Açık Hava Müzesi Tadında Şehirler

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 10/05/2022
Köklü geçmişi, buram buram tarih ve sanat kokan sokakları, mimarisi, kültürü ve doğal güzellikleriyle ünlü Münih, Salzburg ve Viyana’yı gezerken kendinizi açık hava müzesinde gibi hissedeceksiniz
.stripslashes($urun->baslik).

 

HAZIRLAYAN: MÜZEYYEN TOPÇU TAN

 

Asıl amacımın gezmekten ziyade çocukluğumun geçtiği, 40 yıldır gitmediğim Esslingen ve Stuttgart’ı görmek olduğu, Almanya/Stuttgart’tan başlayıp Avusturya/Viyana’da biten maceralı gezimizin Baden Württemberg bölümünü dergimizin nisan sayısında anlatmış; Tübingen’den Münih’e gitmek üzere trene binmiştik. Münih’e gitmek için iki seçenek vardı. Biri hızlı tren, diğeri normal tren. “Acelemiz yok, bu durumda hızlı trene daha fazla para vermeye de gerek yok” diyerek normal treni seçtik. Böylece bir sonraki maceramız başlamış oldu. “Mayısta Bavyera ve Avusturya’da görüşmek üzere, kalın sağlıcakla” demiştim. Hazırsanız gezimize kaldığımız yerden devam edelim.

***

Biz normal trene bindik ama sonradan biraz pişman olduk. Normal tren hem çok kalabalıktı hem de 4 saat yolculuk yapmamız gerekiyordu. Şansımıza yanımıza yine bir Türk kızı düştü. Almanya’daki Türklerin sosyal hayatı, siyasete bakış açıları, Türkiye’yi sadece televizyondan izleyip, bizi yönetecekleri seçmek için oy kullanmalarının mantıklı olup olmadığı konusunu irdelemeye çalışırken tren durdu, bir türlü kalkmıyor. Almanya’da trenlerin rötar yapması söz konusu olmadığı için (Almanya’da otobüs ve trenler çok dakiktir. Listede yazılan dakikada durağa gelir ve yine yazan dakikada kalkar) Bizdeki gibi ‘makas değiştirecek herhalde diğer treni bekliyoruz’ gibi yorumlar yaptık ama beklenen tren de bir türlü gelmiyordu! Beklemekten sıkılıp yapacak yorum da kalmayınca ben işi gırgıra vurdum. “Arkadaşlar, makinistin gönlü bizim normal trenle Münih’e gitmemize razı gelmedi. ‘İnin, yandaki hızlı trene binin’ diyecek şimdi” dedim. Birazdan bir anons yapıldı. Biraz Almancam var ama anonsu anlamadım. (Bu anonsları nasıl yapıyorlarsa Türkçe olsa bile anlamıyorum zaten) Yanımızdaki Türk kızı “Evet, gerçekten Münih yolcuları hızlı trene binsin diyor. Tren çok büyük bir arıza yapmış” demesin mi… Şaşkınlıktan ve sevinçten havalara uçtuk. Yakın şehirlerde inecekler banliyö trenine, biz de hızlı trene geçtik. Tabii benim bu önsezim ve isteğimin gerçekleşmesi konusu tüm yolculuğumuzun ana konusu ve gülme vesilesi oldu. ‘Keşke şunu isteseydin’, ‘keşke şöyle deseydin’ derken, hem hızlı hem de konforlu bir yolculukla Münih’e vardık. Ertesi gün 1 Mayıs’tı ve İşçi Bayramı’na Münih’te uyandık. 

MÜNİH (MÜNİCH, MÜNCHEN)

Almanya’nın güney doğusunda yer alan Münih, Bavyera eyaletinin başkenti, Berlin ve Hamburg’dan sonra Almanya’nın en büyük üçüncü şehri. Biz Münih, diğer ülkeler Münik dese de Almanlar şehirlerine ‘Münhen’ diyor.

