Polonya’nın tarih kokan şehri: KRAKOW

Polonya’da, Vistula Nehri kıyısında yer alan Krakow şehri; Wawel Kalesi, eski şehri, tarihi Yahudi Mahallesi Kazimierz ve Avrupa’nın en eski üniversitelerinden biri olan Jagiellonian Üniversitesi ile keşfedilmeye değer, çok güzel bir şehir

Geçen sayıda, Baltık seyahati kapsamında ziyaret ettiğimiz Polonya’nın başkenti Varşova’yı anlatmıştım. Gezimiz kapsamında Krakow ve Wroclaw şehirlerini de keşfetme fırsatımız oldu. Vistula Nehri kıyısında yer alan; eski şehri, Wawel Kalesi, tarihi Yahudi Mahallesi Kazimierz ve Avrupa’nın en eski üniversitelerinden biri olan Jagiellonian Üniversitesi ile Krakow; Oder Nehri kıyısında kurulmuş, resmedilmeye değer eski şehri, köprüleri, yemyeşil parkları ve otoriter rejime karşı yapılan protestoların sembolü olarak şehrin her yerine yerleştirilmiş cüceleri ile Wroclaw, Polonya’nın keşfedilmeye değer iki güzel şehri. Bu sayıda sizlerle Krakow ziyaretimizden gördüklerimizi, aklımızda kalanları paylaşmak istiyorum.

KRAKOW
Tarihçilere göre Polonya’nın Vistül ve Oder nehirlerinin bulunduğu bölge, dünyadaki Slav ırkının anavatanı olarak kabul ediliyor ve Avrupa’nın diğer bölgelerine buradan dağıldığı kabul ediliyor. Varşova yazımda da belirttiğim gibi Polonya tarih boyunca Avrupa’da en çok işgal edilen ülke olmuş, çok acılar çekmiş ve bağımsızlığına ancak 1991 yılında kavuşmuş. Bunca acı sonrası küllerinden yeniden doğarak, bugün eğitimde ve turizmde dünya çapında tanınan bir ülke olmuş. Krakow ve Wroklaw şehirleri nispeten şanslı. II. Dünya Savaşı esnasında, Varşova gibi yerle bir edilmemiş. Hazırsanız, bu ay Krakow’u keşfediyoruz.
Polonya’nın en eski ve en güzel şehirlerinden biri olan Krakow, ülkenin güneyinde, Vistül Nehri kıyısında yer alıyor. Kökeni 7. yüzyıla kadar uzanan şehir; Orta Çağ mimarisi, zengin kültürel mirası ve yemyeşil parkları ile ülkenin en çok ziyaret edilen bölgelerinden biri. 1038–1596 yılları arasında Polonya Krallığı’nın başkentliğini yapmış, şehirde çıkan bir yangın nedeniyle başkent Varşova’ya taşınmış. Şehrin ismi, bir Polonya efsanesine göre Wawel Tepesi’ndeki bir mağarada yaşayan ejderhayı zekasıyla yenen ve halkı kurtaran kral Krakus’tan geliyor. Bu efsane, Krakow’un simgesel başlangıcı olarak kabul ediliyor. Krakow’a girerken, Vistül Nehri kenarında yer alan Wawel Tepesi’ndeki görkemli kale ve katedral karşılıyor sizi…

Wawel Kalesi ve Katedrali
14. yüzyılda inşa edilen ve yüzyıllar boyunca Polonya krallarının ikametgâhı olan kale gerek mimari yapısıyla gerekse tarihi ile Polonya tarihinde oldukça önemli bir yere sahip. Kale kompleksi içinde yer alan, ülkenin en kutsal yapılarından biri olarak kabul edilen Wawel Katedrali ise kaleden çok önce inşa edilmiş ve inşa süreci birkaç aşamada gerçekleşmiş. İlk olarak yaklaşık 1020 yılında Romanesk tarzda inşa edilen katedral, zaman içinde yangın vs. gibi sebepler yüzünden birkaç kez restore edilerek, 1364 yılında gotik tarzda tamamlanmış. Polonya krallarının taç giyme törenlerine, ulusal kahramanların mezarlarına ev sahipliği yapan Katedralin; Sigismund Şapeli’nde Rönesans mimarisi, 17. yüzyılda iç bölümünde yapılan dekorasyonda ve sunaklarda Barok mimarisi kullanılınca; bu mimari çeşitlilik, katedrali sadece dini değil aynı zamanda sanatsal ve kültürel bir hazine haline getirmiş.

