Feniks başkent: Varşova

Derin bir geçmişe ve kültürel zenginliğe sahip Polonya’nın başkenti Varşova; II. Dünya Savaşı esnasında yerle bir olan ancak feniks (Anka Kuşu) gibi küllerinden yeniden doğarak; günümüzde gezilmesi, görülmesi gereken çok sayıda mekan ve yapılarıyla keşfedilmeyi bekleyen bir kültür, sanat ve tarih kenti.

Baltık gezimizi anlatırken araya Hollanda seyahati girince, Litvanya’nın Vilnius şehrinde kalmıştık. Vilnius’dan sonraki durağımız Polonya’nın başkenti Varşova oldu… Beş saatten fazla süren otobüs yolculuğundan sonra Varşova’ya varıp, otelimize yerleştik.
Polonya’yı hep merak etmişimdir. Zira coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca Avrupa’da en çok işgal edilen ülke olmuş, 123 yıl boyunca hegemonya altında kalmış; II. Dünya Savaşı’nda şehirleri çok hasar almış, çok kayıp vermiş, çok acılar çekmiş; savaş sonrası Sovyetler Birliği tarafından işgal edilip Doğu Blokunda yer almış; bağımsızlığına ancak 1991 yılında kavuşmuş bir ülke nasıl olur da bu kadar kısa zamanda toparlanarak; bugün eğitimde ve turizmde dünya çapında tanınan bir ülke olmuş yerinde görmek istiyordum. Bu istek ve merakımı Baltık gezimizde Polonya’nın Varşova, Krakow ve Wroklaw şehirlerini ziyaret ederek bir nebze gidermiş oldum. Gözlemlerimi anlatmaya Varşova’dan başlıyorum. Hazırsanız, keyifli okumalar.

Varşova
Vistula Nehri’nin iki yakasında kurulu olan Varşova, Polonya’nın başkenti ancak bazı kayıtlara göre ülkenin ilk başkentinin Gniezno şehri olduğu, 11. yüzyılda ise başkentin Krakow’a taşındığı biliniyor. Başkent; yangın, coğrafi konum, ulaşım vb. gibi nedenlerle 1596’da Krakow’dan kalıcı olarak Varşova’ya taşınmış. Devlet kurumlarının taşınması ve Varşova’nın tam manasıyla başkent olması 17. yüzyılın ortalarına kadar sürmüş…
II. Dünya Savaşı (1939-1944) esnasında, Polonya’nın Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği tarafından işgal edilip, kültürünün yok edilmeye çalışılmasına direnen Polonyalılar, tüm ülkede olduğu gibi Varşova’da da binlerce asker ve sivil kayıplar vermiş ve şehir bombardımanlar nedeniyle yerle bir olmuş; deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmamış! Savaş sonrasında hummalı bir çalışmayla yeni baştan inşa edilen şehir, 14. yüzyıldaki haline dönmüş. Tabii bu o kadar da kolay olmamış; tuğla üstüne tuğla koyarak, çok ter akıtılarak yıllarca çalışılmış, emekleri ilmek ilmek işlenmiş ve tıpkı Hollanda’nın Rotterdam şehri gibi küllerinden yeniden doğmuş. Bu nedenle feniks (Anka Kuşu) şehir olarak adlandırılan Varşova; günümüzde popüler olan bir tarih, kültür, sanat ve üniversite şehri olmuş.
Coğrafi olarak Orta Avrupa’da bulunan Varşova, diğer Avrupa şehirlerine pek benzemiyor. Tarihi dokunun ortasında yükselen gökdelenler geçmişle geleceğin iç içe geçmesini sağlamış ki bu durum Varşova’nın geçmişini unutmadan bugünü inşa etme çabası olarak görülüyor. Şehri keşfetmeye Kültür ve Bilim Sarayı’ndan başladık.