Gezginler; köklü geçmişi, kültürü ve doğal güzellikleriyle her yıl binlerce turiste ev sahipliği yapan Münih’i gezmeye, tarihi şehir merkezinden başlar. Biz de gezginlerin önerisine uyarak şehri keşfetmeye otelimize yürüme mesafesindeki Marianplatz’dan başladık (Oteliniz merkeze uzak olsa bile meydanın ortasındaki metro durağı sayesinde ulaşım oldukça kolay). 

                       ***

Marianplatz’a ‘turistlerin ve yerel halkın buluştuğu toplanma yeri, Münih’in kalbi’ diyebiliriz. Eski zamanlardan günümüze; idamlardan tutun da görkemli düğünlere kadar halkın toplanmasına vesile olan tüm olaylar burada gerçekleşirmiş. Günümüzde kafe, restoran ve geleneksel mağazaların bulunduğu meydan; Bakire Meryem Heykeli, Aziz Paul Kilisesi, eski ve yeni belediye binalarının turistler tarafından ziyaret edilmesi sebebiyle her zaman hareketli ve kalabalık. 1 Mayıs etkinlikleri için bu meydanda stantlar kurulmuş ve çeşitli etkinlikler hazırlanmış. Haliyle diğer günlerden çok daha renkli ve hareketli olduğunu söyleyebilirim. Berlin seyahatimizde de 1 Mayıs kutlamasına denk gelmiştik. Almanlar ‘1 Mayıs İşçi Bayramı’nı, bizdeki 1 Mayıs’lardan biraz farklı kutluyor. Sendikalar, siyasi partiler, gösteri ve organizasyonlarını yapıyor ama bunun yanı sıra eğlence, yeme içme stantları da kuruluyor. Tüm gün hem propaganda yapıp hem de yiyip içip, eğleniyorlar. Müzik grupları konserler veriyor, gruplar şarkı söylüyor, dans ediyorlar. Anlayacağınız çalışma konusunda çok disiplinli olan Almanlar, eğlence ve yeme-içme konusunu da hiç ihmal etmiyorlar.   

                       ***

Meydanda dantel gibi işlenmiş görkemli belediye binası Neues Rathaus (yeni belediye sarayı) en göze çarpan yapı. Hizmet binasından ziyade müze gibi görünüyor. Neo-Gotik tarzda tasarlanan binanın yapımına 1867 yılında başlanılmış, 1909 yılında tamamlanmış. Binadaki saat kulesinde figürlerin saat 12.00 ve 17.00’deki dans gösterisi görülmeye değer. Neues Rathaus’un 85 metrelik kulesine asansörle çıkarak şehir manzarasını izlemek ise güzel bir deneyim, tavsiye ederim. Havanın durumuna göre -ki Münih serin ve yağışlı bir şehir ama aşırı soğuk olmuyor. Ziyaret etmek için en uygun ayların mayıs ve ekim olduğu söyleniyor- belediye binasının yanında bulunan büyükçe parkta tüm gün vakit geçirebileceğiniz etkinlikler düzenleniyor. Siz paltoyla dolaşırken, biraz güneş çıktı mı tüm Avrupalıların yaptığı gibi Münih’teki parklarda da güneşlenenleri görebilirsiniz. 1 Mayıs olduğu için miydi bilmiyorum ama biz tüm şehri dolaşıp akşam otelimize dönmek için Marianplatz’dan geçerken müzik ve sinevizyon gösterileri, yeme içme faaliyetleri hala devam ediyordu.

                             ***

Marianplatz civarında bulunan 4 kraliyet caddesi gezmek ve alışveriş yapmak için ideal. Maximilian Caddesi hem alışveriş hem de gece hayatı için Münih’in en lüks binalarının ve lüks alışveriş merkezlerinin bulunduğu cadde. Dünyaca ünlü markaların butikleri, tasarımcıların mağazaları, ünlü kuyumcular bu caddede bulunuyor. Mağazalar ilginizi çekmiyorsa; Almanya’nın en büyük şehir sarayı olan Residenz, Ulusal Tiyatro, Bavyera Eyalet Parlamentosu’na ev sahipliği yapan Maximilianeum, neo-gotik binalar ve anıtları görmek için caddeye girebilirsiniz. 

