İç Hastalıkları Uzmanı: Dr. Elif Karabulut

Yavrusuna derman ararken, modern tıbbın yanı sıra kendisini bütüncül tıbbın pek çok alanında da geliştiren iç hastalıkları uzmanı Dr. Elif Karabulut, modern tıbbın yanı sıra edindiği tüm bilgi ve birikimle artık sayısız insana umut oluyor, şifa oluyor

Yaşamın akışı içinde bazen öyle sınavlardan geçeriz ki hayatımız, dünyaya bakış açımız, kişisel gelişimimiz ve hatta mesleki tercihlerimiz bambaşka bir boyuta taşınır. Dünya artık eskisi gibi bir yer değildir, tabii biz de öyle…

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Karabulut’un hikâyesi, işte tam da böyle başlıyor. Meslek hayatı boyunca çok başarılı çalışmalara imza atan, yıllar boyunca sayısız hastaya şifa olan Elif Hanım’ın hem hayatı hem de hekimlik kariyeri; güzel kızı Pelin’in, dünyaya birçok sağlık problemiyle gelmesiyle birlikte yeniden şekillenmiş.

Dr. Elif Karabulut, minik Pelin’in doğumundan itibaren bir annenin çare arama çabası ile bir hekim bilgeliği arasında, incecik bir çizgide yürümek zorunda kalmış ve bu zorlu yol, onu modern tıbbın sınırlarının ötesine, bütüncül bir bakış açısına taşımış.

Yavrusuna derman ararken kendisini bütüncül tıbbın pek çok alanında geliştiren Dr. Karabulut, modern tıbbın yanı sıra edindiği tüm bilgi ve birikimle artık sayısız insana umut oluyor, şifa oluyor.

O artık yalnızca ilaç yazan bir hekim değil, hastalıkların kök sorunlarına inmeyi hedefleyen, yaşamı bir bütün olarak ele alan bir yol gösterici… Yaklaşık 2 yıl önce açtığı muayenesinde, hastalarına iç hastalıkları uzmanlığının yanı sıra fitoterapiden anti inflamatuar beslenmeye, uyku hekimliğinden nöral terapiye kadar pek çok alanda destek olan Dr. Elif Karabulut, yalnızca hastalıkları değil, hayatları da iyileştirmeye çalışıyor.

İnancın, azmin ve sevginin şifaya nasıl dönüştüğüne tanıklık etmek isterseniz, bu röportajı ilgiyle okuyacaksınız.

Hocam, bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?
1984 doğumluyum. Yalova doğumlu olmama rağmen Gölcük’te büyüdüm. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra iç hastalıkları uzmanlığımı Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamladım. Meslek hayatımda kısa bir dönem 112 Acil’de çalışma fırsatım oldu. Bu dönemde çok farklı vakalarla karşılaştım, çok güzel insanlar tanıdım ve hayat dersi çıkardığım pek çok deneyim yaşadım. Ardından Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 4 sene görev yaptım. Bu da çok keyif aldığım, çok fazla mesleki tecrübe edindiğim ve uzmanlığımla ilgili hayatımı etkileyen bir dönem oldu. Daha fazla okumayı, farklı açılardan bakmayı, birden fazla noktaya odaklanarak tanı koymayı Kartal’da öğrendim. Ardından zorunlu hizmet için Kocaeli Devlet Hastanesi’ne geldim. Burada da bir dönem iç hastalıkları uzmanı olarak çalıştım; sağlık kurulunda görev aldım ve başhekim yardımcılığı yaptım. Şu anda ise hastalarıma özel muayenehanemde; modern tıp ve alternatif tıbbı harmanlayarak, bütüncül bir yaklaşımla hizmet veriyorum. Evliyim, 8 yaşında bir kızım ve 2,5 yaşında bir oğlum var.

