
Ankara, tarihî ve kültürel zenginlikleriyle ailece yapılacak keyifli geziler için harika bir rota
Oğlumuz Arel’i çok küçükken Anıtkabir’e götürmüştük, ona bu özel yeri her şeyin farkında olduğu bir yaşta yeniden göstermek istedik, işte böyle başladı Ankara yolculuğumuz. İyi ki de gitmişiz. Yıllar içinde epey değişmiş Ankara. Çocuklarla gezebileceğiniz ilgi çekici müze ve etkinlik alanlarıyla dolmuş, taşmış. İki günlük kısa ama dopdolu gezimizin ayrıntıları umarım ilginizi çeker.
Yaklaşık 3,5 saat süren keyifli bir araba yolculuğunun ardından Ankara’ya vardık. İlk durağımız, içinde birçok müzeyi barındıran tarihi Ankara Kalesi oldu…

ANKARA KALESİ
Ankara Kalesi, Ankara’nın Altındağ ilçesinde bulunan tarihi bir kale. Ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte M.Ö. 5. yüzyıl başında Galatların Ankara’ya yerleşmeleri sırasında kalenin var olduğu biliniyor. Romalılar, Bizanslılar, Selçuklu Hanedanı ve Osmanlı dönemlerinde birçok kez onarımdan geçen Ankara Kalesi dışarıdan göründüğünden çok daha büyük bir yapı. Her yıl çeşitli festivallere de ev sahipliği yapan kale, Ankara’yı kuşbakışı 360 derece görme imkânı sağlıyor.


KELİME MÜZESİ
Ankara Kalesi’nin eteklerinde yer alan tarihi bir yapının içinde konumlanmış Kelime Müzesi, 26 Eylül 2022’de -yani Dil Bayramı’nda – ziyaretçilere açılmış. Türkiye’nin bu alandaki ilk ve tek modern dil müzesi olma özelliğini taşıyor. Yazar Şermin Yaşar tarafından kurulan müze, Türkçe’nin zenginliğini çocuklara ve gençlere sevdirmek amacıyla hayata geçirilmiş.
Yaşayan müze formatında tasarlanan Kelime Müzesi’nde sergiler dönemsel olarak değişiyor; her ziyaret bir öncekinden farklı bir deneyim sunuyor. Kendisi de anlamlı bir geçmişe sahip: Müzenin bulunduğu bina eskiden tiftik ambarı olarak kullanılıyormuş.
Yığma taştan inşa edilmiş dört katlı bu tarihi yapı artık kelimelere ev sahipliği yapıyor. Sergi alanları katlara göre tematik olarak ayrılmış: En alt katta “kökler”, giriş katında “kelimeler”, en üst katta ise “cümleler” ziyaretçileri karşılıyor. Müzede kelimeler sadece yazıyla değil sanat, görsel tasarım ve duygularla iç içe geçmiş enstalasyonlarla anlatılıyor.
Kelime Müzesi’nin belki de en dikkat çekici bölümlerinden biri ise İranlı sanatçı Hadi Karemi tarafından tasarlanan Mustafa Kemal Atatürk’ün üç boyutlu dijital heykeli. Bu özel dokunuş, ziyaretçilere kelimelerin taşıdığı kültürel mirası bir kez daha hatırlatıyor.

RAHMİ KOÇ MÜZESİ
Ankara’da yer alan Rahmi Koç Müzesi, 2005 yılında kapılarını ziyaretçilere açmış ve kentin ilk sanayi müzesi olma unvanını taşıyor. Müze, iki ana binadan oluşuyor ve zengin koleksiyonuyla geçmişin teknolojik serüvenine ışık tutuyor.
1850’li yıllardan itibaren kullanılan endüstriyel araçların yanı sıra ilk televizyon, ilk daktilo gibi elektronik aygıtlar; havacılık, denizcilik, kara yolu taşımacılığı ve tıpla ilgili tarihî objeler müzenin dikkat çeken parçaları arasında yer alıyor. Sergilenen eserlerin büyük bir bölümü Rahmi Koç’un kişisel koleksiyonundan bağışlanmış. Müze sadece geçmişi anlatmakla kalmıyor, ziyaretçilerine aynı zamanda nostaljik bir yolculuk yaşatıyor.



SATRANÇ MÜZESİ
Ankara’nın Altındağ ilçesinde yer alan Gökyay Vakfı Satranç Müzesi, 2015 yılında kapılarını açmış ve Türkiye’nin ilk tematik satranç müzesi olma özelliğini kazanmış. Yaklaşık bin metrekarelik bir alana yayılan bu etkileyici müzede, satranç tutkunu Akın Gökyay’ın, dünyanın dört bir yanından topladığı satranç takımları sergileniyor. Akın Bey’in bu özel koleksiyonu, Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmiş. Biz de ziyaretimiz sırasında kendisiyle tanışma şansı bulduk; bu deneyim gezimize ayrı bir anlam kattı. 2024 yılı itibarıyla müzede 111 farklı ülkeden gelen tam 723 satranç takımı yer alıyor. Koleksiyonda; ahşap, metal, balık kemiği, mermer, sabuntaşı, keçe ve polyester gibi çok çeşitli malzemelerle üretilmiş takımlar bulunuyor. Her biri üretildiği ülkenin kültürel, sanatsal ve tarihî izlerini taşıyor.
Koleksiyonun içinde Harry Potter, Asteriks, Şirinler gibi tematik setler kadar, önemli tarihî ve politik olayları yansıtan özel takımlar da yer alıyor. Bu müze yalnızca bir satranç merakını değil aynı zamanda dünyanın kültürel zenginliğini de gözler önüne seriyor.