Kültür ve Bilim Sarayı
Şehrin tam merkezinde yer alan devasa yapının inşasına, Sovyetler Birliği’nin “dostluk hediyesi” olarak başlanmış ve 1955 yılında tamamlanmış. 237 metre yüksekliğinde olan bina, 2020 yılında inşa edilen 320 metre yüksekliğindeki Varso Kulesi tamamlanana kadar Polonya’nın en yüksek binası olmuş. Pałac Kultury i Nauki, kısaca PKiN; AVM, tiyatro, sinema, bilimsel enstitüler, üniversite, müze, kütüphane, spor kulüpleri gibi birçok kurum barındırıyor. 30. katta (115 metre) ise şehrin manzarasını izleyebileceğiniz bir gözlem terası bulunuyor. Kültür ve Bilim Sarayı’nın sağında solunda yükselen çok sayıda yeni stil gökdelenler var.

Bu devasa gökdelenler bence şehrin silüetini bozmuş ve şehre hiç yakışmamış ama ne yazık ki günümüzde artan nüfusun da etkisiyle popüler oldular. Binanın hemen önünde küçük bir park ve parkın ortasında havuz var.

Mermerden yapılmış aslan başı formundaki heykellerin ağzındaki fıskiyelerden çıkan sular merkezde buluşarak bir tayf oluşturuyor. Parkın yan tarafında ise bir anıt var. Anıt, 1919’da çocuk anayasası taslağı hazırlayan, ilk çocuk hakları savunucularından biri olan, 1942 yılında bakımını üstlendiği 200 öksüz Yahudi çocukla birlikte Treblinka Kampı’nda yok edilen pediatrist psikolog Janusz Korczak ve yetim çocuklar anısına yapılmış.
Bu anıt, daha Varşova’ya yeni adım atmışken, ülkenin dünya savaşında çektiği acıları, şehirlerin hemen her köşesinde görebileceğimizi ispatlıyor!

Kültür ve Bilim Sarayı’nın içini gezmek çok zaman alacağı için dışarıdan fotoğraflayıp, gökdelenlerin arasından “old town” yani şehrin tarihi bölümüne doğru yürümeye başlıyoruz.

Mikołaj Kopernik Anıtı
Bir müddet yürüdükten sonra geldiğimiz meydanda, Polonya Bilimler Akademisi’ne ev sahipliğini yaptığını öğrendiğimiz Staszic Sarayı’nın önünde büyük bir bronz heykel bizi karşılıyor. Heykel bizim de ilkokul bilgilerimizden aşina olduğumuz “Dünya’nın güneş etrafında döndüğünü kanıtlayan” Kopernik’e ithafen 1830’da yapılmış. 1473-1543 yılları arasında yaşayan ünlü astronom, birkaç basamakla yükseltilmiş bir platformun üzerinde bulunan siyah granit bir kaidenin üzerinde oturuyor. Heykelin bulunduğu kaide güneşi temsil ediyor ve etrafında kırmızı-beyaz taşlar kullanılarak güneş sistemi ve gezegenlerin betimlendiği bir heliosentrik sistem modeli yapılmış. Heykelin bir tarafında Latince ‘Minnettar bir millet Mikołaj Kopernik’i onurlandırıyor’ diğer tarafında Lehçe ‘Vatandaşlarından Mikołaj Kopernik’e’ yazıyor. Meydanda şehrin muhtelif yerlerinde karşımıza çıkan, üzerinde tarihi şehir bölgesinin haritası bulunan siyah granitten yapılmış bir bank var ama bu sadece bir bank ya da harita değil aynı zamanda üzerindeki düğmeye bastığınızda dünyaca ünlü Polonyalı Chopin’in bestelerini çalmaya başlayan bir müzik kutusu.

Bizim ülkemizde de örnekleri var mı bilmiyorum ama başka ülkelerde de rastladığımız bu akıllı düşünceyi çok beğeniyorum. Al kahveni, otur bankın üzerine, dinle konserini!
Meydandan Old Town’a doğru yürümeye devam ettiğinizde, zaten meydana girer girmez görkemiyle dikkatinizi çeken bir yapı olan Roma Katolik Kilisesi ile karşılaşıyorsunuz.

