
Uzm. Dr. Zeliha Aksoy, gerçek iyileşmenin hastalığın değil, onu doğuran nedenlerin anlaşılmasıyla mümkün olduğunu söylüyor
Modern tıbbın hızla ilerlediği bu çağda bazı hekimler yalnızca hastalığı değil, hastalığın ardındaki görünmeyen hikâyeyi de merak eder. İç Hastalıkları ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Zeliha Aksoy gibi…
Yıllar süren dahiliye pratiğinde kronik hastalıkların aynı döngü içinde tekrar ettiğini gören Uzm. Dr. Zeliha Aksoy, “Değerler düzeliyor ama hasta neden gerçekten iyileşmiyor?” sorusunun peşine düşmüş. Onun hekimlik yolculuğu tam bu sorgulamayla yeni bir yöne evrilmiş.
Bu ay sayfalarımıza konuk ettiğimiz Uzm. Dr. Zeliha Aksoy, hastayı yalnızca laboratuvar sonuçlarıyla değil; beslenmesi, stres yükü, yaşam biçimi ve çevresel maruziyetleriyle birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsiyor.
Amacı yalnızca semptomları baskılamak değil, kök nedeni anlayarak sürdürülebilir bir iyilik hali oluşturmak.
Şimdi sözü Uzm. Dr. Zeliha Aksoy’a bırakıyor, sağlığa bütüncül bakışın ve fonksiyonel yaklaşımın ne ifade ettiğini birlikte keşfe çıkıyoruz.

Zeliha Hanım, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Tıp yolculuğunuz nasıl başladı?
1998 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Uzmanlık eğitimimi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamladıktan sonra Kocaeli’ye geldim. Seka Devlet Hastanesi, Kocaeli Tıp Merkezi, Kızılay ve son olarak Medical Park Kocaeli Hastanesi’nde görev yaptım. Hem kamu hem özel sektörde çalışırken özellikle kronik hastalıkların takibinde şunu fark ettim: Hastaya ayrılan süre kısıtlı olduğunda kök sebebe inmek zorlaşıyor. Oysa ben hastalarımı uzun uzun dinlemek, yaşam öyküsünü anlamak ve gerçekten çözüm üretmek istiyordum. 2022 yılında muayenehanemi açma kararım bu ihtiyacın bir sonucuydu. Hastayla birebir, uzun süreli, çözüm odaklı bir yolculuğa çıkmak hayalimdi.

Peki, sizi fonksiyonel tıbba yönlendiren ne oldu?
Dahiliye pratiğinde en çok zorlandığımız alan kronik hastalıklardır. Diyabet, fibromiyalji, mide-bağırsak sorunları, polikistik over, obezite, haşimato ya da kronik yorgunluk… Hasta gelir, ilacını düzenleriz, değerler düzelir ancak bir süre sonra tablo yeniden bozulur. Aynı hasta yıllarca farklı hekimlere başvurur fakat çoğu zaman hastalığın kök nedenine inilmediği için bu döngü devam eder. İşte bu tekrar eden tablo karşısında “Bu böyle olmamalı” dedim. Sadece ilacı artırarak bir hastalığı yönetmek içime sinmemeye başladı.
2017 yılında bir kongrede fonksiyonel tıp uzmanı Dr. Mustafa Atasoy ile tanıştım. Fonksiyonel tıp kavramını ilk kez orada duydum. “Hastalığın kök sebebini bulalım” yaklaşımı benim içimdeki boşluğu doldurdu. Fonksiyonel Tıp Akademisi ve Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu’ndan eğitim aldım, ayrıca fonksiyonel tıp diyetisyenliği eğitimini tamamladım. Fonksiyonel tıpla birlikte iç hastalıkları uzmanlığım adeta yerine oturdu, parçalar birleşti.
BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM
Fonksiyonel tıp tam olarak nedir? Alternatif bir yöntem mi?
Kesinlikle değil, tam tersine fizyopatolojiye dayanan bir yaklaşımdır. Bir hücrenin nasıl çalıştığını bilirseniz, o hücredeki bozulmayı veya eksikliği tedavi etme şansınız da var demektir.