Barbakan (Barbakan Krakowski)
Şehrin en önemli Orta Çağ yapılarından biri ise Barbakan. Bu etkileyici yapı, şehrin tarihi savunma sisteminin bir parçası olarak 15. yüzyılda inşa edilmiş. Şehrin Florianska Caddesi’nin başında, eski şehrin kuzey girişini dış saldırılara karşı korumak için inşa edilmiş olan Barbakan, Avrupa’daki en iyi korunmuş Orta Çağ savunma sistemlerinden biri. Gotik mimari tarzda, kırmızı tuğla ile inşa edilen kalın duvarlı, yedi kuleli yuvarlak yapı, bir zamanlar suyla dolu olan altı metre derinliğinde bir hendekle çevrili. Günümüzde Tarih Müzesi’nin bir parçası olarak kültür ve sanat aktivitelerine hizmet veren yapının, iç avlusu gezilebiliyor.

Aziz Florian Kapısı
Barbakan’ın hemen yanında, Aziz Florian Kapısı’ndan kule tarzı bir geçit ile Florianska Caddesi’ne geçiliyor. Bu caddeyi takip ettiğinizde eski şehrin meydanına (Rynek Glowny/Ana Meydan) çıkıyorsunuz. Aziz Florian Kapısı, 14. yüzyılda gotik tarzda inşa edilmiş, Krakow’un tarihi surlarının bir parçası ve ana giriş kapısı. Krallar, elçiler, dini liderler şehre bu kapıdan girerlermiş. Dolayısıyla Kraliyet Yolu’nun başlangıcı olarak kabul ediliyor. Kapının üstünde bir gözlem kulesi ve Aziz Florian’ın kabartması bulunuyor. Günümüzde şehrin en turistik noktalarından biri olan kapının ve geçidin etrafında sokak sanatçıları, müzisyenler ve geleneksel el sanatları satan satıcılar bulunuyor. Kapıdan Florianska Caddesi’ne adım attığınızda, adeta bir zaman yolculuğuna çıkmış gibi hissediyorsunuz.

FlorIanska Caddesi
Her iki tarafında gotik, rönesans ve barok mimarileriyle inşa edilmiş muhteşem binaların olduğu bu tarihi cadde, şehrin en canlı ve haraketli caddesi. Bu tarihi binalarda kafeler, butik oteller, sanat galerileri ve hediyelik eşya dükkanları hizmet veriyor. Aslında birkaç saat geçirilebilecek bir cadde ama bizim zamanımız kısıtlı olduğu için eski şehrin ana meydanına doğru yürüyoruz. 300-350 metre sonra Lehçe Ana Meydan Demek olan “Rynek Glowny”ye varıyoruz.


Ana Meydan (Rynek Glowny)
Avrupa’nın en büyük Orta Çağ şehir meydanlarından biri olan Rynek Glowny’ye, Krakow’un kalbi diyebiliriz. Krakow’da görülmesi gereken önemli yapıların ve anıtların birçoğu meydanın çevresinde yer alıyor. 200×200 metre boyutlarında, 4 hektarlık devasa meydan 13. yüzyılda tasarlanmış. Geçmişte halk, kraliyet alaylarını bu meydanda karşılarmış. Eski şehrin tam merkezinde yer alan meydanın etrafı tarihi binalar, müzeler, katedraller, kafeler, restoranlar, turistleri bekleyen faytonlar ile çevrili. Meydan yıl boyunca festivaller, konserler ve Noel Pazarları ile hep canlı ve hareketliymiş. Rynek Glowny’deki önemli yapılarından bahsetmeye meydanın ortasındaki anıttan başlayayım.

Adam Mickiewicz Anıtı
Bu anıt, Polonya’nın bağımsızlık mücadelesine düşünsel anlamda önemli katkılar sunan ulusal şairleri Adam Mickiewicz’nin doğumunun yüzüncü yılı anısına, heykeltraş Rygier tarafından tasarlanmış. 1898’de inşa edilen anıt, II. Dünya Savaşı esnasında Naziler tarafından yıkılmış ancak 1955 yılında orijinal parçalarıyla yeniden inşa edilmiş. Anıt, şehir halkının buluşma noktası ve ulusal gurur simgesi olarak görülüyor. Mickiewicz Anıtının hemen arkasında 13. yüzyıldan kalma önemli bir ticaret binası bulunuyor.

