Belçika’nın Zamanı Durduran Şehri GENT

Orta Çağ’da Avrupa’nın en büyük ve zengin şehirlerinden biri olan Gent; tarihi yapıları, taş köprüleri ve muhteşem manzaralı kanalları ile adeta açık hava müzesi tadında… Turizmin yanı sıra kültür-sanat, üniversite ve lojistik gibi birçok sektörde öne çıkan Gent, mutlaka keşfedilmesi gereken önemli bir şehir. Hollanda seyahatimizin son durağı Belçika’nın Gent (Ghent) şehri oldu. Aslında dünya gözüyle görülebilecek en güzel şehirlerden biri olarak kabul edilen Brugge’u görmek için yola çıkmıştık ama arkadaşlarımız “Brugge’e gitmeden önce Gent’e de bir uğrayalım, orayı da çok seversiniz” deyince, rotamızı Gent’e çevirdik. Zira ekstra bir şehir daha görmenin bir zararı olmazdı.

Gent’e girer girmez, kendimizi Orta Çağ’a ışınlanmış gibi hissettik ve adeta büyülendik! Belki Orta Çağ yapılarını sevdiğimiz için öyle hissetmiş olabiliriz ama tarihi ve kültürel zenginlikleri, görkemli yapılarıyla hayranlık uyandıran güzelliğe sahip bu şehre ‘1-2 saat değil tüm günü ayırmak bile yetmez’ diye karar verip, Brugge gezisini başka bir zamana erteledik.
Belçika, Hollanda’nın güney komşusu. Her iki ülke de Schengen üyesi olduğu için aynı ülkenin içindeymişsiniz gibi gezebiliyorsunuz. Rotterdam-Gent arası yaklaşık iki saat sürüyor, başkent Brüksel de aşağı yukarı aynı.

***
Belçika’nın kuzeybatısında, Doğu Flanders bölgesinde yer alan Gent, Brüksel ve Anvers şehrinden sonra Belçika’nın üçüncü büyük şehri ve aynı zamanda Doğu Flandre ilinin başkenti. Orta Çağ boyunca Avrupa’nın en zengin ve en güçlü şehirlerinden biri olunca haliyle görkemli yapılarla donatılmış. I. ve II. Dünya Savaşlarında ciddi hasar almayıp, tarihe gösterilen saygı ve sahip çıkma bilinciyle günümüze kadar güzelliğini ve cazibesini kaybetmemiş.
Kiliselerin ve zengin tüccarların evlerinin görkemli mimarisi, 13. ve 14. yüzyılda Paris’ten sonra Alplerin kuzeyindeki en büyük ikinci şehir olarak ünlenmesini sağlamış.

Gent mimarisi

Merkeze yakın bir yere aracımızı park edip, Avrupa’nın en iyi korunmuş Orta Çağ şehirlerinden biri olan Gent’te zaman yolculuğuna çıkmak üzere yürümeye başladık. Bendeniz, yolun iki yanına inşa edilmiş, kademeli üçgen çatılı mimarisiyle dikkat çeken binaları es geçmedim tabii, bazılarının karşısında durup gıptayla bakarak, fotoğraflarını çektim. En güzel binalar eski liman bölgesinde, Orta Çağ’dan kalma Gotik tarzda inşa edilen lonca binalarıymış. Aslında gezdiğimiz ülkelerde çok daha estetik binalar gördük. Sanırım beni cezbeden sadece binaların süslü, şatafatlı, zengin görünümlü olması değil, şehirlerdeki yapılaşmanın simetrisi… Sanırım bizim dışımızdaki ülkelerde yüzyıllar önce şehir planlamaları çok düşünülerek, iyi tasarlanarak yapılmış ve sonrasında ciddi manada korunmuş. Restore ederken ekstra bir çivi bile çakılmamış, kat çıkma vb. gibi yeni ilavelere yönetimler müsaade etmemiş, böylece şehirlerin silüetleri ve güzellikleri bozulmamış.