Alternatif tıbba yönelmenizin sebebi nedir?
Kocaeli Devlet Hastanesi’nde dahiliye uzmanı ve başhekim yardımcısı olarak görev yaparken kızım Pelin dünyaya geldi. Gayet sağlıklı bir bebek olarak görünmesine rağmen 2 saat sonra yoğun bakıma alındı ve orada 22 gün kaldı. Kendi başına solunum yapamıyordu, emme bozukluğu vardı ve kasları çok ama çok gevşekti. Aşırı gevşek bir bebek olduğu için hipotoni tanısı konuldu. Pelin yoğun bakımdan çıktıktan sonra oldukça zorlu bir sürece girdik. Yaşadığı sorunların sebebini çok araştırdık. Türkiye’nin en iyi nörologlarıyla görüştük, genetik testler çok iyi laboratuvarlarda yapıldı. Meslektaşlarımdan gayet ciddi ve iyi öneriler de aldım ama Pelin bir çıkmazdaydı çünkü rahatsızlığının bir örneği daha yoktu. Daha doğar doğmaz bu kadar hipotonik bir bebek görülmemişti. O dönemde, anne olarak Pelin için çareler ararken, hekim olarak da Covid’le mücadele etmek durumunda kaldım. Benim için son derece zorlu ama büyük tecrübeler kazandığım bir süreçti. Covid’le savaşırken, modern tıbbın ne kadar ortada ve çoğu kez yetersiz kaldığını gördüm. Alternatif tıp birçok fikir üretirken, modern tıbbın sürekli aynı şeyin etrafında dönmesi can sıkıcıydı. Hem Pelin’e fayda sağlayacak hem de Covid’le mücadelede elimizi güçlendirecek yollar ararken alternatif tıpla tanıştım.

Pelin’in rahatsızlığı tam olarak neydi?
Pelin pek sorunla dünyaya geldiği için çok üzüldüm, çok ağladım; yıkıldığım, tükendiğim zamanlar oldu ama kızıma yardımcı olmak zorundaydım ve hem anne hem de hekim olarak bir yerden başlamak için önce tanıya ihtiyacım vardı. O dönemde gittiğimiz çocuk psikiyatristleri, “Bu yaşta tanı konulmaz” dese de “Biz, buna otizm diyelim” dedim ve böylece tanı konulmuş oldu. Otizm tanısı bize bir yol çizdi; Pelin, özel eğitim alacaktı… Uzun süredir özel eğitim alıyor ve davranış problemleri halâ devam ediyor. Otizm, kesinlikle özel eğitimsiz, doktor takipsiz iyileşmez ama sorunları aşmanın ilaç dışı pek çok yöntemi var. Bunlara doğru hızla ilerliyoruz.

Peki, hipotoni için ne yaptınız?
Pelin’de inflamasyon ve bağ dokusu problemi olduğu anlaşıldı ama bunun neden olduğu tüm araştırmalara rağmen anlaşılamadı. Pelin’in nörogelişimsel bir farklılığı var. Bizim çocukluğumuzda, bez bebekler vardı ya, Pelin doğduğunda onlardan farksızdı. Bir şifa, bir yol ararken ne kadar kitap, kaynak varsa hepsini okudum ama hiçbir cevap bulamadım. Ne yapabilirsin? Bir yerden başladık… Yüzdü, fizik tedaviler gördü, baleye başladı… Ve bunların hepsinde çok başarılı oldu. Şu anda hipotoniyle ilgili bir sıkıntımız yok ama tabii sorunlarımız bununla sınırlı değildi. Pelin, çölyak yatkını olduğu için ağır ishali, kusma atakları vardı ve beslenmesinin çok dikkatli takip edilmesi gerekiyordu. Uyku bozukluğuyla hala mücadele ediyoruz ve bunun için uyku hekimliği eğitimi aldım. Bu arada ben de disleksi benzeri farklılıklarım olduğunu Pelin sayesinde anladım. Dikkat eksikliği, sakarlık, hızlı konuşma, konudan konuya atlama gibi birçok şey aslında bununla ilgiliymiş. Pelin’in doğumuyla hem mesleki hem de kişisel olarak başka bir yöne evrildim. İnsanlara artık farklı bir gözle bakıyorum ve hastalarımı çok daha geniş çerçevede değerlendiriyorum.