ATAKULE
Ankara’nın en bilinen yapılarından biri olan Atakule, 13 Ekim 1989’da, Ankara’nın başkent oluşunun 66. yıl dönümünde, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından açılmış. Aynı zamanda Atakule’nin altında, Ankara’nın ilk, Türkiye’nin ikinci alışveriş merkezi de hizmete girmiş.
Kulenin adı, bir yarışma sonucunda belirlenmiş. Botanik Parkı’nın hemen üstünde, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık konutlarının yakınında konumlanan Atakule hem merkezi konumuyla hem de şehri kuşbakışı görebileceğiniz döner seyir terasıyla dikkat çekiyor.
Atakule’yi çevreleyen alanda büyükelçilik binaları, konutlar ve iş yerleri bulunuyor. Mimari açıdan anıtsal sayılabilecek bu yapı, İstanbul’daki Endem TV Kulesi’nden sonra Türkiye’nin en yüksek döner platformlu kulesi olma unvanına sahip.
Ziyaretçileri için hoş bir sürpriz de içerideki Atatürk Anı Defteri. Herkesin duygu ve düşüncelerini yazabildiği bu köşe, yapıya anlamlı bir boyut daha kazandırıyor.


KUĞULU PARK
İlk günün yoğun ama keyifli temposunun ardından akşam saatlerinde otelimize yerleştik. Otelimizi merkezi bir konumda seçtik ki akşam yürüyerek Ankara’nın ünlü restoran, kafe ve parklarını ziyaret edebilelim.
Ankara’nın “memur şehri” kimliğinden midir bilinmez ama fiyatlar oldukça makul, porsiyonlar ise son derece doyurucu. Gittiğimiz restoranlarda ikramların ardı arkası kesilmedi, lezzet de hizmet de bizi fazlasıyla memnun etti.
Yemeğin ardından Kuğulu Park’a yürüdük. Burası adeta Ankara’nın kalbinde bir nefes alanı, bir şehir efsanesi. Parkın simgesi olan kuğuların yanı sıra toplam 24 farklı kuş türü yaşıyor burada. Doğal bitki örtüsü içinde kavak, leylak, erguvan ağaçları, çeşitli çalı türleri ve rengârenk mevsimlik çiçekler yer alıyor.
Çocuğunuzla birlikte kuğuları izlerken kavak ağaçlarının gölgesinde anın tadını çıkarabildiğiniz çok güzel bir park.
Geceyi otelde geçirdikten sonra sabah ilk işimiz Atamızı ziyaret etmek oldu.

ANITKABİR
Atatürk’ün 10 Kasım 1938’deki ölümünün ardından naaşının, Ankara’da bir anıt mezar inşa edilene kadar Ankara Etnografya Müzesi’nde kalacağı açıklanır. Anıt mezarın inşa edileceği yerin belirlemesi amacıyla da hükûmet tarafından bir komisyon kurulur. Hazırlanan rapor doğrultusunda, 17 Ocak 1939’daki Cumhuriyet Halk Partisi meclis grubu toplantısında yapının Rasat Tepe’ye inşa edilmesine karar verilir. 10 Kasım 1953’te gerçekleştirilen bir törenle, Atatürk’ün naaşı bugünkü Anıtkabir’e nakledilir.
Ana yapı olan anıt mezar binasının “Şeref Holü” olarak adlandırılan kısmında Atatürk’ün sembolik bir kabri yer alırken, Atatürk’ün naaşı, bu yapının alt katındaki mezar odasında bulunuyor. Komplekse giriş, “Aslanlı Yol” üzerinden gerçekleşiyor. Bu yolun çok ilginç bir özelliği var. Yer döşemeleri öyle bir yapılmış ki eğer yere bakmadan yürürseniz, takılıp düşmeniz çok büyük bir olasılık. Bunun amacı ise Atatürk’ün ebedi huzuruna başımız önde, saygı çerçevesinde girmemizin istenmesi.
Atatürk ve Kurtuluş Müzesi’ni de barındıran Anıtkabir mutlaka her Türk’ün ziyaret etmesi gereken bir yer. Ziyaretimiz sırasında sadece Türk vatandaşlarını değil, dünyanın dört bir yanından gelen turistleri de görmek bizi ayrıca gururlandırdı.
Bir tavsiye: Bu yaz tatil için uzaklara ya da güney sahillere gitme fırsatı bulamayanlara Ankara gezisini tavsiye ederim. Ekonomik bir bütçeyle planlanabilecek bu gezi, tarihi ve kültürel anlamda oldukça doyurucu. Başkent; her köşesinde bir hikâye barındıran yapıları, parkları, müzeleri ve anıtlarıyla dolu dolu bir keşif vadediyor. Hem kendiniz hem çocuğunuz için öğretici, ilham verici ve unutulmaz bir deneyim olabilir.