Fonksiyonel tıbbın en temel yaklaşımı, hastayı tek bir tahlil değeri üzerinden değerlendirmemektir. Laboratuvar sonuçları elbette önemlidir ancak onlar tablonun yalnızca görünen kısmıdır. Asıl önemli olan, o değerin neden ortaya çıktığını anlayabilmektir. Hastayı psikolojisiyle, stres düzeyiyle, bağırsak sağlığıyla, hücresel fonksiyonlarıyla, çevresel maruziyetleriyle birlikte bir bütün olarak değerlendiririz. Buzdağının görünen kısmı laboratuvardır; görünmeyen kısmı stres, travmalar, toksik yük, beslenme, uyku ve çevresel faktörlerdir.
KRONİK HASTALIKLARDA…
Hangi hastalıkların tedavisinde fonksiyonel tıptan yararlanıyorsunuz?
Neredeyse tüm kronik hastalıklarda.
• Diyabet
• Fibromiyalji
• Romatizmal hastalıklar
• Mide-bağırsak sorunları
• Kronik yorgunluk
• Obezite
• Kronik ağrılar
Örneğin poliklinikte en sık karşılaştığım şikâyetlerden biri “halsizlik.” Laboratuvar sonuçları çoğu zaman normal çıkıyor; ancak hasta kendisini sürekli yorgun hissediyor. İşte tam bu noktada yalnızca tahlillere bakmak yetmiyor. Hastanın yaşam hikayesini birlikte ele alıyoruz. Çocukluğundan bugüne kadar geçirdiği hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, uyku kalitesi, stres kaynakları, iş hayatı, hareketi, aile ilişkileri ve yaşadığı ortam gibi birçok faktörü konuşuyoruz. Bu süreçte hasta çoğu zaman ilk kez kendi yaşamına dışarıdan bakma fırsatı buluyor. Örneğin yıllardır düzensiz beslendiğini, yeterince protein almadığını, uykusuz kaldığını ya da kronik stres altında olduğunu fark ediyor. İkinci veya üçüncü görüşmede “Ben aslında sürekli kendimi ihmal etmişim” diyebiliyor. İşte o farkındalık anı, tedavinin en güçlü basamaklarından biri oluyor. Çünkü değişim ancak kişi sorunun kaynağını gördüğünde ve merkeze kendisini yerleştirdiğinde başlıyor.
ELİMİNASYON DİYETİ
Sıklıkla vurguladığınız eliminasyon diyeti, fonksiyonel tıp yaklaşımınızın önemli bir parçası. Bu yöntemi sizin pratiğinizde bu kadar merkezi kılan nedir?
Eliminasyon diyeti benim pratiğimde çok önemli çünkü kronik hastalıkların büyük bir kısmında beslenme kaynaklı inflamasyonun önemli bir rol oynadığını görüyoruz. Burada amaç sadece kilo vermek ya da bir gıdayı kesmek değil; vücudun hangi besine nasıl tepki verdiğini anlamak. Son yıllarda maalesef bir “trend” haline geldi ve kontrolsüz uygulanabiliyor. Oysa bu, fizyolojik olarak ciddi bir değişim sürecidir. Belirli bir süre boyunca – çoğunlukla gluten ve süt ürünleri başta olmak üzere – inflamasyonu tetikleyebilecek gıdaları beslenmeden çıkarıyoruz. Ortalama 3-4 haftalık bir süreci kapsıyor, bazen hastaya göre 2-3 aya kadar uzayabilir. Bu süreçte bağırsak bariyerini onarmayı, bağışıklık sistemini sakinleştirmeyi ve hücresel inflamasyonu azaltmayı hedefliyoruz.
Ancak burada kritik bir nokta var: Yağ dokusu azalırken depolanmış toksinler dolaşıma karışabilir. Bu nedenle karaciğerin detoksifikasyon yollarını desteklemek gerekir. Vitamin-mineral desteği, bol su tüketimi, düzenli hareket ve terleme ile toksik atılımı destekliyoruz. Bu yüzden eliminasyon diyeti mutlaka uzman kontrolünde yürütülmelidir.