Sanırım bütüncül tıp da hayatınıza bu şekilde girmiş oldu…
Modern tıptan asla kopamayız ancak ben özellikle beslenmeye yani fitoterapiye çok önem veriyorum. Pek çok rahatsızlık, kişilerin beslenme alışkanlıklarını ve davranışlarını değiştirmesiyle son bulabilir ki zaten bu bilgiler modern tıp kitaplarında da eskiden beri var. Yani bütüncül tıp, modern tıbbın içinde zaten var. Örneğin, zerdeçalın mide bulantısını kestiğini, karnıyarık otunun doğru kullanımla kabızlığa iyi geldiğini biz zaten tıp kitaplarında okumuştuk ama bu bilgilerin doktorlar tarafından kullanıldığına pek rastlamadık. Oysa insanların vücudundaki ödemi, günlük yorgunluğunu azaltarak; uykusunu daha iyi hâle getirerek hayat kalitesini artınca, şikayetler otomatik olarak azalıyor. Ben, ilaç yazmaktan öte insanların yaşam tarzını yeniden düzenleyerek iyileşmesine yardımcı olmaya çalışıyorum. Tüm bunlara rağmen şikayetleri geçmeyenler için ise modern tıbbın imkanları var.

Kendi muayenehanenizi açmaya da bu nedenle mi karar verdiniz?
Devlet hastanesinde çalışırken hastalarıma, tedavinin yanı sıra “Glütensiz yemeye dikkat edin” dediğimi fark ettiğimde, yaptığım işten tam olarak tatmin olmadığımı da fark etmiş oldum. Demir eksikliğini tedavi ettiğim hastalarım, 3 ay sonra aynı şikayetle geri geliyordu. Genellikle çocuklukta görülen çölyak hastalığını taşıyan 50 yaşında kamyon şoförü bir hastam vardı mesela… Otizm gittikçe artıyordu; pek çok kişinin tanı konmayan, neden kaynaklandığı belli olmayan bağ doku, romatizmal hastalığı vardı. Bu kadar atipik hastalıklar görmeye başlayınca hem hastalarımın şikayetlerine daha iyi cevap verebilmek hem de Pelin’e faydalı olabilmek için çeşitli eğitimler aldım. Bu eğitimler sırasında kronik, çözümsüz, sürekli ilerleyen ve sekel bırakan hastalıklar için çözüm yolları bulmak bir hekim olarak çok tatmin ediciydi. Bunu danışanlarımla paylaşırken gayet samimiyim. Bu kadar ezber bozmak insanlara itici bile geliyor. Tepki veriyorlar, ara veriyorlar ama bana geri dönüyorlar. Onlara uygun dille kendileri hakkında daha ayrıntılı bilgi verebilmek; sağlıkları hakkında ilacı saatinde yutmak dışında bedenleri ile ilgili sorumluluklar vermek; değişimlerini izlemek, hayatlarını kolaylaştırmak ve kendilerine değer verdiklerini izlemek tarif edilmez bir şekilde mesleki tatmin ve mutluluk veriyor. Düşünsenize, mide ilacını kestiğim hastanın yine de ülseri yok olmuş. Kalp masajı yaptığım hastam hayata dönmüş kadar mutluyum.

Şu anda kliniğinizde hangi alanlarda çalışıyorsunuz?
Modern tıbba destek olacak fitoterapi, nöral terapi, anti inflamatuar beslenme, bütüncül tıp ve uyku hekimliği alanlarında hizmet veriyorum.