Kutsal Haç Kilisesi
Varşova’da Barok tarzda inşa edilmiş olan dikkat çekici bina, şehrin en eski, en güzel caddelerinden biri olan Krakowskie Przedmieście Caddesi’nde, Varşova Üniversitesi ana kampüsünün hemen karşısında yer alıyor. Kilisenin içinde Frédéric Chopin’in mumyalanmış kalbi bulunuyor. Kilisenin içini ziyaret ettikten sonra, ünlü caddeden Old Town’a doğru yürümeye devam ediyoruz. 15. yüzyılda bir ticaret yolu olarak kurulan caddenin güzergahında bulunan her bina ayrı güzel ve her binanın ayrı bir hikayesi var ancak anlatmaya sayfalar yetmez. Bu nedenle caddedeki yapılardan Czapski Sarayı, Başkanlık Sarayı ve Nazım Hikmet’in Varşova’yı ziyaretlerinde kaldığı Bristol Otel’den kısaca bahsedeyim.

Czapski Sarayı
Günümüzde Varşova Güzel Sanatlar Akademisi’ne ev sahipliği yapan ve 1705 yılında inşa edilen Czapski Sarayı, şehirdeki rokoko mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Chopin, 1827’den 1830’a kadar sarayın ek binasında ailesiyle birlikte yaşamış ve önemli eserlerinden bazılarını burada bestelemiş.

Varşova Başkanlık Sarayı
Günümüzde Polonya devlet başkanı ve cumhurbaşkanının resmi ikametgahı olan saray, 1643-45 yılları arasında aristokrat bir konak olarak inşa edilmiş. Barok ve neoklasik tarzda olan saray tarih boyunca önemli mimarlar tarafından birkaç kez yeniden inşa edilerek düzenlenmiş. Sarayın önünde Polonya tarihinin en önemli askeri figürlerinden olan Prens Józef Poniatowski’nin atlı bir heykeli yer alıyor.

Hotel Bristol
Nazım Hikmet 1958–1960 yılları arasında birkaç kez Varşova’yı ziyaret etmiş. Bu ziyaretlerinde, şehrin en prestijli caddelerinden biri olan Krakowskie Przedmieście üzerinde yer alan Bristol Otel’de konaklamış. Hatta “Saman Sarısı” adlı şiirini bu otelde kalırken yazdığı söyleniyor. Otelinin önünde durarak şiirlerinden birkaç dize ile ünlü şairi yad ediyoruz. 800 metre kadar yürüdükten sonra eski şehre varıyoruz.


Eski şehir, Old Town
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Stare Miasto, Varşova’nın en turistik ve tarihi bölgesi. Bu bölge de II. Dünya Savaş’ında Alman bombardımandan nasibini almış. Şehir baştan inşa edilmeye başlandığında, eski fotoğraflar, resimler aranıp bulunmuş ve bunlara sadık kalınarak şehir 14. yüzyıldaki ruhuna uygun inşa edilmiş. İnşaat dönemi zorlu ve sancılı bir süreçmiş ama işin sonunda ortaya mükemmel bir Old Town çıkmış ve yerli / yabancı turistlerin cazibe merkezi olmuş. Avrupa’daki diğer old townlar gibi kaldırım taşlarıyla döşenmiş devasa bir meydanın etrafında dizili kafe, restoran, konut, otel, butik, müze vb. gibi hizmet veren rengarenk binalar tıpkı bir tablodan fırlamış gibi. Meydanın ortasında dökme demirden yapılmış, büyük bir kola sahip bir tulumba ve deniz kızı heykeli var.

Tarihi tulumba
Geçmişte yeraltı sularını manuel olarak yukarı çekmek için tasarlanan bu tulumbalar halkın içme suyu ihtiyacını karşılarken, aynı zamanda sosyalleşmelerini sağlarmış. İnsanlar su almak için gittiklerinde burada sohbet eder, iş görüşmeleri bile yaparlarmış. Eski şehrin tarihi dokusuna güzellik katan bu tulumba, şehir baştan inşa edilirken, küçük ayrıntıların bile atlanmaması, şehrin geçmişine duyulan saygının bir göstergesi aslında. Bu saygı, tulumbayı popüler kılmış ve ziyaretçilerin en çok fotoğraf çektirdikleri noktalardan biri haline getirmiş.