***

Maximilian Caddesi’ne paralel uzanan 3 km. uzunluğundaki ıhlamur ağaçlı Prinzregenten Caddesi ise yürüyüş yapmak ve bisikletle gezmek için ideal (Gerçi onlar şehir içi ulaşım için bisikleti de kullanıyor ama biz ulaşımda kullanmadığımız için gezmek denilince aklımıza bisiklet geliyor). Aynı zamanda bu caddede Bavyera Ulusal Müzesi, sanat evi, galeriler, anıtlar (Prens Regent Luitpold’un atlı heykeli, Barış Meleği Anıtı, Richard Wagner Anıtı), Aziz Gabriel Katolik Parish Kilisesi’ni görebilirsiniz. Ludwig Caddesi mimari ve sokak estetiği açısından görülmesi gereken caddelerden biri. Almanya’nın en büyük ikinci üniversitesi Ludwig Maximilian Üniversitesi ve Siegestor (Zafer Takı) bu cadde üzerinde yer alıyor.

Münih’te görülmesi gereken yerler

Frauenkirche (Münih Katedrali): 1488 yılında inşa edilmiş. Katedralde pek çok önemli kişinin mezarı bulunuyor.

St. Peter Kirche (Aziz Peter Kilisesi): Aziz Peter heykelinin de bulunduğu kilise Münih’teki en eski dini yapı ve Almanlar için önemi büyük.

Gotik Şehir Kapıları: Ortaçağ surlarının şehre giriş kapıları olan Isartor (Isar Nehri’ne yakın olduğu için ismini nehirden almış) Sendlinger Tor, Karlstor, Siegestor (Zafer Takı ve Barış Anıtı) kentin hafızası olan önemli yapılar.

Englisher Garten (İngiliz Bahçesi): Almanya’nın en büyük ve en popüler parklarından olan İngiliz Bahçesi hem Münihlilerin hem de turistlerin uğrak yeri. Çok büyük bir alanı kaplayan parkın içinde büyük bir gölet var. Piknik, yürüyüş ve koşu yapılacak yerler; yemek yiyebileceğiniz restoranlar, çok sayıda biergarten (bira bahçesi) var. İngiliz Bahçesi’nde en ilgi çeken yer ise Isar Nehri’nin yan kolu olan 2 kilometre uzunluğundaki insan yapımı Eisbach Nehri. Bu akarsuda oluşturulan yapay dalgada sörf yapılıyor. Görünce çok şaşırdım. Gerçekten, imkansız diye bir şey yok. Eisbach’ta yüzmek tehlikeli ve yasakmış ancak özellikle sıcak yaz günlerinde yüzenler ve hatta boğulanlar oluyormuş.

Schloss Nymphenburg (Nymphenburg Sarayı)

1664 yılında barok tarzda inşa edilen saray, Avrupa’daki büyük saraylar arasında yer alıyor. Günümüzde en çok ziyaret edilen saraylardan biri olan Nymphenburg’un bahçesi de en az saray kadar ihtişamlı. Birçok bitki ve ağaçların bulunduğu bahçedeki göletlerde kuğular ve ördekler yüzüyor. Bahçedeki banklara oturup çevreyi seyrederken tüm gün yürüdüğümüz kilometrelerce yolun yorgunluğunu unuttuk.

Bavyera’da ne yenir, ne içilir?

Bavyera, mutfağı ile tüm Almanya ve Avrupa kıtasında ünlü bir eyalet. Et yemekleri ve kızartmalar çok seviliyor. Bratwurst (kızartılmış sosis), jägerschnitzel denilen mantar soslu pirzola, auflauf (güveç), hackbraten (rulo köfte), kartoffelknöde (patates köfte) ve pommes frittes (patates kızartması), spargel (kuşkonmaz), brezel (simit) en çok sevilen yiyecekler. Bira ise en çok tüketilen içki.  Her yıl eylül ayının son günleri, ekim ayının ilk günlerinde düzenlenen ve iki hafta süren dünyanın en büyük bira festivali olan Oktoberfestte fıçılar dolusu bira içilir.  