Hocam, fitoterapi nedir?
Fitoterapi, eski zamanlardan beri kullanılan bir tedavi yöntemi… Hastalıkları önlemek veya tedavi etmek için bitkilerin veya otların kullanıldığı bir tamamlayıcı tıp uygulaması olarak tanımlanabilir. Aktif bitki bileşenleri; çaylar, tentürler, merhemler, yağlar, losyonlar oluşturmak için özütlenir ve işlenir. Bu ürünlerle, hastanın fiziksel ve psikolojik şikayetlerini hafifletmek için şifalı bitkilerin iyileştirici etkileri kullanılır. Fitoterapi birçok medikal tedavinin yanında destekleyici tedavi özelliği taşır. Modern dünyada bunun karşılığı olarak fitoterapik harika beslenme ürünleri var. Doğru zamanda, doğru amaçla, doğru dozda, doğru süre kullanıldığında faydasının oldukça yüz güldürücü olduğunu defalarca gördüm.

Anti inflamatuar beslenme hakkında da bilgi alabilir miyiz?
Anti inflamatuar beslenme, vücutta akut ya da kronik iltihaplanmanın kontrol altına alınması için tüketilecek uygun beslenme programıdır. Aslında Akdeniz diyeti bazlı bir diyet olmakla beraber yaygın alerjen besinlerin çıkartılması inflamasyonun tetiklenmesini engeller. Sadece hastalarda değil vücudun enerjisini dengede tutmak ve sağlığı korumak için sağlıklı bireylerde de uygulanabilir. Bu diyette bitkisel yağlar, esansiyel maddeler, yağ asitleri, aminoasitler, vitamin ya da minerallere yer verilir. Anti inflamatuar beslenmeyle uzun süre devam eden iltihabın vücuda vereceği zarar azaltılabilir. Bu sayede kolesterol, şeker hastalığı ya da tansiyon gibi kronik hastalıklara karşı önlem alınabilir. Kesinlikle çoklu ilaç kullanımını azaltır ve kaliteli yaşam süresini uzatır.

Uyku hekimliği alanında nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?
Uyku apnesi, uyku sırasında solunumun en az 10 saniye boyunca durması ile kendini gösteren ciddi bir rahatsızlıktır. Bu durum uyku kalitesinin düşmesine, beynin dinlenememesine ve dolayısıyla gün içinde yorgunluk, halsizlik, öfke nöbetleri gibi problemlere yol açabilir. Uyku apnesi yaşayan kişi genellikle sabahları yorgun ve mutsuz uyanır. Bu durum şeker hastalığı, tansiyon gibi kronik hastalıkların kötüleşmesine de zemin hazırlar. Biz evde uyguladığımız testlerle gece boyunca hastamızın beyin aktivitelerini, solunum duraklamalarını, oksijen seviyesini, nabzını ve hatta horlama şiddetini kaydediyoruz. Kaç kere uyku apnesine girdi, nefesi ne kadar kesildi, uyku evreleri, kaç dakikada derin uykuya girdi, tamamını ölçüyoruz. Huzursuz bacak sendromu gibi ek rahatsızlıklar olup olmadığı da bu test sonucunda görülüyor. Sonra testten elde edilen verileri detaylıca raporluyor ve değerlendiriyoruz. Evde yapılan bu testlerle, uyku apnesinin altında yatan sebep net olarak ortaya konulabiliyor. Daha sonra da yaşam şekli değişikliği, gerektiğinde cihaz kullanımı ve uygun tedavi planlamasıyla sorun çözülüyor.

