Zamanın ötesinde, bir tutkunun izinde: Eyüp Soyel

İş Dünyası1 hafta önce

Zaman… Kimi için sadece akıp giden bir kavram, kimi içinse hayatın ritmini belirleyen görünmez bir pusula. Ancak bazı insanlar vardır ki zamanı yalnızca takip etmez; ona anlam yükler, onu bir estetik anlayışa, bir yaşam biçimine dönüştürür. İşte Eyüp Soyel’in hikâyesi de böyle.
Onun dünyasında saatler, yalnızca zamanı gösteren mekanik araçlar değil; karakterin, zevkin ve hatta bir duruşun sembolü. Aileden miras kalan bir incelik, kuşaktan kuşağa aktarılan bir estetik anlayış ve her biri bir hikâye taşıyan parçalar… Mimariden tasarıma, inşaattan tekstile uzanan çok yönlü bir kariyerin içinde bile saatler, onun için her zaman ayrı bir yerde duruyor. Çünkü saat, onun gözünde yalnızca bir aksesuar değil; geçmişle bugün arasında kurulan zarif bir köprü. Her çizik, her detay, her mekanizma bir hikâye anlatıyor.
Bu röportajda, Eyüp Soyel’in yalnızca iş hayatını ya da girişimlerini değil; zamana, estetiğe ve hayata bakışını keşfedeceksiniz. Saatlerin tik takları arasında saklı bir yaşam felsefesi, disiplinle harmanlanmış bir zevk anlayışı ve her şeyden önemlisi, “rafine olanı seçme” cesareti…
Çünkü bazı insanlar zamanı ölçmez…
Onu yaşar, anlamlandırır ve iz bırakır.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1989 İstanbul doğumluyum ve tek çocuğum. Hayatımın temelleri, köklü bir eğitim ve disiplinli bir aile yapısı içinde atıldı.

Eğitim hayatınız nasıl şekillendi?
Eğitim yolculuğum, annemin de mezun olduğu Şişli Terakki Vakfı Okulları’nda başladı. Ardından Yeditepe Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü’ne girdim. Eğitimimi yalnızca bir alanla sınırlı tutmadım; “İnşaat Yönetimi” üzerine yüksek lisans yaptım, mimarlık için gerekli fark derslerini tamamlayarak “Yüksek Mimar” unvanını aldım. Ayrıca Londra’da ekonomi alanında da çap yaparak disiplinler arası bir bakış açısı kazandım.

İş dünyasına geçişiniz nasıl oldu?
Üniversite yıllarımda başladığım inşaat sektöründe uzun yıllar aktif olarak yer aldım ve kendi şirketimi kurdum. Ancak 2022 yılında annemi kaybetmem, hayatımda bir kırılma noktası oldu. Bir süre iş hayatına ara verdim. Ardından daha seçici bir şekilde, tadilat ve dekorasyon projeleriyle sektöre geri döndüm. Ekonomik koşulların değişmesiyle birlikte inşaatı ikinci plana alırken, YouTube içerikleri üretmeye başladım. Öte yandan ortağım Şükrü Yaman ile birlikte Gentleman’s Emporium adlı tekstil girişimini hayata geçirdik.

Kurucusu olduğunuz Gentleman’s Emporium markasının hikayesini sizden dinlemek isteriz.
Bu fikir aslında aile geleneğimizden geliyor. Dedemden ve babamdan gördüğüm özel dikim kültürü, zamanla sektördeki eksikleri fark etmemi sağladı. Özellikle müşteri deneyiminin kısıtlı olması, seçeneklerin dar tutulması ve sürecin yavaş ilerlemesi bizi farklı bir çözüm üretmeye yönlendirdi. Biz de daha erişilebilir, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir sistem kurarak “ulaşılabilir lüks” anlayışını benimsedik. Fiziksel mağaza maliyetlerini minimize ederek, global pazara açılabilecek bir model oluşturduk.

YERLİ ÜRETİME DESTEK
Marka yapınızdan ve işleyişinizden bahseder misiniz?
Atölye, tedarik ve içerik ekiplerimizle entegre bir sistem kurduk. 500’den fazla kumaş seçeneğiyle, müşteriye tamamen kişisel üretim sunuyoruz. Siparişler internet üzerinden, WhatsApp yoluyla ya da ofisimizde birebir deneyimle verilebiliyor. En önemli prensibimiz ise üretimin büyük kısmını Türkiye’de gerçekleştirmek. Yerli üretimi desteklemek ve kaliteyi erişilebilir kılmak önceliğimiz.
Hobilerinizi ve ilgi alanlarınızı da öğrenmek isteriz.
Eski bir milli sporcuyum; binicilik başta olmak üzere su topu, eskrim ve jiu jitsu ile ilgilendim. Spor hayatımın her zaman merkezinde oldu. Bunun dışında saat, kalem, klasik araba ve antika koleksiyonlarıyla ilgileniyorum. Ancak koleksiyonculuk biraz “tehlikeli” bir tutku; bir başladığınızda sınırı zorlayan bir meraka dönüşebiliyor.