Biz Münih’e iki gün ayırmıştık ancak hakkını vererek gezmek için en az üç- dört gün gerekiyor. ‘Alışveriş yapmak, futbol maçı (Bayern München) izlemek, fuar, festival, müze, galeri gezmek istiyorum’ diyorsanız; BMW ve Samsung gibi dünya devlerinin merkezlerinin de Münih’te olduğunu düşünürsek beş-altı gün ayırmanız gerekir diye düşünüyorum.

Münih’e ayrılan sürenin sonunda Salzburg’a gitmek üzere trene bindik. 1 saat 45 dakikalık yolculuktan sonra Avusturya/Salzburg’daydık.

SALZBURG

Avusturya’nın dördüncü büyük şehri ve Salzburg eyaletinin başkenti olan Salzburg, Alp Dağları’nın eteğine kurulmuş, içinden Salzach Nehri geçen, doğa harikası bir şehir. Almanya ile sınır komşusu olan şehir; barok, gotik, rönesans ve neo-klasik mimarinin önemli eserlerine sahip ve 1997 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış.  Dünyaca ünlü besteci Wolfgang Amadeus Mozart’ın Salzburg’da doğması ve bu şehirde yaşaması ününe ün katıyor ve Avrupa’nın en çok ziyaret edilen şehirlerden biri unvanını kazanıyor. Gezerken kendinizi açık hava müzesinde gibi hissedeceğiniz Salzburg; tuz kalesi anlamına geliyor.

Salzburg’da görülmesi gereken önemli yerler:

Schloss Mirabell (Mirabell Sarayı)

Salzach Nehri’nin kıyısında konumlanan Mirabell Sarayı, Avrupa’nın en görkemli yapılarından, en güzel barok bahçelerinden biri olarak kabul edilen Mirabell Bahçesi’nin içerisinde yer alıyor.

Piskoposluk sarayı olarak inşa edilen Mirabell günümüzde belediyenin bazı idari birimlerine ev sahipliği yapıyor. Mirabell Sarayı’nın en ünlü bölümü Marble Hall (Mermer Salon).

Salzburg Solistleri müzik topluluğunun kurucusu Luz Leskowitz’in yönettiği Salzburg Sarayı konserleri burada düzenleniyor. Aynı zamanda evlilik törenleri yapılıyor.

Hohensalzburg (Salzburg Kalesi):

Görkemli ve gösterişli Salzburg Kalesi hemen her şehirde olduğu gibi şehrin en yüksek tepesine kurulmuş (Festungsberg Tepesi). Kalenin tepesine çıktığınızda muhteşem Salzburg manzarası ayaklarınızın altına seriliyor. Bu manzaraya karşı soluklanmak, çay, kahve ya da ünlü Avusturya birası içmek, bir şeyler atıştırmak için kafeler var. Kaleyi gezmek epey zaman alıyor; gezerken ilk yapıldığı 11. YY’dan 17. YY.’a kadar kalenin genişleyen bölümlerini anlatan video gösteriminden kalenin tarihçesini öğrenmek mümkün. Eski savaş aletleri, askeri üniformaların sergilendiği, hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar ve dünyaca ünlü kukla müzesi de kalede yer alıyor.

Kapitel Platz (Kapitel Meydanı): Salzburg’da birbirinden önemli meydanlar var. En hareketli ve ilgi çekici meydan Kapitel Meydanı. Stephan Balkenhol’un bir sanat eseri olan ‘Sphaera’ adlı altın rengi kürenin üzerindeki adam heykeli; büyük boy satranç taşları ile satranç oynayan insanlar; Denizler Tanrısı Poseidon’un heykelinin olduğu Kapitel Çeşmesi… Bu meydandan hemen Salzburg Katedrali’nin olduğu Dom Meydanı’na geçiliyor. Dom Meydanı’nın devamı ise Residenz Meydanı’na çıkıyor. Meydanın ortasındaki barok tarzı çeşme hem Salzburg’un hem de Avrupa’nın en güzel çeşmelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Salzburg Katedrali: Salzburg’da çok sayıda kilise var. Bunların içinde en kutsal olarak kabul edileni Salzburg Katedrali. Mozart da bu katedralde vaftiz edilmiş. Kusursuz bir mimariye sahip katedralin tavan işlemeleri de görülmeye değer.