Denizkızı heykeli
Varşovalı heykeltıraş Konstanty Hegel tarafından tasarlanarak 1855–1928 yılları arasında yapılan denizkızı heykeli, Varşovalılar için çok değerli; zira bombardımandan etkilenmediği için şehri koruduğuna inanıyorlar. Birkaç efsanesi var ama şehri koruduğuna inanmaları çok eski dönemler için geçerli olsa gerek zira heykel şehri korusaydı, şehir yıkılmazdı diye düşündüm. Neyse efsaneler güzeldir. Varşova’nın simgesi olan denizkızı, şehrin armasının üzerinde ve birçok imgede kullanılıyor. Bronz çinkodan yapılmış orijinal heykel, bazı sebeplerden dolayı yıpranınca, 2008 yılında bakım yapılmak üzere kaldırılıp, yerine bir replika yerleştirilmiş. Onarılan orijinal heykel, tekrar zarar görmesin diye Varşova Müzesi’ne götürülmüş.
Meydanda fotoğraflarımızı çektikten sonra ara sokakları keşfetmek üzere yürümeye başlıyoruz. Zira her zaman bu ara sokaklarda gezerken, geçmişin izlerine dair beklenmedik sürprizlerle karşılaşılır. Yürüyüş güzergahımızda karşımıza devasa bir meydan daha çıkıyor: Kale Meydanı. Meydanın ortasında çok yüksek bir sütun kaide üzerinde, Polonya’nın başkentini Krakow’dan Varşova’ya taşıyan Kral Sigismund’un heykeli yer alıyor.

Sigismund Sütunu
Bir elinde haç diğerinde kılıç tutan bir savaşçı olarak tasvir edilen heykel ile şehirdeki ikonik yapılardan biri olan anıt, 1644 yılında Sigismund’un oğlu Kral Wladyslaw IV. Vasa tarafından babasının anısına yaptırılmış. Bu anıt, Polonya’da dikilen ilk laik anıt olarak kabul ediliyor. Bugün sütun hem yerel halk hem de turistler için popüler bir buluşma noktası. Hemen yanında Kraliyet Kalesi, çevresinde ise kafeler, sokak sanatçıları ve birbirinden güzel onlarca tarihi bina bulunur.

Varşova Kraliyet Kalesi
Bu güzel binalardan en dikkat çekici olan hiç kuşkusuz 14. yüzyılda aristokrat bir aileye ikametgah olarak yapılan ve 16. yüzyılda büyütülerek Polonya krallarının resmi sarayı haline gelen Kraliyet Kalesi. Kral Sigismund, başkenti Krakow’dan Varşova’ya taşıdıktan sonra bina daha da önem kazanmış. Günümüzde müze olarak hizmet veren bu binada; sanat koleksiyonları ve tarihi belgeler sergileniyor, konser ve kültürel programlara ev sahipliği yapıyor. Meydanda biraz zaman geçirdikten sonra eski şehir ile yeni şehri birbirine bağlayan geçiş noktasında yer alan kırmızı tuğladan inşa edilmiş olan tarihi yapıya doğru ilerliyoruz.

Barbakan
1548 yılında mimar Giovanni Battista tarafından şehrin savunma yapısı olarak tasarlanan, Geç Orta Çağ ve Rönesans dönemine ait mimari izler taşıyan yapı, şehir surlarının bir parçası olarak inşa edilmiş. Yine ziyaretçilerin uğrak noktalarından biri ve etrafında yerel sanatçılar eserlerini sergiliyor. Barbakan’ın hemen arkasındaki Freta Caddesi sakin ve yürümek için ideal bir rota.

