
“Dimdik durabilmeyi anneliğime borçluyum”
Dilber Polat için annelik; hayatın karşısında dimdik durabilmenin en gerçek hali… İçinde taşıdığı gücü her zaman ortaya koymak yerine, ne zaman susması gerektiğini öğrenmek… Kimi zaman içindeki fırtınayı bastırıp sakin kalabilmek, kimi zaman ise en güçlü haliyle bile geri durabilmek… Onun hikâyesi; anneliğin insana kazandırdığı o görünmeyen ama çok güçlü duruşun hikâyesi…
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben, Ahmet ve Dilay’ın annesi Dilber Polat. 1986 doğumluyum. 2011 yılında oğlum Ahmet’in doğumuyla ilk kez annelik duygusuyla tanıştım. Bu süreçte devam eden kariyer planlarım nedeniyle, uzun bir aradan sonra, 2019 yılında kızım Dilay’ın doğumuyla ikinci kez anne olma mutluluğunu yaşadım. Gümrük sektöründe 20 yıllık deneyime sahibim. Son 8 yıl ‘gümrük müşaviri’ olarak sektöre hizmet ettim, 2025 yılı itibariyle de kazandığım deneyim ve tecrübelerimle ‘Kocaeli’de İlk Kadın Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği’ unvanını alarak; Dilber Polat Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği ve Danışmanlık Ltd.Şti.’yi kurdum. Böylelikle aynı zamanda ‘girişimci anne’ sınıfına dahil oldum.
Onları ilk gördüğünüz anda ne hissettiniz?
İlk annelik heyecanımı, 15 yıl önce oğlum Ahmet ile yaşadım. İlk göz göze geldiğimiz o anda, aşkın ne demek olduğunu anladım. Tarif etmesi zor bir duygu… Yıllar geçse de unutamayacağım bir zaman dilimi. Kızım Dilay ile ise 7 yıl önce ilk karşılaştığımız anda şunu fark ettim: İnsan yeniden âşık olabiliyormuş… Bir kez daha zihnime unutulmaz bir anı kazındı. Onlar bana, insanın aynı duyguları yeniden ve her seferinde ilk kez gibi yaşayabileceğini öğretti.
Sizce anneliğin en keyifli yanı nedir?
Onlarla birlikte yeniden büyümek bana keyif veriyor. Onlarla arkadaş olabilmek, birlikte yeni şeyler öğrenmek; yeni yerler, hatta yeni tatlar keşfetmek en az onlar kadar beni de heyecanlandırıyor. Zaman zaman “yaramazlık yapma” diye uyarıldığım da oluyor… Onlarla vakit geçirirken içimdeki çocuğu özgür bırakıyorum.
Peki, annelikte en çok zorlandığınız duygu?
Onlara gelebilecek en küçük bir zararı bile önlemek istemek, her şeyden koruyabileceğimize inanmak ve her zaman güvende olduklarını hissettirmeye çalışmak… Sanırım beni en çok yoran duygu bu. Üstelik birçok gerçeği ve sistemi değiştiremeyeceğimizi bilerek bu çabayı sürdürmek, bu duyguyu daha da ağırlaştırıyor.
Kokusu size ne hissettiriyor?
Onların kokusu bana yaşadığımı hissettiriyor. Yaşama dair hangi duygu var ise onların kokusu bana bunu anımsatıyor. Buna sevgi diyebilirsiniz, aşk diyebilirsiniz, umut diyebilirsiniz, huzur diyebilirsiniz, inanç diyebilirsiniz, sadakat diyebilirsiniz….

Birlikte neler yapmaktan hoşlanırsınız?
Biz seyahat etmekten, yeni ülkeler ve şehirler keşfetmekten mutluluk duyuyoruz. Hepimiz için oldukça heyecanlı olan bu yolculukları, çoğu zaman plansız ve anın keyfini çıkararak, güzel anılar biriktirmek için yapıyoruz. Kızımın sloganıyla söyleyecek olursam; “3’ü bir arada, yolda…”
Çocuklarınıza baktığınızda kendinizden en çok hangi parçayı görüyorsunuz?
Onların vicdanlı oluşları ve iyiliğe olan inançları bana çok tanıdık geliyor. Olaylara hep iyi tarafından bakmayı başarıyorlar ve çözümü asla kötülükte aramıyorlar. Bu noktada kendimden birçok parçayı onlarda görmek beni çok mutlu ediyor.
Anne olmadan önce, “asla yapmam” dediğiniz neleri yaptınız?
Hepimizin hayatında sınavlar, yarım kalmış hikâyeler ve gerçekleşmemiş hayaller var… Bunların karşısında dimdik durabilmeyi çoğu zaman anneliğime borçluyum. Zaman zaman kendimi, ağzındaki alevi yutmak zorunda kalan bir ejderhaya benzetiyorum… İçimde, karşımdakini yakıp kül edebilecek bir güç varken susmayı seçmek, sakin kalabilmek… İşte bu, “asla yapmam” dediğim şeylerin başında geliyor.
Anne olmadan önceki ‘siz’ ile bugünkü ‘siz’ arasında en büyük fark nedir?
“Annem halleder” diyen bir kız çocuğundan, “Anneniz halleder” denilen bir kadına dönüştüm… Ve kendimi de buna inandırdım; pes etmek yok, her şeyin bir yolu mutlaka bulunur.
Çocuklarınızın sizi ‘nasıl bir anne’ olarak tanımlamasını isterdiniz?
Yıllar sonra annelerini anlatacak olurlarsa; “hayata dair kırgınlıklarını, yorgunluklarını bizimle unutuveriyordu” desinler. “Annemizin yüreğinde hiç bitmeyen bir umut ve bu umudu her zaman canlı tutan kocaman bir evlat sevgisi vardı. Hayat heybemizi güzel olan her şeyle doldurmak için elinden geleni yaptığına hiç şüphemiz yok…” demelerini isterim.
Hayata dair onlara verdiğiniz en önemli öğüt nedir?
Hayat bir terazi; neyi çoğaltırsanız onunla tartılacaksınız. İçinizde ve etrafınızda iyilikleri çoğaltın, kötülük hep var olacak ama siz ona aldanmayın, kazanan siz olacaksınız. Ve asla kazanmak uğruna kimseye yaslanmayın, sadece kendinize ve birbirinize inanın. İşte o zaman dimdik ve güçlü olabilirsiniz. Değer görmediğiniz, ait olmadığınız hiçbir yerde durmayın. Size ait olmayan hiçbir şeyi de zorla tutmayın. Hayat; hak ettiğinizden fazla hiçbir şeyi size vermeyecektir.
Yıllar sonra okuduklarında, onlara bu satırlardan ne söylemek isterdiniz?
Ben, çocuklarım sayesinde kozasından çıkmayı başarmış bir kelebeğim… En güzel renklerimle yaşamak ve o renkleri onlara da hissettirebilmek için her günümü, tek günlük ömrüm varmış gibi kıymetlendirerek yaşamaya çalışıyorum. Umarım; bu hayatı onlar için kıymetli ve unutulmaz anılarla doldurabilmişimdir.
Ve onlara şunu söylemek istiyorum: İçimdeki kız çocuğu ile barışmamı sağladığınız ve tüm yaramazlıklarımı olgunlukla karşıladığınız için teşekkür ederim. Sizi çok seviyorum.