
Lipödem artık kader değil!
Yıllardır varis tedavileriyle adından söz ettiren Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Fındık, şimdi de ‘çağımızın hastalığı’ olarak görülen, kadınların yaşam kalitesini derinden etkileyen lipödeme savaş açtı. İzmit’teki kliniğinde oluşturduğu multidisipliner ekibiyle bu sinsi hastalığa karşı modern ve bütüncül bir yaklaşım sergileyen Prof. Dr. Orhan Fındık, yüz güldüren sonuçlar alıyor.
Sizler için Prof. Dr. Orhan Fındık’ı muayenehanesinde ziyaret ettik; lipödemin tüm yönlerini, doğru bilinen yanlışları, tedavi sürecinde kullanılan en güncel yaklaşımları ve hastaların yaşadığı dönüşümleri konuştuk. Prof. Dr. Orhan Fındık’ın kliniğinde kullanılan cihazlardan ekibin uzmanlık alanlarına, beslenme protokollerinden HIFU uygulamasına kadar her detayı bu röportajda bulacaksınız.

Orhan Hocam, öncelikle lipödem nedir? Belirtileri nelerdir? Kişi kendisinde lipödem olduğunu nasıl anlayabilir?
Lipödem, özellikle kadınlarda görülen, bacak, basen, bazen kol gibi belirli bölgelerde simetrik yağ birikimiyle karakterize, kronik, ilerleyici ve çoğu zaman ağrılı seyreden bir yağ dokusu hastalığıdır. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte östrojen hormonundaki dengesizlikle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle lipödem, genellikle ergenlik dönemi sonrası, hamilelik öncesi ya da menopoz gibi hormonal değişimlerin yoğun olduğu dönemlerde ortaya çıkar. Bazı bireylerde ise çocukluk döneminden itibaren belirtiler gözlemlenebilir.
Lipödemin en dikkat çekici özelliği, vücut hatlarındaki orantısızlık ve özellikle alt bedenin üst bedene göre belirgin şekilde daha kalın olmasıdır.
Bu hastalar genellikle, “Defalarca diyet yaptım ama kilo veremedim. Versem bile sadece üst bedenim inceliyor, bacaklarımdan ve basen bölgemden asla kilo veremiyorum” gibi cümlelerle bize başvurur. Yağ birikimi çoğunlukla bacaklarda yoğunlaşır ve zamanla bu bölgelerde ağrı, hassasiyet ve kolay morarma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Lipödemli hastalar, yıllarca diyet ve spor yapmalarına rağmen istediği sonucu alamamış ve bu süreçten hem fiziksel hem de duygusal olarak yorulmuş kişilerdir.

Peki, lipödem tanısı konulan bir hastada nasıl bir tedavi süreci izleniyor?
Tedaviye başlamadan önce hastalarımızı mutlaka diyetisyenimizle buluşturuyoruz. İlk olarak detaylı bir vücut analizi yapılıyor ve ayak bileğinden başlayarak tüm bacak çevresi ölçülüyor. Böylece hastalığın hangi düzeyde olduğu ve hangi bölgelerde yoğunlaştığı net bir şekilde belirlenmiş oluyor. Ardından kişiye özel bir planlama süreci başlar. Sonra uygulamalara geçeriz, seanslar tamamlandıktan sonra yeniden ölçümler yapılır ve tedavinin etkileri somut olarak gözlemlenir. Elbette her hastada sonuçlar farklılık gösterebilir. Bu süreçte ben her zaman hastalarıma şunu hatırlatırım: Yüzde 100 sonuç garantisi yoktur çünkü her bedenin verdiği yanıt farklıdır. Ancak bazı hastalarımızda 3 ila 10 santimetreye kadar incelme sağlandığını gözlemliyoruz. Bu da yalnızca fiziksel bir değişim değil, psikolojik bir dönüşüm anlamına geliyor.
Hasta kendini daha hafif, daha rahat hissetmeye başlıyor; spor yapma motivasyonu artıyor. En önemlisi de o kırılması zor olan döngü kırılıyor ve kişi yeniden hayata dönüyor. Bu süreci başlatmak bile çok önemli.
Lipödemde erken teşhis önemli mi?
Kesinlikle. Lipödemde erken teşhis çok önemli. Her hastama şunu özellikle söylüyorum: Eğer beslenme düzeninize dikkat etmeyecekseniz ve egzersiz yapmaya istekli değilseniz, bu tedavi sürecine başlamanın çok da anlamı yok çünkü uyguladığımız kürler, diyet ve sporla desteklendiğinde çok daha etkili sonuçlar veriyor. Tedavi sürecinin sonunda hastayla birlikte sonuçları değerlendiriyoruz. Diyetisyenimiz ve fizyoterapistimiz, süreci başından itibaren tüm notlarıyla takip ediyor ve gelişimi kayıt altına alıyor. Böylece değişim sadece gözle değil, verilerle de net şekilde ortaya konulmuş oluyor.
Orhan Hocam, selülit ile lipödem aynı şey mi? Aralarındaki fark nedir?
Hayır, kesinlikle aynı şey değil. Lipödem, yağ dokusundaki kronik bir bozulmadan kaynaklanır ve tedavi gerektiren bir durumdur. Selülit ise cildin altındaki yağ tabakasının düzensiz dağılımından oluşur ve daha çok estetik bir problem olarak görülür. Spor ve sağlıklı beslenme selüliti azaltabilir ama tamamen yok etmek her zaman mümkün olmaz. Yaş ilerledikçe de yağ dokusunda bozulmalar artabildiği için selülit görünümü derinleşebilir.