Mozart Wohnhaus (Mozart’ın Evi): Mozart’ın doğduğu ve ilk bestesini yaptığı ev 1880’den beri müze olarak ziyaretçileri ağırlıyor. Sanat etkinliklerinin düzenlendiği evde, Mozart’ın müzik aletleri, kişisel eşyaları sergileniyor.

***

Biz Salzburg’a iki gün ayırmıştık ancak görmeyi planladığımız Hallstatt’a gidecek olan otobüsün gidiş-dönüş saatleri Viyana’ya gideceğimiz tren saatimize uymadığı için büyüleyici güzellikteki Hallstatt’a gitmeyi başka sefere bıraktık. Salzburg küçük bir şehir ama tam manasıyla gezmek için en az üç gün ayırmak gerekir. Salzburg’u keşfederken; doğanın, tarihin, kültürün, müziğin, sanatın, günlük yaşamın içine nasıl entegre olduğuna tanık olacak; sanat etkinliklerinin yapıldığı opera, bale, konser biletlerinin aylar öncesinden satılıp salonların tıklım tıklım oluşuna şaşıracaksınız. Neyse ki biz şanslıydık, Mirabell Sarayı’ndaki müzik dinletisine bilet bulabildik. Sarayın ihtişamı ile müziğin ritminin oluşturduğu ahengi paha biçilemez bir anı olarak hafızalarımıza yerleştirdik.

Mozart’ın fotoğrafının olduğu ambalajlarla paketlenen Mozart çikolatası Salzburg’un en önemli hediyelik eşyalarından biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca Mozart figürlü anahtarlık, magnetler, kitap ayraçları, kupa, şemsiye gibi hediyelik eşyaları, gezerken karşınıza çıkan dükkanlardan alabilirsiniz. Salzburg’dan son durağımız Viyana’ya gitmek için trene bindiğimizde epey yorulmuş olduğumuzu fark ettik ama değmişti; 3 saate yakın süren yolculuk dinlenme molası oldu.  

VİYANA

Avusturya’nın başkenti ve en kalabalık şehri Viyana’ya daha önce eşimle iki kez gitmiş, gezilecek, görülecek hemen her yerini ziyaret etmiştik ama dünyanın en eski başkentlerinden olması sebebiyle her sokağı tarih kokan; sanatın ve klasik müziğin de başkenti olan Viyana’da her seferinde yeni şeyler keşfetmek mümkün. Strauss, Beethoven, Haydn, Mozart gibi ünlü bestecilerin yaşadığı Viyana; dünyanın en iyi filarmoni orkestrası ve operasına sahip. Viyana’ya gitmeden önce orada yaşayan çocukluk arkadaşlarım; Şenol- Nurcan Demir, Ünal- Reyhan Demir’i ararım. Sağ olsunlar Şenol ve Nurcan bize her gittiğimizde mihmandarlık yapar, Viyana’nın altını üstüne getiririz. Demir ailesine sevgi ve selamlar…

Viyana’da görülmesi gereken yerler:

Şehrin merkezi tıpkı Salzburg gibi açık hava müzesi tadında. Başınızı hangi yöne çevirseniz bir tarihi eser görüyorsunuz. Tarihi binalar ve müzelerin yanı sıra güzel kafe ve restoranlar da var. Bu alanda gezilecek yerlerin birbirine yakın olması sebebiyle görülmesi gereken önemli yerlerin çoğunu yürüyerek keşfedebiliyorsunuz. Viyana’da çok sayıda barok, Roma ve gotik mimarisi ile yapılmış görkemli kiliseler bulunuyor. Bunların en ünlüleri Innere Caddesi’ndeki Aziz Stephan Katedrali (Domkirche St. Stephan) ve Ring Caddesi’nde neo-gotik tarzda inşa edilen Votiv Kilisesi.

