
Bulgaristan’ın eski başkentlerinden Veliko Tarnovo; tarihe, kültüre ve doğaya ilgi duyanlar için popüler bir destinasyon
Arkadaşım Dr. Eda Acar ile katıldığımız Bükreş&Transilvanya Şatolar Turu’nun, Romanya bölümü Braşov ziyaretiyle bitti ama dönüş yolunda Bulgaristan’ın zengin tarihi ve doğasıyla göz dolduran eski başkentlerinden Veliko Tarnovo da seyahat programımızın içindeydi.
Aslında bu tura katılarak iki ülke görmüş yani bir taşla iki kuş vurmuş oluyorsunuz. Braşov ile Veliko Tarnovo arası yaklaşık 360 kilometre; yolculuk aşağı yukarı beş buçuk- altı saat sürüyor. Bu şehri ziyaret ederek hem ayaklarınızı hareket ettirmiş hem de yemek molası vermiş oluyorsunuz.
Daha önce gerçekleştirdiğimiz Bulgaristan seyahatlerimizde iki kez ziyaret etme şansına sahip olduğum Veliko Tarnovo; Bulgaristan’ın kuzey-orta kesiminde yer alan, II. Bulgar İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, tarihi ve kültürel zenginliğe sahip bir şehir. Bulgaristan için oldukça önemli bir yere sahip olan şehir, uluslararası ölçekte Sofya veya Plovdiv kadar bilinmese de ziyaret edenler, memnun ayrılıyor.
Turun müsaade ettiği zaman zarfında şehri tam manasıyla tanımak mümkün değil belki ama 2-3 günlük bir seyahat programıyla Osmanlı’dan izler taşıyan civar köyler de dahil görülmesi gereken önemli yerlerin tamamını keşfedebilirsiniz.
Gelin, gerek bu seyahatimde gerekse önceki seyahatlerimde keşfettiğim Veliko Tarnovo’yu birlikte gezelim.

VELİKO TARNOVO
Yantra Nehri’nin kıvrımları üzerinde Tsarevets, Trapezitsa ve Sveta Gora tepelerine kurulmuş olan şehir, 1187-1393 yılları arasında II. Bulgar İmparatorluğu’na başkentlik yaptığı için “Çarlar Şehri” olarak da anılıyor. 1393 yılında şehir Osmanlı’nın eline geçince, başkentlik devri sona ermiş ancak Osmanlı döneminde de önemli bir merkez olarak kalmış. “Veliko” yani büyük- yüce unvanını ise 1965 yılında almış. Şehrin önemini artıran bir başka durum ise “Bulgaristan’ın ilk anayasasının 1879 yılında Veliko Tarnovo’da onaylanması” dedikten sonra gezimize başlayalım.

Otobüsümüzün bizi şehir merkezinde indirdiği yerde, şehrin silüetini ve önemli yerlerini işaret eden relief harita (Kabartma şehir planı haritası) üzerinde rehberimiz şehri kısaca tanıtıp, bize serbest zaman veriyor.
Bu noktadan bir tabloyu andıran şehre baktığınızda; Yantra Nehri boyunca yemyeşil ağaçların arasında dizilmiş kırmızı kiremitli evleri, kiliselerin kubbelerini, kaleleri görebiliyorsunuz.

Ufukta görülen elleri havada devasa bronz bir heykel dikkatimi çekiyor. Şehrin neredeyse her yerinden görülebilen bu heykeli araştırdığımda; 1978 yılında Veliko Tarnovo Üniversitesi binasının önüne dikilen, heykeltıraş Boris Gondov ve mimar Dimitar Krastev’in eseri olan Aziz Patrik Euthymius Anıtı olduğunu öğreniyorum.

TSAREVETS KALESİ
Tam karşı tepede, yeşillikler içinde Tsarevets Kalesi’nin surları, Çar Sarayı, Patrikhane Kilisesi’nin silüeti yer alıyor. Orta Çağ’dan kalma kaleye çıkan yolun ana girişinde, Bulgar İmparatorluğu’nun resmi simgelerinden biri olan mermerden yapılmış heybetli bir aslan heykeli karşılıyor ziyaretçilerini. Heykelin pençeleri arasında, Bulgar devlet arması ve kraliyet gücünü simgeleyen bir sancak bulunuyor. Bu aslan kompozisyonu ile gücün yanı sıra egemenliğe, bağımsızlığa ve hükümdarın otoritesine vurgu yapılmış. Kalenin en yüksek noktasında yer alan patrikhane ise tüm heybetiyle şehrin her tarafından görülebilecek bir konumda ki hem dini hem siyasi gücün zirvede olduğunu sembolize ediyor.

1. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar Bulgar Ortodoks Kilisesi’nin merkezi olan patrikhane sadece bir dini merkez değil aynı zamanda Bulgar kimliğinin ve bağımsızlık mücadelesinin de anıtı olarak kabul ediliyor. Ne yazık ki zamanımız olmadığı için şehrin en güzel panoramik manzarasını sunan kaleye, çarlar sarayı ve patrikhaneye çıkmayı başka bir ziyarete bırakarak, birkaç kare fotoğraf alıp, şehrin merkezine doğru yürümeye başlıyoruz.

Sağlı sollu, çoğu 18. ve 19. yüzyıllarda inşa edilmiş otantik binalar; kafe, restoran ve geleneksel el ürünlerinin satıldığı dükkanlar şeklinde hizmet veriyor. Binalar seki seki birbirinin üzerinde yükseliyor. Merdivenlerle çıkılan ara sokakları ve mahalleleri keşfediyoruz. Yukarılara çıktıkça Yantra Nehri’nin pitoresk manzarasıyla gözlerimiz bayram ediyor. Tabii bir sürü fotoğraf çekmeyi de ihmal etmiyoruz. Şehrin her iki yanından nehrin kolları geçtiği için her adımda ayrı güzel bir manzarayla karşılaşıyoruz. Bu manzaraların arasında dikkati çeken bir anıt (Asenevtsi Anıtı) görüyoruz.

ASENEVTSİ (Asen Hanedanlığı) ANITI
Şehrin en önemli anıtlarından biri olan Asenevtsi anıtı, 1185-1280 yılları arasında II. Bulgar İmparatorluğu’nu kurup, yöneten Asen Hanedanı’na adanmış görkemli bir yapı. Ellerinde kılıç tutan dört atlı Bulgar hükümdarı ve ortada yükselen devasa bir kılıçla, Bulgaristan’ın bağımsızlık mücadelesini ve Orta Çağ ihtişamını anlatıyor. Anıtın mevcut olduğu tepenin her iki yanından nehrin kıvrımları geçtiği için buraya Stambolov Köprüsü’nden geçilerek varılıyor. Asenevtsi anıtının hemen arkasında yürüme mesafesinde ise Boris Denev Sanat Galerisi ve bir park yer alıyor.

BORİS DENEV SANAT GALERİSİ
İsmini Veliko Tarnovo’da doğan çok yönlü sanatçı Boris Denev’den alan galeri, şehirdeki önemli sergi alanlarından biri. Hem çağdaş Bulgar sanatçılarının eserleri hem de farklı dönemlere ait yaklaşık beş bin eserlik bir koleksiyona sahip olan galeri, çağdaş ve tarihi sanatı bir araya getirmesi bakımından önem arz ediyor.

TRAPEZİTSA KALESİ
Veliko Tarnovo’nun kuzeybatısında, Yantra Nehri’nin kıvrımları arasında yükselen bir tepe üzerinde yer alan kalede, ilk yerleşim izleri Tunç Çağı’na (M.Ö. 4200– 4000) kadar uzanıyor. Orta Çağ’da özellikle II. Bulgar İmparatorluğu döneminde (12.–14. yüzyıl) önemli bir savunma ve dini merkez olan kale, Tsarevets Kalesi’nin karşısındaki tepede yer alıyor. Dik yamaçlarla çevrili olduğu için doğal korunaklı olan kalenin içinde çok sayıda kilise kalıntısı bulunuyor.

SAMOVODSKA (CHARSHIA MARKET) PAZARI
Şehirde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de eski şehrin merkezinde, G.S. Rakovski Caddesi üzerinde yer alan Samovodska Pazarı. Pazar, 19. yüzyılın başlarında, sokak satıcıları ve gezgin zanaatkarların ürünlerini burada sergilemesiyle kurulmaya başlanmış. Daha sonra yerel zanaatkarlar ve tüccarların teşebbüsü ile kalıcı dükkanlar ve atölyeler yapılmış, zamanla ticaret ve el sanatları merkezi haline gelmiş. O günden bugüne, geleneksel ruhunu kaybetmeden, şehrin adeta geçmişe açılan bir penceresi olarak duruyor. Tarihi ve otantik bir alışveriş caddesi olan Samovodska’da geleneksel el sanatları atölyeleri, hanlar, küçük kafeler, fırın, butik gibi dükkanlar yer alıyor. Yürüyüş yapmak, kahve içmek, bir şeyler atıştırmak, zanaatkarların geleneksel yöntemlerle ürettikleri ürünleri izlemek; seramik, ahşap oymacılığı, resim, heykel ve tekstil gibi el yapımı hediyelik eşyalar almak için ideal bir cadde.

