Bilge Baykuş Okulları Kurucusu: Psk. Özge Çakmak

Bilge Baykuş Okulları’nın kurucusu, psikolog Özge Çakmak, kadınların birbirini rakip olarak değil, deneyim paylaşan yol arkadaşları olarak görmesinin çok kıymetli olduğunu söylüyor; “Bilgi paylaşımı, mentörlük ve kolektif üretim alanları güçlendikçe kadınların iş hayatındaki varlığı daha sürdürülebilir ve dönüştürücü hale geliyor” diyor.

Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum ve Bilge Baykuş Okulları’nın kurucusuyum. Yaklaşık 15 yıldır okul öncesi eğitimde alternatif eğitim yaklaşımları üzerine çalışıyorum. Özellikle erken çocukluk döneminde, çocuğu merkeze alan ve onun doğayla, duygularıyla ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi önemseyen modellerle ilgileniyorum. Reggio Emilia yaklaşımı ve Orman Pedagojisi alanlarında uluslararası düzeyde akredite eğitimler aldım ve bu yaklaşımları sahada aktif olarak uyguluyorum. Aynı zamanda Alternatif Eğitim Platformu’nun üç kurucu ortağından biriyim. Bu platform aracılığıyla, eğitimciler ve ailelerle alternatif eğitim modellerini tartışmaya açıyor, bilgi paylaşımı ve kolektif öğrenme alanları yaratıyoruz.

Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Eğitimde hazır reçetelerle ilerlemek yerine, her çocuğu kendi bağlamı içinde ele almayı tercih ettik. Alternatif eğitim yaklaşımlarını bir trend olarak değil, etik bir duruş olarak benimsedik. Reggio pedagojisinin temelinde yer alan; çocuğun söz hakkı olması, doğayla temas etmesi ve öğrenmenin hızının dayatılmaması gibi ilkeleri, sistemin tümüne yaymaya çalıştık. Ayrıca aileyi de sürecin aktif bir parçası haline getirdik. Öğretmenlerimizle öğrenen topluluk anlayışıyla çalışıyoruz. Bu bütüncül yaklaşımın, kalıcı ve sürdürülebilir bir başarı yarattığını düşünüyorum.

Hangi noktaya geldiğinizde ‘Ben başardım’ dediniz?
Hiçbir zaman tek bir eşik ya da zirve noktası olmadı. Benim için başarı, sayılarla ya da büyüklükle değil, yarattığı etkiyle ölçülüyor. Bir çocuğun düşüncesini özgürce ifade edebilmesi, bir öğretmenin mesleki inancını yeniden kazanması ya da bir ailenin çocuğuna bakışının dönüşmesi… Bunların her biri, doğru bir şey yaptığımı hissettiren anlardı. Asıl “başardım” dediğim yer ise alternatif bir eğitim anlayışını savunurken yalnız kalmamayı başardığım nokta oldu. Benimle aynı soruları soran, aynı kaygıları taşıyan bir topluluğun oluştuğunu görmek; bu yolculuğun kişisel bir çaba olmaktan çıkıp kolektif bir harekete dönüşmesi, başarı tanımımı en çok karşılayan yerdi.

Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
En çok zamandan ve kendime ayırabileceğim alanlardan ödün verdim. Kadınlar çoğu zaman hem üretken hem ilgili hem güçlü hem de her şeye yetişen olmak zorunda bırakılıyor. Bu beklentilerle ilerlerken, yorulduğumu görmezden geldiğim, kendi ihtiyaçlarımı ertelediğim dönemler oldu. Bunun yanı sıra karar alırken duygularımı geri plana itmem gerektiği anlar yaşadım. Oysa sezgilerim çoğu zaman en doğru rehberimdi. Zamanla, “fazla” bulunan taraflarımın aslında beni ben yapan şeyler olduğunu fark ettim. Bugün geriye dönüp baktığımda, ödün verdiklerim kadar kendimle yeniden kurduğum sınırların da bu yolculuğun en önemli kazanımı olduğunu düşünüyorum.

Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
En çok eşit koşullara ve dayanışmaya ihtiyaç var. Kadınların bireysel olarak ‘daha güçlü’ olmaya zorlandığı bir sistem yerine, eşitsizlikleri görünür kılan ve sorumluluğu paylaştıran bir yapıya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bakım emeğinin yalnızca kadınların omzuna yüklenmediği, esnek ve adil çalışma modellerinin yaygınlaştığı bir düzen olmadan gerçek güçlenmeden söz etmek zor. Ayrıca kadınların birbirini rakip olarak değil, deneyim paylaşan yol arkadaşları olarak görmesi çok kıymetli. Bilgi paylaşımı, mentörlük ve kolektif üretim alanları güçlendikçe; kadınların iş hayatındaki varlığı daha sürdürülebilir ve dönüştürücü hale geliyor.,

Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, değer kattığını düşünüyorsunuz?
Erken çocukluk döneminde yapılan her nitelikli yatırımın, bir kentin ve toplumun geleceğini doğrudan etkilediğine inanıyorum. Verdiğimiz nitelikli eğitimle uzun vadede daha bilinçli, sorumluluk sahibi ve toplumsal meselelerle bağ kurabilen bireylerin yetişmesine katkı sağlıyoruz. Aynı zamanda ailelerle ve eğitimcilerle kurulan açık diyalog alanları sayesinde, kentte alternatif eğitime dair farkındalığın artmasını önemsiyoruz. Eğitimde farklı yaklaşımların bir arada var olabileceği fikrinin güçlenmesi; toplumsal çeşitliliği ve birlikte yaşam kültürünü besleyen önemli bir değer yaratıyor.

Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki size ne söylemek isterdiniz?
“Her şeyi hemen çözmek zorunda değilsin.” demek isterdim. Sabretmeyi, sürecin kendisinin de bir öğrenme alanı olduğunu kabul etmeyi… Yorulduğunu fark ettiğinde durmanın başarısızlık olmadığını, aksine devam edebilmenin bir koşulu olduğunu hatırlatırdım. Ayrıca sezgilerine daha çok güvenmesini söylerdim çünkü zamanla anladım ki beni en doğru yere götüren kararlar, en çok tereddüt ettiğim ama içimden gelenler oldu. Ve belki de en önemlisi, yalnız olmadığını… Aynı soruları soran, aynı dönüşümü arayan birçok insanla yollarının kesişeceğini bilmesini isterdim.

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...