Neyse gelelim Gent’e; bölgede yerleşim çok eski. M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar Belçika topraklarını işgal ettiklerinde, Leie ve Schelde nehirlerinin arasında yer alan bölgeye eski Flamanca’da “İki nehrin birleştiği yer” anlamına gelen “Ganda” ismini vermiş. Bölgenin ulaşım açısından stratejik bir konuma sahip olması ticaretin başlamasına vesile olmuş. 7. yüzyılda Aziz Amandus adlı bir rahibin nehirlerin birleştiği bölgeye bir manastır kurması, şehrin önemini daha da artırmış ve kısa zamanda şehir zenginleşmiş. Zaman içinde tahıl ve tekstil ticaretiyle öne çıkan şehrin ortasından geçen Leie Nehri’nin iki yakasında konumlanan Grasai ve Korenlei bölgeleri 11. yüzyılda gemilerin yanaştığı liman alanı olmuş. Dolayısıyla en güzel iş yerleri ve en güzel evler, şehrin ekonomik gelişiminde önemli bir rolü olan bu bölgeye inşa edilmiş. Binaların her birinin mimari detayları, sahibi hangi meslek grubuna aitse taş işçilikleri, süslü cepheler, oymalı pencereler ve semboller ona göre yapılmış…

Açık hava müzesi tadındaki bu binalar, 1913 Dünya Fuarı öncesinde kapsamlı bir restorasyondan geçerek, bugünkü atmosferi yakalamış. Günümüzde bu bölgede tekne turu, kafe, restoran, butik, vb. gibi hizmet veren mekanlar, yürüyüş ve bisiklet yollarının olması bu iki mahalleyi yerli ve yabancı turistler tarafından en çok ziyaret edilen noktalardan biri haline getirmiş. Birkaç yüz metre yürüdükten sonra, şehre girerken karşılaştığımız ve etkilendiğimiz heybetli kalenin yanına varıyoruz.
Kontların Kalesi
Gent’in en ikonik yapılarından biri olan kale; Leie Nehri kıyısında 12. yüzyılda inşa edilmiş ve 1353’e kadar Flanders Kontlarının ikametgahı olarak hizmet vermiş. Etrafı suyla dolu bir hendekle çevrili kale; tarih boyunca mahkeme, hapishane, darphane, fabrika ve depo olarak kullanılmış. 1893-1903 yılları arasında restore edilen kale, günümüzde heybetli bir şekilde tarihe meydan okuyor.**
Tekne Turu

Gent’i keşfetmenin en pratik ve keyifli yolu yaklaşık bir saat süren tekne turlarından birine katılmak. Kaptanlar tur esnasında şehrin tarihi ve kültürü hakkında bilgi veriyor; tabii Flamanca, Fransızca ve İngilizce olarak. Biz tekneye Gravensteen Kalesi’nin yakınındaki Grasburg Köprüsü’nün yanından bindik. Leie Nehri üzerindeki tarihi bir geçiş noktası olan bu köprü, bir zamanlar şehre giren mallardan vergi alınan yerlerden biriymiş. Bugün köprü hem tarihi dokusu hem de bir tarafında kale, diğer tarafında Graslei ve Korenlei’nin lonca evlerinin manzarası ile popüler bir konumda. Tekne turumuz, görsel bir şölen gibi geçti. Nehrin her iki yanında sıralanmış tablo gibi binalar, yanımızdan telaşsız geçen ördekler, köprülerdeki bronz heykeller, alçak köprülerin altından geçerken kafan değecekmiş hissi, rıhtımda oturup, ayaklarını nehre sarkıtarak muhabbet eden gençler, kanolarıyla süzülerek yanımızdan geçen insanlar, tekneler… Hiç bitmesini istemediğin rüya gibi bir yolculuk.

Nehir boyunca uzanan binaların her birinin farklı hikayesi, farklı estetiği var. Ne yazık ki hepsinden bahsetmem mümkün değil. Genişliği ve rengi diğerlerinde farklı ve kasvetli bir bina dikkatimi çekti. Büyük Kasaplar Salonu (Het Groot Vleeshuis) ismindeki bu bina, 1408-1417 yılları arasında Gotik tarzda inşa edilmiş, yüzyıllar boyunca kapalı pazar ve kasaplık mesleğinin lonca evi olarak hizmet vermiş. Bir de nehirde kemerli bir taş köprüden sonra karşımıza çıkan Rabot Kuleleri’nden bahsedeyim. Şehrin tarihî merkezinin hemen dışında yer alan kuleler, 15. yüzyılda inşa edilmiş. Şehri, su yoluyla gelen saldırılara karşı korumak amacıyla yapılan savunma sisteminin bir parçası olan ve günümüzde hâlâ ayakta olan kuleler, bölgeye de ismini vermiş.

Şehri keşfetmenin bir diğer yolu da Hop-on Hop-off denilen ‘Su Tramvayı’ ile dolaşmak. Belli duraklarda inip, bölgeyi gezdikten sonra tekrar su tramvayına binip diğer duraklara gidebiliyorsunuz. Tekne gezisinden sonra çoğu yürüme mesafesinde ve birbirine yakın olan şehrin önemli yapılarını ve meydanlarını bir de yakından görelim istedik.

