
Prof. Dr. Cumhur Cevdet Kesemenli, bir dönem 50’li yaşlarda kaçınılmaz görülen protez ameliyatlarının, bugün bilimin ışığında gelişen yeni teknolojiler sayesinde ileri yaşlara ötelenebildiğini söylüyor
Tıpta bazı alanlar vardır ki sessiz ama köklü bir devrim yaşar. Ortopedi de tam olarak böyle bir dönüşümün içinde. Bir dönem 50’li yaşlarda “kaçınılmaz” denilen protez ameliyatları, bugün artık çok daha ileri yaşlara ötelenebiliyor.
Açık ameliyatların yerini minimal invaziv teknikler alıyor. Robotik planlama sistemleri milimetrik hassasiyet sağlıyor. Biyolojik tedaviler ve kemik düzeltme yöntemleri sayesinde hastalar kendi eklemleriyle daha uzun yıllar yaşayabiliyor. Kısacası ortopedide paradigma değişti. Bu sayımızda, ortopedinin klasik döneminden robotik cerrahiye uzanan süreci birebir yaşamış bir isimle, Prof. Dr. Cumhur Cevdet Kesemenli ile konuştuk. 35 yılı aşkın deneyimiyle hem geçmişi hem bugünü hem de geleceği değerlendiren Kesemenli, özellikle protez konusundaki büyük dönüşüme dikkat çekiyor.
“Artık hedefimiz 50 yaşında protez yapmak değil, hastayı 70’li yaşlara kadar kendi eklemiyle yaşatmak” diyen Kesemenli, yeni teknolojiler sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde cerrahi ihtiyacının geciktirilebildiğini vurguluyor.
Bilimin ışığında, ortopedinin geldiği noktayı ve geleceğe dair umut veren gelişmeleri bu kapsamlı söyleşide bulacaksınız. Çünkü artık mesele sadece ameliyat yapmak değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru yöntemi uygulayarak yaşam kalitesini uzun yıllara yaymak.

Cumhur Hocam, çoğumuz sizi tanıyoruz ancak kısa bir hatırlatma yapmakta fayda var. Mesleki yolculuğunuz nasıl başladı?
1984 yılında başlayan mesleki eğitim hayatım, 1991’de tıp fakültesinden mezuniyetimle devam etti. 1993 yılında ortopedi ve travmatoloji alanına yöneldim ve o günden bu yana kesintisiz olarak bu branşın içindeyim. Bugün Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapıyorum. Yaklaşık 35 yıllık meslek hayatım boyunca ortopedinin klasik cerrahi dönemini de teknolojik dönüşüm sürecini de birebir yaşadım. Türkiye’de ortopedinin gelişim sürecine doğrudan tanıklık eden hekimler arasındayım.
Bize biraz uzmanlık alanlarınızdan da bahseder misiniz?
Ortopedinin temelini travma oluşturur ve ben öncelikle travmatolog olarak yetiştim. Bunun yanında artroskopik cerrahi, rekonstrüktif cerrahi yani protez cerrahisi ve spor travmatolojisi alanlarında çalışıyorum. 1996 yılından itibaren federasyon eğitimlerinde görev aldım. 2013–2019 yılları arasında Kocaelispor’da hem kulüp hekimi hem de sağlık kurulu başkanı olarak görev yaptım. Spor yaralanmaları ile eklem cerrahisi zaten birbirinden ayrı düşünülemez.

DEVRİM YAŞANDI
Ortopedinin gelişim sürecine tanıklık etmiş bir hekim olarak, en çarpıcı dönüşümü nasıl tanımlarsınız?
1990’lı yıllar daha klasik, mekanik cerrahinin ön planda olduğu yıllardı. Görüntüleme sistemleri sınırlıydı, iletişim olanakları kısıtlıydı ve bilgiye erişim bugünkü kadar hızlı değildi. 2000’li yıllarda bir sıçrama yaşandı. Yüksek çözünürlüklü artroskopik kameralar, daha ince ve dokuya daha az zarar veren enstrümanlar, navigasyon sistemleri ve sonrasında robotik planlama sistemleri ortopedinin yönünü değiştirdi. Atroskopide adeta devrim yaşandı. Eskiden artroskopi çoğunlukla dizle sınırlıydı, görüntü kalitesi düşüktü, kayıt sistemleri yoktu. Bugün ise yüksek çözünürlüklü kameralar, daha ince enstrümanlar ve minimal invaziv teknikler sayesinde omuzdan kalçaya, ayak bileğine kadar pek çok eklemde güvenle artroskopik cerrahi yapabiliyoruz. Bu gelişme, açık ameliyatların sayısını ciddi şekilde azalttı.
Navigasyon ve robotik cerrahiyle birlikte neler değişti?
2000’li yılların başında navigasyon sistemleri devreye girdi. Özellikle diz ve kalça protezlerinde kemik kesilerinin açılarının daha doğru yapılmasını sağladı. Bugün robotik cerrahi sistemleri kullanıyoruz ancak burada bir yanlış algıyı düzeltmek gerekir: Robot ameliyat yapmaz, ameliyatı cerrah yapar. Robotik sistem, ameliyat öncesi üç boyutlu planlama yapar ve cerrahın milimetrik doğrulukta çalışmasına yardımcı olur. 1–2 derecelik açı farkları bile protezin uzun vadeli başarısını etkileyebilir. Bu sistemler özellikle bu hassasiyet konusunda büyük avantaj sağlar. Hasta açısından mucizevi bir iyileşme süresi farkı yaratmasa da uzun vadede daha dengeli ve doğru yerleştirilmiş bir protez anlamına gelir.