Schönbrunn Sarayı: Viyana’ya gidip de ‘Habsburg Hanedanı’nın yazlık sarayı’ ya da ‘Sissi’nin Sarayı’ diye bilinen Schönbrunn Sarayı’na uğramadan dönülmez. Bahçesi sarayın kendisinden daha da ilgi çekici (özellikle labirent kısmı) olan bu görkemli yapıya en az yarım gün ayırmak gerekiyor. Özellikle gün batımında bahçesinde yürüyüş yapmak, içindeki kafede bir kahve içmek oldukça keyifli.

Belvedere Sarayı: Viyana’nın barok tarzında yapılmış görkemli saraylarından biri. Sarayın her odası ünlü ressamların eserleriyle dolup taşıyor. Viyanalı ünlü ressam Gustav Klimt’in en bilinen eseri ‘kiss’ tablosunu burada görebilirsiniz. Devasa büyüklükteki bahçesi de oldukça etkileyici.

Opera Binası (State Opera House): Barok stilde yapılmış muhteşem bir bina. İçini bir müze edasıyla gezebilirsiniz. Eğer bale ya da opera izlemek isterseniz, biletlerini çok önceden ayırtmanız gerekiyor. Bizim yine Salzburg’da olduğu gibi şansımız yaver gitti, ayakta da olsa bir bale gösterisi izledik. Bir akşam da caz konserine gittik.

Kahlenberg Tepesi: Merkeze 16 kilometre uzaklıkta olan Kahlenberg, kuş bakışı Viyana’yı izleyebileceğiniz yemyeşil bir tepe. Uçsuz bucaksız şehir manzarasında, kıvrıla kıvrıla akan Tuna Nehri’ni görünce insanın ağzından ister istemez ‘Tuna nehri akmam diyor etrafımı yıkmam diyor’ dizeleri dökülüyor. Ayrıca bu ziyaretle atalarımızın ikinci kuşatma sırasında kurdukları karargahın olduğu bölgeyi de görmüş oluyorsunuz. 1683’de II. Viyana Kuşatması sırasında Avusturyalılara destek veren Ukrayna Kazaklarına teşekkür etmek için 2013’de dikilen Kazak Anıtı’nın önünde ve Turkenschanz Park (Türk Sığınağı Parkı)’a 1991 yılında, dostlukların devamlı olması temennisiyle inşa edilen çeşmenin önünde fotoğraf çektirerek anı ölümsüzleştiriyoruz. Güzel bir yürüyüş sonrası tepedeki restoranda eski günler üzerine konuşurken, bir şeyler atıştırıyoruz.

Biz Viyana’da 2,5 gün kaldık. ‘Sanat Tarihi Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi ve Avusturya Ulusal Kütüphanesi’ni de gezmek, alışveriş yapmak isterim’ derseniz en az 5-6 gün ayırmanız gerekir.

Avusturya mutfağı: Avusturya’nın Almanya ile sınır olması, Almanya ve Avusturya mutfağını harmanlamış diyebiliriz. En çok öne çıkan yemek şnitzel diyebilirim. İkinci sırada ise hot dog (sosisli sandviç) tüketiliyor. Sosis domuz etinden yapılıyor diye biliyorum ama vejetaryenler için sebze ve peynirli olanı da var. Avusturya’nın en önemli tatlılarından biri apfelstrudel (elmalı turta) ile yine çikolatalı kek ve kayısı marmelatından oluşan ünlü sachertorte (çikolatalı pasta)’nin tadına bakmanızı da öneririm.

***

Tarih, kültür ve doğa harikası üç ayrı şehri bu kadar kısa anlatmak oldukça zor ama ne yazık ki bana ayrılan sayfanın sonuna geldim. Bir başka seyahatte, bir başka ülkede görüşmek üzere.

