Bilimin, teknolojinin ve iletişimin çağ atladığı bir dönem 21. yüzyıl. İnsanlık uzayı konuşuyor, yapay zeka gündelik hayatın bir parçası oluyor. Ancak aynı çağda güvenlik, adalet ve eşitlik konuları hala tartışma başlığı olmaya devam ediyor.
Sokaklar artık sadece kadınlar için değil, çoğu insan için tedirginlik yaratabiliyor. Artan şiddet olayları, toplumsal gerilim ve ekonomik sıkıntılar güven duygusunu zedeliyor. Ancak kadınlar için bu güvensizlik çoğu zaman daha erken yaşta başlıyor. Küçük yaştan itibaren ‘dikkatli ol’ uyarısıyla büyüyen kız çocukları, hayatı biraz daha temkinli yaşamayı öğreniyor. Aslında 21.yy.da kadın olmak ilerlemiş dünyada hala ölçülü hareket etmeyi öğrenmek demek.
Toplumsal roller zamanla değişse de mevcut kalıplar kadınların potansiyelini sınırlandırabiliyor. Oysa çağımızın ihtiyacı olan kalıplar değil, fırsat eşitliğidir. Aynı işi yapan insanların cinsiyet fark etmeksizin aynı değeri görmesi, sadece bir hak değil verimlilik meselesidir. Kadınların iş hayatında daha fazla yer alması ve yönetim kademelerinde temsil edilmesi kurumların gelişimi için de önemlidir. Ev içi sorumluluklar konusu ve kadınların görünmeyen emek alanı ise başka bir sorundur; oysa hayat ortaksa, sorumluluk da ortaktır. Bu denge kurulduğunda hem kadın hem erkek üzerindeki yük hafifler.
***
Kadınlar üzerinde hissedilen bir diğer baskı ise ‘nasıl görünmeleri gerektiği’ konusudur. Sosyal medya çağında dış görünüş üzerinden yapılan değerlendirmeler artmış durumda. Ancak bu baskı yalnızca kadınları değil, giderek erkekleri de etkilemeye başlamıştır. Mesele artık daha geniştir: İnsanları yalnızca görünüşleri üzerinden değerlendiren bir kültürün yaygınlaşması.
Şiddet konusu ise toplumun tamamını ilgilendiren ciddi bir sorundur. Kadına yönelik şiddet, çocuklara yönelik şiddet, sokakta yaşanan saldırılar… Güvenlik bir kesimin değil, herkesin hakkıdır. Güçlü hukuk sistemi, caydırıcı uygulamalar ve toplumsal bilinç oluşturulamadan gerçek güvenlik sağlanamaz.
Dijital dünyada da benzer bir tablo var: Sosyal medya linçleri, hakaretler, kutuplaşma… Bu dil toplumsal barışı zedelemektedir. Bu durum ifade özgürlüğü ile saygı arasındaki dengeyi yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.
Tarih boyunca dünya yönetiminde güç ve rekabet dili baskın olmuştur. Savaşların, çatışmaların ve sert politikaların bedelini ise toplumlar ödemiştir. Yıkımların ardından hayatı yeniden kuranlar çoğu zaman kadınlar olmuştur. Bu gerçek, karar mekanizmalarında daha dengeli ve kapsayıcı bir yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bir an hayal etsek, dünya kadın ağırlıklı liderlerle yönetilseydi nasıl olurdu?
***
Belki karar süreçlerinde daha fazla istişare olurdu; çatışma yerine uzlaşma daha erken tercih edilebilirdi; şehirler planlanırken güvenlik ve sosyal yaşam daha öncelikli olabilirdi; sağlık ve eğitim sistemlerine daha fazla bütçe ayrılabilirdi; güç baskı ile değil sorumlulukla ölçülürdü. Bu bir hayal olabilir ama asıl mesele kadınların ya da erkeklerin yönetmesi değil yönetim anlayışının değişmesidir.
8 Mart, bir kutlama olmanın ötesinde bir farkındalık günüdür. Ama aynı zamanda toplumsal dönüşüm çağrısıdır. Çünkü güvenli sokaklar, adil ücretler, saygılı bir dil ve eşit fırsatlar yalnızca kadınların değil, herkesin ihtiyacıdır. Dolayısıyla, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, yalnızca bir gün olarak değil; toplumsal dönüşümün sorumluluğunu hatırlatan bir çağrı olarak görüyor ve kutluyorum.

Adres: Merkez Mah. Donanma Cad. No:5 Gölcük/Kocaeli
Telefon: 0551.551 65 65
Instagram: premiumdentkocaeli
www.premiumdent.com.tr

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...