HEDEF 70’Lİ YAŞLAR
Gelelim en önemli konuya: Protez yaşı gerçekten değişti mi?
Evet, ortopedideki en büyük paradigma değişimi burada yaşandı. Eskiden diz veya kalça protezi için 55–60 yaş makul kabul edilirdi çünkü protezlerin ömrü ortalama 10–15 yıldı. Daha erken yaşta yapılan protez, ileride mutlaka ikinci bir ameliyat anlamına gelirdi. Bugün ise tablo değişti. Artroskopik müdahaleler gelişti, biyolojik tedaviler arttı, osteotomi dediğimiz kemik düzeltme ameliyatları yaygınlaştı, manyetik alan ve rejeneratif yaklaşımlar devreye girdi. Aynı zamanda protez teknolojileri de daha dayanıklı hale geldi.
Artık hedefimiz 50’li yaşlarda protez yapmak değil. Hastayı mümkünse 70’li yaşlara kadar kendi eklemiyle yaşatmak. Doğru hasta seçimi ve doğru tedavi planlamasıyla hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde protez ihtiyacını geciktirebiliyoruz. Bazı hastalarda osteotomi ile protezi 10–15 yıl erteleyebiliyoruz. Hatta bazı kişiler ömür boyu proteze ihtiyaç duymayabiliyor. Bu, 1990’lı yıllarda hayal bile edilemeyecek bir gelişmeydi.
Protez tamamen kaçınılması gereken bir yöntem mi?
Hayır. Doğru endikasyonda yapılan protez ameliyatı son derece başarılıdır ve hastanın yaşam kalitesini ciddi şekilde artırır. Ancak genç yaşta yapılan bir protez ileride revizyon ameliyatı gerektirebilir. Ayrıca her ameliyatın enfeksiyon riski vardır. Bu nedenle yaklaşımımız artık şu: Önce koruyucu ve biyolojik yöntemler, ardından gerekirse kemik düzeltme ameliyatları ve en son aşamada protez.
Biyolojik tedavilere gelirsek, gerçekten umut verici mi?
Kıkırdak hücre nakli, menisküs transplantasyonu ve bazı rejeneratif enjeksiyon yöntemleri özellikle genç hastalarda oldukça faydalı. Ancak ileri derecede kireçlenmenin kesin ve kalıcı bir tedavisi henüz yok. Amacımız süreci yavaşlatmak, ağrıyı azaltmak ve hastayı protezden uzak tutmak.
KÖK HÜRCEYE DİKKAT!
Cumhur Hocam, kök hücre uygulamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kök hücre doğru yerde kullanıldığında faydalıdır. Kas yaralanmalarında, kaynama gecikmesi olan kırıklarda veya sınırlı doku defektlerinde işe yarayabilir. Ancak yaygın eklem kireçlenmesinde mucizevi bir çözüm değildir. Bu alanda maalesef ciddi bir bilgi kirliliği var. Tedavi mutlaka doğru tanı ve doğru endikasyonla uygulanmalı.
Yeni teknolojiler sayesinde ameliyatsız tedavilerde başarı oranı ne seviyeye ulaştı hocam?
Bugün omuz problemlerinde hastaların yüzde 70–80’i ameliyatsız rahatlatılabiliyor. Bel fıtığında benzer oranlarda cerrahiye gerek kalmayabiliyor. Diz problemlerinde osteotomi ile yüzde 80–90 oranında protez geciktirilebiliyor. Cerrahi, özellikle protez, artık son basamak olarak düşünülüyor.

YENİ TEKNOLOJİLER
Son olarak, ortopedinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Gelecek, kişiye özel tedavide ve biyolojik sistemlerde. Genetik temelli yaklaşımlar, doku mühendisliği ve hücresel tedaviler giderek daha fazla gündeme gelecek. Ama bugünün gerçeği şudur: Protez yaşı artık 50’ler değil, hedef 70’li yaşlar ve sonrası. Yeni teknolojiler sayesinde hastaların yüzde 70–80’inde protezi ileri yaşlara öteleyebiliyoruz. Bilim ilerliyor, ancak her zaman doğru hasta, doğru zaman ve doğru yöntem en önemli kriter olmaya devam edecek.
Adres: Yenişehir Mah., Demokrasi Cad., Balcıoğlu İş Merkezi, No: 27/7
İzmit/KOCAELİ
Telefon: 0 535 270 79 25
Instagram: profdrcumhurcevdetkesemenli