıcı ve canlı bir örnek vermek isterim. Pasifik’teki ada ülkesi olan Tuvalu, 100 yıl içerisinde iklim değişikliği nedeniyle sular altında kalarak, tüm topraklarını kaybedebilir. Bu durumda, Tuvalu hiç toprağı kalmadığı için ‘devlet olma’ statüsünü de kaybetmiş olacaktır. Tuvalu için bir nevi çevre kirliliğinin, resmi olarak yok ettiği ilk ülke dememiz hiç de yanlış olmayacaktır. Bu durum ayrıca, iklim değişikliği kaynaklı ilk göç anlaşmasını da yürürlüğe sokmuştur. Avustralya-Tuvalu Falepili Birliği anlaşmasında yer alan ‘onurlu hareketlilik’ maddesi, Tuvalu halkına aşamalı olarak Avustralya’ya göç etme imkânı tanımaktadır.
AKEN ÇEVRE DANIŞMANLIK
Alikahya Fatih Mah. Horasan Cad. No: 35/A Kat: 1 Daire: 2 İzmit/Kocaeli
Telefon: (0262) 226 16 18
Web: www.akencevre.com