Gördüğümüz güzellikleri sizlerle de paylaşayım:
Aziz Bavo Meydanı

Gent’in tam kalbinde yer alan ve şehrin ruhunu yansıtan en önemli meydanlardan biri, Aziz Bavo Meydanı. Gotik mimari yapılarla çevrili bu meydan, Aziz Bavo Katedrali, Çan Kulesi (Belfort) ve Aziz Nicholas Kilisesi gibi önemli yapıların aynı hizada görülebildiği bir lokasyon olduğu için sadece bir meydan değil aynı zamanda şehrin tarihini, kültürünü ve mimarisini bir arada sunan canlı bir açık hava müzesi gibi. Yerel halkın ve ziyaretçilerin buluşma noktası olan meydanda festivaller, açık hava konserleri ve kültürel etkinlikler düzenleniyor. Etrafındaki kafe ve restoranlar ise meydanın popülerliğini artırıyor.
Aziz Bavo Katedrali

Meydan gibi ismini Gentli Aziz Bavo’dan alan 89 metre yüksekliğindeki Gotik bina, mimarisi ve sanatsal hazineleri ile Belçika’nın en önemli dini yapılarından biri. Roma Katolik katedrali olan görkemli binanın inşasına 13. yüzyılda başlanmış, 16. yüzyıla kadar ilaveler yapılarak bugünkü ihtişamına kavuşmuş. Günümüzde Gent Piskoposluğunun merkezi olan katedral aynı zamanda zengin sanat eserleri ile sanatseverlerin de ilgisini çekiyor.
Katedralde Jan ve Hubert Van Eyck ressam kardeşlerin başyapıtı olan mistik kuzuya tapınma (The Adoration of the Mystic Lamb) adlı eseri muhafaza ediliyor. Yaklaşık 600 yıl önce tamamlanan ve paha biçilemeyen bu eserin yanı sıra katedralde değerli birçok sanat eseri daha bulunuyor.
Gent Çan Kulesi

91 metrelik yüksekliği ile Belçika’nın en yüksek çan kulesi olan Belfort, etkileyici bir Orta Çağ eseri. Şehrin özgürlüğünü ve zenginliğini simgelemek amacıyla 1313’te inşasına başlanan kule; savaşlar, salgın hastalıklar vb. sorunlar nedeniyle 1380’de tamamlanabilmiş. Kulenin tepesinde şehrin simgesi olan ve şehri kötülüklerden koruduğuna inanılan altın rengi bir ejderha heykeli yer alıyor. Şehrin merkezindeki üç Orta Çağ kulesinden biri olan Belfort, yanındaki binalar ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak tescillenmiş. Kuleye çıkarak şehir manzarasını izlemek keyifli olabilir.
Gent Belediye Binası

Şehrin merkezinde, Botermarkt ve Hoogpoort caddelerinin kesiştiği noktada yer alan görkemli bina, Aziz Bavo Katedrali ve Çan Kulesi ile aynı ortamda. Binanın cephelerinde Gotik ve Rönesans mimari tarzlarının kullanımı, şehrin tarihi ve mimari zenginliğini tek bir yapıda buluşturan olağanüstü bir eseri ortaya çıkarmış. Belediye binasının içi de en az dışı kadar etkileyici, tarihi mobilyalar ve sanat eserleriyle dekore edilmiş. Gezmek için rehberli turlar da var. Mimariye ilgi duyanların ziyaret etmesini öneririm.
Aziz NIcholas Kilisesi

Aziz Nicholas Kilisesi de yine şehrin Orta Çağ’daki zenginliğini yansıtan bir yapı olarak, tüccarların ve loncaların desteğiyle 13. yüzyılda inşa edilmiş. Gri taş yapısı, sivri kuleleri ve Gotik tarzıyla şehrin siluetine damgasını vuran kilise Leie Nehri kıyısında, Aziz Bavo Meydanı ile Korenmarkt Meydanı’nı birbirinden ayıran bir konumda yer alıyor. Gent’in en eski ve en tanınmış kiliselerinden ve şehrin üç ünlü kulesinden birine sahip olan kilise günümüzde hem ibadet hem de kültürel etkinlikler için kullanılıyor. İçi de dışı kadar etkileyici olan kilise vitray pencereleri ve tarihi orgu ile dikkat çekiyor.
Buğday Pazarı

Korenmarkt Meydanı, 10. ve 11. yy.’da tahıl ticaretinin yapıldığı tarihi bir pazar yeri. O nedenle ‘Buğday Pazarı’ olarak da anılıyor. Temmuz ayında gerçekleşen Gent Festivali de bu meydanda yapılıyormuş. Etrafı tarihi binalarla çevrili meydana çıkan caddelerin bir bölümü trafiğe kapatılıp yayalara ayrılmış. Tramvay hatlarının çoğu buradan geçiyor. Çok sayıda kafe, restoran ve dükkanların olması meydanı cazip kılıyor.