Koleksiyonculuğa bakış açınız nedir?
Kendimi klasik anlamda bir koleksiyoner olarak tanımlamıyorum. Daha çok “ikonik parçaları” bir araya getiren biriyim. Bana göre gerçek koleksiyon, herkesin erişebileceği ve sergilenebilecek bir bütünlük taşımalı.

HEPSİNİN HİKAYESİ FARKLI
Koleksiyonlarınıza baktığımızda oldukça geniş ve seçkin bir dünya görüyoruz. Sizin için en özel parçalar hangileri? Bu parçaları değerli kılan nedir?
Aslında her kategoride benim için öne çıkan, hikâyesi olan parçalar var. Saat tarafında, annemin hediye ettiği bir Rolex ve bir Patek Philippe modeli benim için her zaman ayrı bir anlam taşır.
Kalem koleksiyonumda Cumhuriyet’in 100. yılına özel üretilmiş bir Scribo kalem öne çıkıyor. Antika tarafında ise İttihat ve Terakki dönemine ait bir tablo benim için oldukça kıymetli.
Farklı alanlara baktığımızda; legolarda Orient Express seti —üzerinde İstanbul yazması sebebiyle— benim için özel bir yere sahip. Pullarda Cumhuriyet dönemi serileri, otomobil tarafında ise koleksiyon değeri taşıyan araçlarım arasında en sevdiğim her zaman Lotus olmuştur.
Aslında tüm bu parçaları değerli kılan şey, maddi karşılıklarından çok taşıdıkları anlam, hatıralar ve hayatımdaki yerleri.

SAAT TUTKUSU AİLEDEN
Saatlere olan tutkunuzun arkasındaki hikayeyi bizimle paylaşır mısınız?
Aslında bu tutkunun başlangıcı lise yıllarıma uzanıyor. Pierce Brosnan’ın rol aldığı bir James Bond filmini izlediğim dönemde, rahmetli anneannem bana bir Omega Seamaster hediye etmişti. O an, saatlere olan ilgimin ilk kıvılcımı oldu. Üniversiteye başladığımda ise bu kez rahmetli annemden bir Rolex GMT-Master Pepsi geldi. Her iki saati de büyük bir özenle, adeta birer hatıra gibi kullandım. Zamanla fark ettim ki saat, benim için sadece zamanı gösteren bir araç değil; aynı zamanda bir karakter ve zevk meselesi.
Annemin sıkça söylediği bir söz vardır: “Çok iddialı bir araba almak yerine iyi bir saat almak daha rafine bir zevktir.” Bu bakış açısı, benim saatlere yaklaşımımı da şekillendirdi. Aslında bu ilginin kökleri aileme dayanıyor. Dedemin koleksiyonunda da Patek Philippe ve Omega saatler vardı. Dolayısıyla saat merakı, benim için sonradan edinilmiş bir alışkanlıktan çok, kuşaktan kuşağa aktarılan bir tutku diyebilirim.

Tasarımın ruhu olmalı
Eğer efsanevi saat tasarımcısı Gerald Genta ile bir günlüğüne yer değiştirme şansınız olsaydı ve sizden Enver Paşa için bir saat tasarlamanız istenseydi, nasıl bir tasarım ortaya çıkardı?
Gerald Genta’nın tasarımlarında genellikle geometrik formlar, özellikle de altıgen çizgiler öne çıkar. Benim zevkim ise daha keskin ve köşeli tasarımlardan yana. Ancak saat tasarımının son derece ciddi ve incelikli bir disiplin olduğuna inanıyorum; bu yüzden ortaya gelişigüzel değil, anlamı olan bir tasarım koymak isterdim.
Bu doğrultuda klasik bir kol saatinden ziyade altın bir cep saati tasarlardım. Form olarak ise 16 köşeli bir yapı tercih ederdim. Bu tasarım, tarihteki 16 Büyük Türk Devleti’ne bir gönderme olurdu ve bu sembolizmin Enver Paşa’nın karakteriyle güçlü bir bağ kurduğunu düşünüyorum.
Benim için tasarım yalnızca estetik bir mesele değil; aynı zamanda bir ruh ve hikâye taşımalı. Bu nedenle ortaya çıkacak saat, bir portreden ziyade, Enver Paşa’nın temsil ettiği idealleri ve ruhu yansıtan zamansız bir obje olurdu.

Quartz, yani pilli saat kullanmak sizce “caiz” midir?
Elbette caiz. Açıkçası Citizen’ı çok tercih ettiğim söylenemez ancak en sık kullandığım dalış saatlerimden biri yine Citizen’in Solar Quartz modellerinden biri. Yani tamamen karşı olduğum bir konu değil. Bununla birlikte, mekanik saatlerin arkasındaki hikâye bana daha keyifli geliyor. Özellikle mekanizmanın kendi içinde bir düzen kurması etkileyici. Örneğin koleksiyonumda yer alan iki adet IWC Perpetual Calendar modelinin, şubat ayının 29 gün çekmesini dört yılda bir mekanik olarak hesaplayabilmesi hayranlık uyandırıcı.