 

NASIL ARANDI: #müzeyyentopçutan #geziyazısı #gezi #salzburg #viyana #münih #tarih #geziyazarı #köşe #gotikşehir #maximiliancaddesi #bavyera

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.
Diğer Yazılarını İnceleyin;
İçinden Nehir Geçen Masalsı Şehirler

Neckar Nehri’nin iki yakasına kurulan, Almanya’nın en masalsı ve romantik şehirlerini gezerken, Ortaçağ’a doğru zaman yolculuğuna çıkacaksınız

3 ay önce
Galler’in gözbebeği: Swansea

Swansea, Britanya’nın ve Galler’in en güzel kumsallarına, plajlarına ve görkemli yamaçlarına sahip doğa harikası bir şehir

4 ay önce
Köklü bir geçmişe sahip önemli bir dünya şehri: Londra

Londra, İngiltere’nin ve dünyanın en önemli iş ve finans merkezi olduğu kadar turizm açısından da en çok ziyaretçi çeken, en hareketli kenti

6 ay önce
Avrupa’nın kültür başkenti: Berlin

Berlin, her ne kadar II. Dünya Savaşı’nda bombalarla yerle bir edilmiş olsa da kendini toparlamış; tarihi, siyasi rolü, kültür-sanatı ve doğası ile de Avrupa’nın göz bebeği olmayı başarmış

7 ay önce
Atamızın evini gezmenin tam zamanı Selanik

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıl dönümünde, doğduğu şehir Selanik’e ve doğduğu eve gitmeye ne dersiniz?

8 ay önce
Gemiyle Adriyatik gezisi

Yaz bitti, çoktan… Sonbaharı da ortaladık. İşlerinizin yoğunluğundan ya da başka sebeplerden dolayı henüz tatil yapamadıysanız; ekim ayında çıkacağınız en güzel tatillerden biri belki de ‘Gemiyle Adriyatik’ gezisi olabilir. Tabii denizden ve gemi yolculuğundan hoşlanıyorsanız…

9 ay önce
Tarihi, kültürü, mimarisi, müziği ile ünlü Bulgaristan

Yakın bir yurt dışı tatili istiyorsanız; tarihi dokusu, göz alıcı dağları, yemyeşil parkları, altın sarısı kumsalları, zengin mutfağı ve sıcakkanlı insanlarıyla Bulgaristan sizi bekliyor

10 ay önce
Yunanistan’ın en yeşil adası Thassos

Thassos; muhteşem kumsalları, turkuaz rengi denizi, resmedilmeye değer köyleri, tarihi yapısı ve eğlence hayatıyla bir tatilde aradığınız her şeyi size sunmaya hazır

11 ay önce
Yunanistan’ın 5. Büyük adası: Sakız Adası

Dünya üzerinde sakız ağaçlarının yetiştiği ve damla sakızı üretiminin yapıldığı tek yer olan Sakız Adası hem köklü tarihi hem de doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyülüyor

1 yıl önce
Şövalyeler adası Rodos

Her köşesinde binlerce yıllık tarih yatan, dar sokakları şövalyelerin izleriyle dolu olan Rodos Adası; turkuaz rengi denizi, tertemiz plajları, geleneksel mutfağı ve gece hayatıyla ziyaretçilerini adeta büyülüyor

1 yıl önce
Sardunya Adası

Masmavi ve berrak denizi, bembeyaz kumsalları, birbirinden güzel plajlarıyla meşhur Sardunya Adası, tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı için kültürel gezileri tercih edenlerin de uğrak yeri

1 yıl önce
Dünyanın en güzel adalarından: Tenerife

Kanarya Adaları'nın en büyüğü Tenerife; muhteşem denizi, birbirinden güzel plajları, doğal güzellikleri hatta eğlenceli karnavallarıyla heyecan dolu bir tatil arayanların adresi...

1 yıl önce
Tarih kokan şehir: Kiev

Dünyayı iyilik kurtaracak

Mitolojik öyküler ve efsanelerle dolu; Mora Yarımadası

Vikingler diyarı; Norveç

Batının en uç noktası: Fas

Yunanistan’ın en büyük adası; GİRİT

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bir tarih yatıyor: Kral Kızı Hamamı

Lavanta kokulu köy

Rüya gibi bir gemi yolculuğu