Ben bu süreci “merkeze kendini aldığın bir program” olarak tanımlıyorum. Çünkü çoğu insan kendisini gerçekten beslemiyor. Güzel giyiniyoruz ama hücrelerimizi beslemiyoruz. Bu programda kişinin bulunduğu şartlara göre sabah, öğle ve akşam ne yenileceği planlanır, besin çeşitliliği genişletilerek fonksiyonel bir beslenme planına geçilir. Amaç kişinin bedenine yeniden kulak vermesini sağlamak ve sürdürülebilir bir bilinç oluşturmaktır. Eliminasyon diyeti benim için bir yasak listesi değil; vücudu dinleme ve yeniden dengeleme sürecidir.

TAKVİYELER OLMALI MI?
Vitamin ve takviye konusu günümüzde oldukça popüler ve aynı zamanda kafa karıştırıcı. Fonksiyonel tıp perspektifinden bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Takviye kullanımı günümüzde gerçekten çok yaygınlaştı ancak en büyük sorun, bunun çoğu zaman bilinçsiz yapılması. Fonksiyonel tıpta takviyeler “herkese aynı reçete” anlayışıyla verilmez. Kan tahlilleri, klinik tablo ve kişinin yaşam koşulları birlikte değerlendirilir.Burada önemli olan, eksikliği saptayıp kişiye özel planlama yapmaktır.
Bir diğer önemli konu da toksik yük. Yaş aldıkça vücudun biriktirdiği çevresel toksik yük artıyor. Aynı aile içinde çocukların mineral düzeyleri yeterliyken ebeveynlerde düşük çıkabiliyor. Çünkü yıllar içinde hava kirliliği, pestisitler, kozmetikler ve çevresel toksinler hücresel düzeyde birikim oluşturuyor. Bu durum hücresel işleyişi zorlayabiliyor ve bazı desteklere ihtiyaç doğurabiliyor.
Ancak şunu özellikle vurgulamak isterim: Takviyeler birer “mucize çözüm” değildir. Doğru beslenmenin, besin çeşitliliğinin ve yaşam tarzı düzenlemesinin yerini tutmazlar. Ama doğru zamanda, doğru dozda ve hekim kontrolünde kullanıldığında hücresel fonksiyonları destekleyen güçlü araçlardır.
İLAÇ YÜKÜNÜ AZALTMAK
Fonksiyonel tıp, klasik tıbbın yerine mi geçiyor?
Hayır, asla. Fonksiyonel tıp alternatif değil, tamamlayıcı bir yaklaşımdır. Eğer bir hastanın insüline ihtiyacı varsa insülin mutlaka kullanılır. Hipotiroidide tiroit hormonu verilir. Kansızlıkta gerekli durumlarda tıbbi demir tedavisi uygulanır. Akut ya da hayati durumlarda modern tıbbın sunduğu tedaviler vazgeçilmezdir.
Fonksiyonel tıp şu noktada devreye girer: “Bu hastalık neden gelişti?”. Amaç ilaçları tamamen kesmek değil; gereksiz ilaç yükünü azaltmak, metabolizmayı yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklemek ve hastayı uzun vadede daha dengeli bir hale getirmektir. Yani hedef, yalnızca hastalığı kontrol altında tutmak değil; mümkün olan durumlarda kök nedenleri ele alarak daha sürdürülebilir bir iyilik hali oluşturmaktır.

Hastalarınızda en sık gördüğünüz dönüşüm nedir?
Farkındalık. Haftalık görüşmelerimizde hasta sadece fiziksel değişimini değil, yaşamındaki küçük ama etkili dönüşümleri de fark etmeye başlıyor. Ağrılarının azaldığını, enerjisinin arttığını, uykusunun düzeldiğini görüyor. Daha da önemlisi, bedeninin verdiği sinyalleri okumayı öğreniyor.
Ben genellikle ilk görüşmede ozon ya da akupunktur gibi destekleyici uygulamalara hemen başlamam. Önce beslenmeyi, uykuyu, hareketi ve stres yönetimini düzenlemeyi amaçlarım. Çünkü hastanın şunu deneyimlemesini isterim: “Ben değiştiğimde bedenim de değişiyor.” İyileşmenin yalnızca dışarıdan bir müdahaleyle değil, kişinin kendi katılımıyla mümkün olduğunu görmek, tedavinin en güçlü basamağıdır.
Adres: Yahya Kaptan Mah., Özyıldırım Sok. No: 16 Tamgün Ofis No: 54 İzmit/KOCAELİ
Telefon: 0 530 768 45 66
Instagram: dr.zeliha.aksoy