Burada, size başvuran bir hastayı nasıl bir süreç bekliyor?
Öncelikle tanışıyoruz ve ilk görüşmede en az bir saat konuşuyoruz. Şikayetlerine yönelik olarak, kendi hayatıyla ilgili değiştirmesi gerekenleri madde madde sıralıyoruz. Bu değişim için nelerden yardım almak istediğini, neleri yapabileceğini, neyi oturtabileceğini değerlendiriyoruz ama işe genellikle beslenmeden başlıyoruz çünkü bağırsaklarımız çok önemli. Probiyotikler en büyük silahımız fakat bunları da fitoterapi ve fonksiyonel tıptan yararlanarak kişiye özel seçmek lazım. Örneğin, SİBO şikayeti olan hastada zararlı bakterilerin kolonileşmesini önlemeye, yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlamaya yönelik probiyotikler seçilmeli. Böbreğin ise tek dostu su. Bazen ilk işimiz su içmekten tiksinenlere su içmeyi öğretmek oluyor. Bu basamakları tamamladıktan sonra parasempatik aktiviteyi öne çıkarmak için diyaframı rahatlatmak gerekiyor ve burada da işin içine doğru nefes almayı öğretmek giriyor. Sırada hormonlar var. Hormonal dengeyi de yaşınıza ve cinsiyetinize bağlı olarak sağlamak şart. Yani sorunlara çözüm bula bula ilerlemek ve tüm bunları bir dengede tutabilecek protokolleri oluşturabilmek çok önemli. İşin özü, kök soruna ulaşırken bütünü düzeltebilmek.

Elif Hanım, hastalarınız size daha çok hangi şikayetlerle başvuruyor?
Her yaştan, her tip hastam var. İleri yaştaki Alzheimer hastasının yaşam kalitesini artıracak tedaviler de uyguluyorum, küçük yaşta hastalarım da var, yatağa bağımlı hastalarım da gençlik-güzellik için gelenler de romatizmal hastalarım da… Çünkü amaç, iyi yaşamak.

Bildiğim kadarıyla çok geniş bir ekiple çalışıyorsunuz…
Evet, oldukça kalabalığız. Burası benim muayenehanem ancak bir de evde bakım merkezimiz var. Ben orada da hekim olarak görev yapıyorum. Evinde takip ettiğim hastalarım, evden çıktığında ve muayenehanede beni gördüğünde bu devamlılıktan memnun oluyor.
Evde bakım merkezimizde her branştan meslektaşımla iş birliği içerisinde çalışıyoruz, ayrıca fizyoterapist arkadaşlarımız evde fizik tedavi yapıyor. Bunun yanı sıra hastalarıma önerdiğim beslenme şekilleri noktasında gerekli düzenlemeleri yapan diyetisyen arkadaşımız da muayenehanemizde görev yapıyor. Diyetisyenimiz, hastalıkla ilişkili beslenme konusunda ilimizin en iyisidir.

Peki, iş dışında ne yaparsınız?
Eşimin de benim de odak noktamız, çocuklar. Haftada iki kez mutlaka çocuklarla büyük aktivite planlarız. Gölde kano, sahilde bisiklet, ormanda yürüyüş… Hiçbir şey yapamazsak, evde parmak boyası yaparız. Onun dışında Pelin için takip ettiğimiz eğitimler var.
Odak noktası Pelin olsa da Kutay bu anlamda çok şanslı ama çok bilmiş bir genç delikanlı yetiştiriyorum.Sevgi dolu bir sürü anı biriktirerek ve her cana saygıyı öğrenerek büyüyor. Bir de sık sık İstanbul’a gidiyoruz ve bunu fırsata çevirerek İstanbul’un bütün imkânlarından faydalanıyoruz. Tiyatrolara gidiyoruz, gösteriler izliyoruz. Neredeyse bütün aktiviteleri birlikte yapıyoruz.

Son olarak bundan sonraki hedeflerinizi sormak istiyorum.
Hedef tabii ki sürekli gelişmek ki zaten olduğu yerde durabilen bir insan değilim. Bunun yanı sıra bu ay bir antrenörlük sınavım var ve yoga eğitmeni olmayı planlıyorum. Kuzenimin dediği gibi ‘şahsına münhasır’ bir kişiyim. Böyle olmasaydım, Pelin’i olduğu gibi kabullenir, Kutay’ın annesi olamaz ve asla hayallerinin peşinde olan dimdik bir kadın olamazdım.

Karabaş Mah. İkizli Çeşme Sk.
No: 34 İzmit/Kocaeli
Telefon: 0501 109 22 23
İnstagram: overnice.izmit

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...