Kumaş Pazarı
Yapıldığı dönem itibariyle dünyanın en eski ticaret merkezlerinden biri diyebileceğimiz kumaş pazarı, şehrin ikonik yapılarından biri. İsmini burada satılan tekstil ürünlerinden alan kumaş pazarı, başlangıçta bir açık hava pazarıymış. 14. yüzyılda gotik tarzda kapalı pazar inşa edilmiş, 16. yüzyılda ise Rönesans tarzında restorasyon geçirerek bugünkü halini almış.

Yüzyıllarca tüccarların buluşma noktası olan iki katlı binanın kemerli alt katında günümüzde geleneksel el sanatları ve hediyelik eşyalar satan dükkanlar, üst katında ise Polonya Ulusal Müzesi’ne ait sanat galerisi bulunuyor.

Belediye Sarayı Saat Kulesi
Meydanın simgesel yapılarından biri ise saat kulesi… 14. yüzyıldan 19. yüzyılın başlarına kadar şehrin idari merkezi, Polonya’nın en eski belediye yönetim merkezlerinden biri olan, meydandaki görkemli belediye binasıymış ancak meydanı ferahlatmak için -biz de tersi yapılır- bina yıkılmış sadece kulesi kalmış. Şehrin gotik mimari mirasının önemli bir parçası olan siyah çatılı kulenin üst kısmında bir saat bulunuyor ve günümüzde Krakow Tarih Müzesi’nin bir parçası olarak hizmet veriyor. Kulenin önünde bronzdan yapılmış yere yatık şekilde konumlandırılmış devasa bir kafa heykeli var.

Bağlı Eros Heykeli
“Bağlı Eros” isimli bu heykel 1999’da Polonyalı sanatçı Igor Mitoraj tarafından yapılmış, meydandaki çağdaş sanatın örneklerinden biri. Yunan mitolojisinde aşk tanrısı Eros’u ağzı kapalı ve gözleri bağlı tasvir eden sanatçının aşkın körlüğünü veya özgürlüğün kısıtlanması karşısında insanlığın acizliğini yorumladığı söyleniyor. Heykel başta beğenilmemiş ama daha sonra şehir sakinlerinin buluşma noktalarından biri olmuş.

Azize Meryem Bazilikası
Meydandaki ikonik yapılardan biri de Azize Meryem Bazilikası… Polonya’nın en önemli gotik kiliselerinden biri olan St. Mary Bazilikası ilk olarak 13. yüzyılda inşa ediliyor; 14. yüzyılda ise bugünkü halini alıyor. İki farklı yükseklikte kuleye sahip olan kilisenin 69 metre yüksekliğindeki güney kulesi, çan kulesi olarak hizmet veriyor. 80 metrelik kuzey kulesinde ise saat başı trompetle çalınan ve yarıda kesilen bir ezgi duyuluyor. ‘Azize Meryem Trompet Çağrısı’ isimli bu ezgi, bir efsaneye dayanıyor. 13. yüzyılda, bir Tatar saldırısı uyarısını verirken, okla vurularak uyarısı yarım kalan trompetçiyi anmak için ezgi yarıda kesiliyor. Kısacası St. Mary Bazilikası, sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda Polonya’nın tarihini, sanatını ve ruhunu yansıtan bir simge durumunda.

Grunwald Anıtı
Grunwald Anıtı, şehrin Matejko Meydanı’nda yer alan ve Polonya tarihinin en büyük zaferlerinden biri olan, 1410’da yapılan Grundwald Savaşı’nın 500. yıldönümünü anmak için inşa edilen 24 metre yüksekliğinde etkileyici bir anıt. Polonya’nın direniş ruhunu, tarihi hafızasını ve ulusal gururunu simgeleyen anıt, 1939’da Naziler tarafından yıkılmış fakat 1976’da orijinal haline uygun olarak yeniden inşa edilmiş.

Planty Parkı
Polonya yemyeşil coğrafyası ile de dikkat çekiyor. Her şehirde olduğu gibi Krakow’da da birçok yeşil alan ve park bulunuyor. Bu parkların en bilineni, 21 hektarlık alana ve 4 km uzunluğa sahip olan Planty Park. Krakow’un en büyük parklarından biri olan park, Wawel Kalesi’nin altından başlayıp şehri koruyan surların olduğu yere kadar uzanıyor ve eski şehri çevreliyor. Dinlenmek, yürüyüş yapmak, koşmak, bisiklete binmek için çok ideal olan park heykelleri, çeşmeleri ve güvercinleri ile de dikkati çekiyor.