ESKİ POSTANE BİNASI

Korenmarkt Meydanı’nda, Aziz Michael Köprüsü’ne komşu olan, görkemli mimarisiyle dikkatleri üzerine çeken yapılardan biri de eski postane binası. Neogotik ve Neorönesans tarzlarının karışımı bina, Cloquet ve Mortier isimli mimarlar tarafından tasarlanarak yirminci yüzyılın başlarında inşa edilmiş. Günümüzde butik otel, mağaza ve restoranların bulunduğu bir alışveriş merkezi olarak hizmet veren bina, 52 metrelik saat kulesi ile şehrin siluetine katkı sunan binalardan biri.
Aziz MIchael Kilisesi

Leie Nehri kıyısında, Aziz Michael Köprüsü yakınında yer alan kilise, şehrin en etkileyici Gotik yapılarından biri. Yapımına 15. yüzyılda başlanan kilisenin tamamlanması yüzyıllarca sürmüş hatta 1662’de 134 metrelik bir kule planlansa da bu kule tam olarak bitirilememiş. Geç Gotik tarzda inşa edilen kilisenin dış cephesinde, Brüksel kumtaşı kullanılmış. İç mekanları neo-Gotik tarzda dekore edilmiş ve birçok Barok sanat eseriyle süslenmiş.

Aziz MIchael Köprüsü

Gent, kanallarla örülü bir şehir olduğu için yüzden fazla köprüye sahip. Bu köprülerin bir kısmı tarihi taş köprü, bazıları modern tarzda yaya ve araç geçişine uygun olarak inşa edilmiş. Köprülerin en bilinenlerin başında ise şehrin kalbinde yer alan Aziz Michael Köprüsü geliyor. Gent’in en ikonik yapılarından biri olan taş köprü, arka planda Aziz Michael Kilisesi’nin kuleleri ve kanal boyunca uzanan mimari detaylar ile şehrin en güzel panoramik manzarasına sahip. En güzel fotoğraflar bu köprüden çekildiği için en popüler noktalardan biri.
Eski Balık Pazarı

Leie Nehri kıyısında, Gravensteen Kalesi’ne yakın bir konumda yer alan tarihi bir yapıdan daha bahsetmek gerekir aslında zira; Gent, tarih boyunca deniz ürünleri ticaretinde de önemli bir rol oynamış. 17. yüzyılda inşa edilen, giriş kapısının üstünde Neptün Heykeli olan yapı, eski balık pazarı. Günümüzde bu tarihi yapı, restoranlar, etkinlik alanları ve gastronomi merkezleriyle yeniden işlevlendirilmiş durumda.
Yeme-içme

Şehrin Arnavut kaldırımlı sokaklarında, meydanlarında epeyce bir dolaştıktan sonra meydandaki kafelerden birinde Hollanda’da olduğu gibi Belçika’da da çok popüler olan patates kızartması (Frieten) yemek ve biraz dinlenmek üzere oturduk. Hollandalılar “Friete bizim buluşumuz” dese de bir rivayete göre patates kızartmasının çıkış yeri Belçika’ymış. Hatta patates Belçika’nın milli sebzesi diyebiliriz zira hemen her yemekte kullanılıyor. Hollandalılar ile Belçikalıları ‘patates kızartması bizim’ tartışmasıyla baş başa bırakıp, gelelim diğer meşhur yiyecekleri olan Waffle (Gaufre)’a…

Şehri gezerken karşımıza çıkan küçük bir dükkanda yiyelim dedik ama pek başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim zira daha önce çok daha iyilerini yemiştik. Aslında şehirde meşhur wafflecılar varmış ama waffle yemek hiç aklımızda olmadığı için “Nerede iyi yapılıyor, nerede yenir?” diye araştırmamıştık! Bizi patates ve waffle tıkadığı için başka bir şey yeme ihtiyacı duymadık ancak tavuk ya da balıkla yapılan Gent kökenli kremalı çorba (Waterzooi) ve stoofvlees denilen dana yahnisi de tavsiye edilen yiyeceklerden. Çikolata severleri de unutmayalım. “Çikolatasız bir dünya düşünemiyorum” diyenlerdenseniz eğer, Belçika çikolatalarının dünyaca ünlü olduğunu da biliyorsunuzdur mutlaka.

Yorum yap

Önceki Yazı

Sonraki Yazı

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...