Lipödem tedavisinde hangi yöntemler uygulanıyor? Merkezinizde nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Lipödem tedavisinde bizim en önemli farkımız, ESWT (Extracorporeal Shock Wave Therapy) yani şok dalga tedavisini kullanıyor olmamız. Aslında bu sistem daha önce fizyoterapi alanında kullanılıyordu ancak son 6 ayda lipödem tedavisinde de etkili sonuçlar vermeye başladığı görüldü. ESWT, ses dalgaları aracılığıyla 8-10 cm derinliğe kadar ulaşarak, yağ hücrelerinin parçalanmasına yani lipolize yardımcı oluyor. Sorunun temelinde ise iki büyük engel yatıyor: İlki, alt basen bölgesine yerleşen, içi yağ dolu büyük hücre kümeleri. Yoğunlaşmış fibröz bantlar yağı adeta hapsediyor ve erimesini engelliyor. İkincisi, yağ dokusunda bulunan kan damarlarının azlığından dolayı dolaşımın istenildiği gibi olmaması.
İşte ESWT’nin etkisi burada devreye giriyor: Hem kan dolaşımını artırıyor hem de fibröz bağ dokularını zayıflatarak yağ hücrelerinin parçalanmasını kolaylaştırıyor. Ancak bu tedavi tek başına yeterli değil. Biz bu noktada fonksiyonel tıp yaklaşımıyla çalışan bir diyetisyen desteğini de çok önemsiyoruz. Yani hastanın yaşına, kilosuna, hormon dengesine ve yaşam tarzına uygun kişiselleştirilmiş bir diyet programı da sürece eşlik ediyor.
Bu tedavi ne kadar sürüyor, nasıl bir kür uygulanıyor?
Her hastamıza mutlaka bir kür öneriyoruz. Bu kür, toplamda 10 seanstan oluşuyor ve haftada 2–3 kez uygulanması gerekiyor. Seansların düzenli olması, tedavinin başarısı açısından çok önemli. Tedavi sürecinde yalnızca yağın eritilmesiyle yetinmiyoruz. Ardından, bu yağların vücuttan atılabilmesi için fizyoterapistimiz devreye giriyor. Burada lenf drenajı dediğimiz bir uygulama yapılıyor. Çünkü herkesin bildiği toplardamar sistemine ek olarak, vücutta incecik bir lenf damar ağı bulunur. Bu damarlar, atıkların ve sıvıların taşınmasında büyük rol oynar. Yapılan özel masajlarla bu sistemi aktive ediyor, eriyen yağın vücuttan daha hızlı atılmasını sağlıyoruz. Son aşamada ise kompresyon terapisi uygulanıyor. Bu yöntem, bölgeyi sıkıştırıp gevşeterek dolaşımı hızlandırıyor ve tüm bu sürecin tamamlanmasını sağlıyor. Yani önce yağı eritiyoruz, sonra dolaşıma kazandırıyor ve en sonunda vücuttan atılmasını sağlıyoruz.

İncelme sonrası ciltte sarkma oluşmuyor mu?
Genel olarak lipödemli bireylerde, özellikle bacaklardaki yağ dokusu fazla olduğu için ciltte sarkma nadiren görülür. Ancak her hastayı kendi vücut yapısına göre değerlendirmek gerekir. Bazı hastalarda sadece belirli bölgelerde yağ birikimi olurken, bazı bölgelerde hafif sarkmalar yaşanabilir. Sarkmanın görüldüğü durumlarda ise devreye HIFU (High Intensity Focused Ultrasound) cihazı giriyor. Bu sistem, cilt altındaki kolajen üretimini uyararak cildin sıkılaşmasına yardımcı oluyor.

Hocam, HIFU uygulamasını hangi bölgelerde tercih ediyorsunuz?
HIFU özellikle sarkma problemi yaşayan hastalarda tercih ediliyor. En çok bacak bölgesine uygulanıyor ancak kol ve karın gibi bölgelerde de etkili sonuçlar alıyoruz. Genellikle tek seans yeterli oluyor, ancak bazı vakalarda ikinci bir seans da gerekebiliyor. Uygulamadan sonra yaklaşık 2–2,5 ay içinde kolajen üretimi maksimum seviyeye ulaşıyor ve cilt gözle görülür biçimde toparlanıyor. Bu etkinin süresi ise 1,5–2 yıl arasında değişebiliyor.

Fonksiyonel tıp diyetisyeni Beyza Nur Topuz:
“Lipödemde beslenme önemli”
Lipödemli bireylerde bazı sağlıklı gıdalar, vücutta inflamasyona yol açarak tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu hastalıkta östrojen ve insülin salınımındaki değişimler, yağ depolanmasını kolaylaştırır. Bu nedenle uyguladığımız beslenme programlarında, östrojen üretimini artıran fitoöstrojen içeren besinleri diyetten çıkarmaktayız.
Maydanoz, hurma, adaçayı ve keten tohumu gibi fitoöstrojen kaynakları bu gruba girer; ancak bu besinlerin etkileri kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Hastalar genellikle deneme-yanılma yoluyla hangi gıdaların kendilerine iyi gelmediğini belirler.
Bunun yanı sıra gluten de lipödem sürecinde inflamasyonu tetikleyerek tedaviye engel olabilir. Bu nedenle, glutensiz beslenme ya da eliminasyon ve ketojenik diyet gibi modellerle ilerliyoruz. Ancak bu tür diyetler bazı besin gruplarını kısıtladığı için olası besin ögesi eksikliklerini önlemek adına mutlaka bir beslenme uzmanı eşliğinde uygulanmalıdır.
Alikahya Fatih Mah. Horasan Cad. No: 44 T.E.M. İş Merkezi Kat: 1 İzmit/ KOCAELİ
Telefon: 0 543 738 39 42
Instagram: drorhanfindik