JagIellonIan Üniversitesi
Krakow, akademik ve kültürel açıdan Polonya’nın en zengin şehirlerinden biri. 14. yüzyıldan itibaren şehir, bilim ve sanatın merkezi haline gelmiş ve Rönesans döneminde de bilim insanları ve sanatçılar için cazibesini kaybetmiş. Şehirde, 1364 yılında Avrupa’nın en eski ve en prestijli üniversitelerinden biri olan Jagiellonian Üniversitesi kurulmuş. Kopernik, Papa II. Jean Paul ve Nobel ödüllü şair Szymborska gibi önemli şahsiyetler, bu üniversitede eğitim almış. Dünyada kesintisiz faaliyet gösteren en eski üniversitelerden biri olan Jagiellonian Üniversitesi, bilimsel araştırmalarıyla da Avrupa’da ön plana çıkıyor. Uluslararası öğrencilere kapılarını açan üniversite, Erasmus ve çift diploma programları ile küresel iş birliği sunuyor. Yeri gelmişken yazayım Krakow’da 24 üniversite var ve şehrin nüfusunun yüzde yirmi beşinden fazlasının öğrenci olduğu söyleniyor.

Wieliczka Tuz Madeni,
Krakow’u anlatmayı, Wieliczka Tuz Madeni ve bir insanlık ayıbı olan toplama kamplarının en büyüğü olan “Auschwitz-Birkenau Toplama Kampı”ndan bitireceğim. Krakow şehir merkezine 45-50 dakikalık mesafede olan Wieliczka Tuz Madeni, dünyanın en eski tuz madenlerinden biri.

13. yüzyıldan beri aktif olarak tuz üretimi yapılan, toplam derinliği 327 metre olan madendeki tünellerin uzunluğu ise yaklaşık 300 kilometre civarında. 3- 3.5 kilometrelik bölümü ziyaretçilere açık olan maden, aynı zamanda tuzdan yapılmış heykeller, şamdanlar, dini figürler, duvar rölyefleri ile adeta bir sanat galerisi ve yeraltı müzesi gibi. Rehber eşliğinde yaklaşık iki saatte gezilen maden dini törenler, konser ve balo gibi etkinlikler için de kullanılıyor. Tarih, doğa ve sanatın yerin altında buluştuğu büyüleyici bir destinasyon olan Wieliczka Tuz Madeni’ni mutlaka ziyaret etmelisiniz ancak dar alan fobisi olanlar biraz düşünsün. İnerken merdivenlerden iniliyor ancak çıkarken çok dar bir asansör kullanılıyor.

 

Auschwitz-Birkenau Toplama Kampı
II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından kullanılan “Auschwitz ve Birkenau” kampları şehir merkezinden 60 kilometre uzaklıktaki Osviecim kasabasında. Günümüzde anıt ve müze olarak kullanılan ve tüyler ürperten bu mekanı, toplama kamplarına gönderilen insanlara yapılan sistematik işkenceleri, gaz odalarını, krematoryumları, elektrikli dikenli telleri, giriş kapısında yazan “Çalışma insanı özgürleştirir” yazısını, insanların istif şeklinde yattıkları barakaları ve birçok insanlık dışı hikayeleri kitaplardan, filmlerden ve belgesellerden biliyordum. Gözlerimle görmenin bir manası var mıydı? Çok düşündüm ve gerçeklerden kaçmak yerine yüzleşmek daha ağır bastı. Şu anda söyleyebileceğim sadece şu: Toplama kamplarına yollanan yaklaşık 1,3 milyon ‘İNSAN’ın çoluk çocuk demeden 1,1 milyonu işkencelerle öldürülmüş, doktorlar üzerlerinde deneyler yapmış. 1945’te kamplar kurtarıldığında, sadece 7 bin kişi sağmış ve çoğu ciddi derecede hastaymış. Kamptaki bir tabelada “Alman milletini Polonyalılardan, Ruslardan, Yahudilerden ve Çingenelerden kurtarmalıyız” yazıyor. Soykırımdan da öte vahim bir durum değil mi? Kampı gezerken gördüğüm her şey savaşların insanları nasıl canavarlaştırdığını bir kez daha hatırlattı!
***
Krakow’u layığı ile gezmek isterseniz 3-4 gün kadar zaman ayırmanızda fayda var. Biz turla gittiğimizden dolayı ulaşım ve müzeler için bilet almakla uğraşmadık, bireysel gidecekseniz eğer internetten biletlerinizi almanızı tavsiye ederim zira çok kuyruk oluyor.

 

 

 

Yorum yap

Önceki Yazı

Sonraki Yazı

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...