ŞEHRİN ÖNEMLİ DİNİ MEKANLARI:

Aziz Yahya Baş Katedrali Bazilikası
14. yüzyılda gotik ve masov mimari tarzda inşa edilen katedral Vaftizci Yahya’ya adanmış. Varşova’nın tarihi ve ruhani mirasının önemli bir parçası. II. Dünya Savaşı’nda hasar alan katedrale yeniden inşa edilirken İngiliz Gotik tarzı da ilave edilmiş.

Aziz Martin Kilisesi
14. yüzyılda gotik tarzda inşa edilen ve şehrin yine en önemli kiliselerinden biri olan Aziz Martin Kilisesi, Varşova’nın en eski tarihi kültürel miraslarından biri. Kilisede çok değerli tablolar ve heykeller bulunuyor. Bu kilise de şehirdeki diğer kiliseler gibi savaş sırasında aynı kaderi paylaşmış ve savaş sonrası restore edilse de eski ihtişamlı görüntüsünü kazanamamış.

Aziz Anne Kilisesi
Şehrin tarihi merkezinde, Kale Meydanı’na bitişik bir Roma Katolik kilisesi olan Aziz Anne Kilisesi, 15. yüzyılda inşa edilmiş. Varşova’nın en eski binaları arasında yer alan kilise, neoklasik cephesiyle şehrin en önemli tarihi ve mimari simgelerinden biri. Klasik müzik konserleriyle de ünlü kilise, ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri.
Gelelim doğaya… Görkemli tarihi binalardan, gökdelenlerden bahsettim diye Varşova sadece taş ve beton bloklardan ibaret değil. Şehrin yaklaşık yüzde yirmi beşi parklar, bahçeler ve tarlalardan oluşuyor. Kısacası şehir; tarih, kültür ve sanatın yanı sıra doğası ile de ziyaretçilerini büyülüyor. Bu yeşil alanlar arasında Tazienki Parkı ve Wilanów Parkı gibi tarihi parklar da bulunuyor.

Tazienki Parkı
Şehirde, parklar sayesinde gökdelenlerin arasında nefes alınacak alanlar yaratılmış. Özellikle geçmişi 18. yüzyıla uzanan 76 hektarlık Tazienki Parkı, görülmeye değer. Göletleri, kuğuları, başta Chopin olmak üzere heykelleri ve on binden fazla ağacıyla yemyeşil ve huzurlu bir atmosfer. Parkta yaz aylarında açık hava konserleri yapılıyor. Zamanınız varsa tüm gününüzü parkta geçirebilir ya da Vistül Nehri kıyısındaki yürüyüş yaparak doğa ile baş başa olabilirsiniz.


Yeme- içme
Polonya coğrafi konumu nedeniyle farklı mutfakların etkisinde kalmış bir ülke. Alman, Macar ve Rus mutfağından etkilenen Polonya’da bizim damak tadımıza uygun yemekleri de bulabiliriz. Polonya mutfağının öne çıkan lezzetleri arasında Pierogi (Polonya mantısı), zurek (ekşi çorba), tütsülenmiş et vb. gibi yemekleri sayabilirim. Akşam saatlerinde nehir kenarındaki kafelerde ya da açık hava barlarında yerel tatları deneyebilirsiniz.



Alışveriş
Kehribar takılar, seramikler, geleneksel kıyafetlerle süslenmiş Kaszubska oyuncak bebekleri, dekoratif süs eşyaları, magnetler alışverişte ilk akla gelen hediyelik eşyalar.

Ne zaman gidilir?
Polonya’yı ziyaret edecekseniz en ideal dönem, hava koşullarının daha ılıman olduğu mayıs ve eylül ayları arası. Bizim gezimiz ağustos ayındaydı ama hiç bunaltıcı bir hava yoktu. Gitmişken sadece Varşova’yı ziyaret etmek yerine, Krakow ve Wroklaw gibi şehirleri de ziyaret ederseniz, Polonya hakkında bilmeniz gerekenlerin çoğunu öğrenmiş olursunuz. Wroklaw’da görüşmek üzere seyahatle kalın.









Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...