Yerli saat markalarından Pomander hakkında ne düşünüyorsunuz?
Pomander kısa sürede dikkat çekici bir ivme yakaladı ve iyi bir “hype” oluşturdu. Bence bundan sonraki süreçte proje sıklığını biraz daha dengeleyip tasarım detaylarına daha fazla odaklanırlarsa kalıcı bir marka haline gelebilir.

Bir mimar ve endüstriyel tasarımcı olarak, saat, kalem ya da farklı bir aksesuar üretmeyi düşünüyor musunuz?
Bir kalemin üretim sürecinde küçük katkılarım oldu. İleride farklı tasarımlar yapmak elbette mümkün ancak ben yaptığım işin kusursuz olmasını isterim ve kolay beğenen biri değilim. Özellikle saat tasarımı konusunda oldukça seçiciyim. Ortaya koyacağım bir ürünün yalnızca estetik olarak değil, aynı zamanda ulaşılabilirlik ve maliyet açısından da beni tatmin etmesi gerekir. Açıkçası kendime şu soruyu sorarım: “Ben bu ürünü satın alır mıydım?” Eğer bu soruya net bir “Evet” diyemiyorsam, o ürünü üretmeyi tercih etmem. Bu nedenle saat konusunda temkinliyim. Ancak ileride daha niş ve karakterli objeler -örneğin bir pipo- tasarlamayı düşünebilirim.

HEDEFLER VE HAYALLER…
Hem kişisel yolculuğunuzda hem de markanız özelinde geleceğe dair hedefleriniz ve hayalleriniz nelerdir?
Markamızı kontrollü bir şekilde büyütmek istiyoruz çünkü bir iş hızlı büyüdüğünde, çoğu zaman kaliteyi korumak zorlaşabiliyor. Bunun en somut örneklerini franchise sistemlerinde sıkça görüyoruz. Ben de geçmişte birçok franchise projesinin inşaatında yer almış biri olarak, sürecin nasıl kontrolden çıkabildiğine yakından tanık oldum. Bu yüzden bizim için öncelik, büyümekten ziyade kaliteyi sürdürülebilir kılmak. Evet, franchise görüşmeleri yapıyoruz ancak üretimin merkezde, yani bizde kalmasını planlıyoruz. Bu sayede markanın standardını ve karakterini koruyabileceğimize inanıyoruz.
Kişisel hedeflerime gelince; akademik anlamda kendimi geliştirmek istiyorum. Bir doktora programına başlamak öncelikli planlarım arasında. Eğer bu mümkün olmazsa, ilgi duyduğum bir alan olan hukuk eğitimi almak da benim için değerli bir seçenek olacaktır. Çünkü öğrenmenin ve kendini geliştirmenin hiçbir zaman zararı olmadığına inanıyorum.

GENÇLERE TAVSİYELER
YouTube kanalı da açtınız ve orada da çok aktifsiniz, sizi takip eden gençlere, özellikle kendini geliştirmek isteyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Öncelikle mutlaka okumalarını tavsiye ederim. Yazılı kaynaklarla kurulan bağın çok değerli olduğuna inanıyorum. Bu noktada sizin yaptığınız işi de ayrıca kıymetli buluyorum; çünkü fiziksel olarak okumanın insana kattığı derinlik bambaşka. Gençler bol bol kitap okumalı.
Bunun yanı sıra yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmamalarını öneririm. Film izlemek, farklı bakış açıları kazanmak açısından oldukça önemli. İmkânları ölçüsünde seyahat etmeleri ise belki de en büyük katkıyı sağlar. Çünkü farklı kültürler görmek, insanın vizyonunu ciddi anlamda genişletir. Bu illa lüks seyahatler olmak zorunda değil; work and travel ya da backpacking gibi daha sade deneyimler de aynı etkiyi yaratır.
Günümüzün en önemli gerçeklerinden biri de yapay zekâ. Bu nedenle gençlerin, yapay zekânın kolayca yerine getiremeyeceği alanlara yönelmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Bir diğer önemli konu ise lokasyon tercihi. Günümüzde birçok genç büyük şehirlere yönelmek istiyor ancak ben insanların kendi şehirlerini, hatta kendi memleketlerini geliştirmelerinin çok daha kıymetli olduğuna inanıyorum. Hatta gelecekte şehirden çok taşraya yönelmenin daha büyük fırsatlar barındıracağını düşünüyorum.
Özellikle tarım, hayvancılık ve üretim alanlarının yeniden değer kazanacağına inanıyorum. Türkiye’nin yeniden üretim gücünü artırması gerektiğini düşünüyorum ve bu alanların gençler için önemli fırsatlar barındırdığına inanıyorum.

Web: www.gentsemporium.com.tr

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...