Veliko Tarnovo’yu gezerken, şehrin yerel kültürü, tarihi ve folklorik anlatılarını yaşatmak için yapılmış muhtelif cadde ve sokaklarında karşımıza çıkan ahşap heykellerle bu sokakta da sıkça karşılaştık ve eğlenceli fotoğraflar çekmeyi ihmal etmedik.
Samovodska Pazarı’nı dolaştıktan sonra, gruptaki herkes rehberimizin önerdiği en güzel manzaralı restoranlara giderken, ben şehri dolaşmaya devam etmeyi seçtim. Zira zaten zamanımız birkaç saatle sınırlıydı. Şehrin keyfini yemek yiyerek değil, hafızama yeni ve farklı manzaralar nakşederek çıkarmak istedim. Böylece şehrin, Yantra Nehri’nin ve anıtların her açıdan fotoğrafını çekmiş, yeni sokaklar, hediyelik eşya dükkanları, mural* tekniğiyle süslenmiş duvarlar keşfetmiş oldum.

Yeri gelmişken şehrin en önemli caddelerinden biri olan Gurko Caddesi’nden bahsedeyim.

GURKO CADDESİ
İsmini 1877’de Osmanlı- Rus Savaşı (93 Harbi) esnasında şehri Osmanlı’dan kurtaran General Joseph Gurko’dan alan cadde, tarihi öneminin yanı sıra muhteşem Yantra Nehri manzarası olan; ahşap veya ferforje balkonlu, kırmızı kiremitli birbirine yaslanmış evleriyle dikkat çekiyor. Şehrin hem silüeti hem de tarihi dokusunu yansıtan, mimari ve kültürel değeri olan bu evler, ressamlar ve yazarlar için ilham kaynağı olan, şehirdeki eski başkentin ruhunu yansıtan en iyi yer olarak kabul ediliyor.
DİNİ YAPILAR
Veliko Tarnovo, Bulgaristan’ın eski başkentlerinden biri olduğu için çok sayıda tarihi kilise ve manastıra ev sahipliği yapıyor. Her kilisenin kendine has bir hikayesi, mimarisi ve sembolizmi var. Önemli olanlardan bahsetmek gerekirse:

MERYEM ANA DOĞUŞ KATEDRALİ
Veliko Tarnovo’nun simgesi olan Meryem Ana Doğuş Katedrali, 1842 ve 1848 yılları arasında Kolyu Ficheto tarafından yapılmış, 1913’teki bir depremde yıkılmış ve 1934’te Dyado Grozyu isimli bir Bulgar usta tarafından yeniden inşa edilmiş. Malzemesi ince işlenmiş kumtaşı olan, yeşil kubbesi, dört sütunlu ve oval pencerelere sahip cephesi ile şehir siluetinde öne çıkan katedral, sadece manevi öneme sahip bir simge olmakla kalmayıp aynı zamanda Bulgar mimarisinin dayanıklılığının ve sanatının bir kanıtı olarak görülüyor. Binanın arka kısmından Tsarevets ve Trapezitsa tepelerinin en güzel manzaraları izlenebildiği için katedral, ziyaretçilerin şehirdeki en gözde duraklarından biri haline gelmiş. Şehirdeki diğer önemli dini mekanlara bakacak olursak:

Aziz Konstantin ve Elena Kilisesi (Church of St. Constantine and Helena): Eski şehirdeki en bilinen yapılardan biri. Eski şehrin merkezinde, Samovodska Çarşısı’na yakın olan kilise taş cephesi ve restore edilmiş kırmızı çatısıyla dikkat çekiyor.
Aziz Nikola Kilisesi (St. Nicholas Church): Eski şehirde yer alıyor, benzer taş işçiliği ve küçük bir avluya sahip.
Aziz Dimitri Kilisesi (St. Demetrius of Thessaloniki Church): Veliko Tarnovo’nun eski başkent döneminden kalma önemli bir kilise. Tsarevets Kalesi’ne daha yakın ama eski şehir sınırları içerisinde yer alıyor.
Aziz Petka Kilisesi (St. Petka Church): Daha küçük ama karakteristik taş mimarisiyle öne çıkan kilise eski şehrin güney kısmında kalıyor.

NE ZAMAN GİDİLİR?
Veliko Tarnovo’yu her mevsim ziyaret edebilirsiniz ancak en ideal zamanlar ilkbahar ve sonbahar diyebilirim. Kışlar genelde soğuk, yaz ayları ise sıcak ve aynı zamanda kalabalık oluyor. Ne zaman gidecekseniz gidin, dikkat etmeniz gereken konu; yürüyüşe uygun rahat ayakkabılar giymek. Zira şehrin sokakları genellikle taş döşeli, çok sayıda dik yokuş ve merdiven bulunuyor. Bir diğer konu ise gittiğiniz mevsime göre; soğuk ya da sıcak hava koşullarına uygun giysiler giymeniz. Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere; seyahatle kalın…
*Mural Sanatı: Bir duvara, tavana veya diğer kalıcı bir yüzeye doğrudan boyanmış veya uygulanmış, genellikle büyük ölçekli grafik sanat eseridir.













