‘Feraye’nin izinde Elif Tan

Eğitim14 saat önce

İlimizde sigortacılık sektöründeki başarılı çalışmalarıyla tanınan Elif Tan, zengin hayal dünyasını ve benzersiz anlatım yeteneğini, ilk kitabı Feraye ile okurların beğenisine sundu. Elif Tan için Feraye; atlarla kurduğu bağın, insan ilişkilerine dair gözlemlerinin ve içinde uzun zamandır taşıdığı bazı duyguların birleştiği nokta

Hayat bazen birbirinden çok uzak görünen yolları, hiç umulmadık bir noktada birleştiriyor. Aynı Elif Tan’ın hikâyesinde olduğu gibi… Tan’ın hayatında dergicilikle gelişen gözlem yeteneği, sigortacılıkla çoğalan insan hikâyeleri ve atlarla kurduğu sessiz bağ, yıllar sonra aynı yerde; ilk kitabı olan Feraye’nin satırlarında kesişti.
Dergicilikle uğraştığı dönemde pek çok kişinin dünyasına kelimelerle dokunan; daha sonra sigortacılık sektöründeki başarısıyla da adından söz ettiren Elif Tan, şimdi de kendi karakterlerinin sesini takip ederek yazdığı Feraye isimli ilk romanıyla ses getirdi.
Bu ay sayfalarımıza ‘yazar’ kimliğiyle konuk olan Elif Hanım ile yazarlık serüvenini, hayatında önemli bir yere sahip olan atların kalemine nasıl dokunduğunu ve okuruna “Kendi hayatımın ne kadarını gerçekten ben seçiyorum?” sorusunu bırakan Feraye’yi konuştuk.

Dergicilik, sigortacılık, binicilik ve şimdi yazarlık… İlk bakışta birbirinden oldukça farklı görünen bu yolların hepsinde ortak bir ‘Elif’ var mı? Kendinizi bugün nasıl tanımlıyorsunuz?
Aslında hepsinin merkezinde aynı Elif var. Hayatım boyunca insanları, hikâyeleri ve duyguları gözlemlemeyi sevdim. Dergicilik bana insanları dinlemeyi ve onların hikâyelerine dokunmayı öğretti. Sigortacılık farklı hayatlarla, farklı insanlarla karşılaşmamı sağladı. Binicilik ise sabrı, dengeyi ve sözcük kullanmadan iletişim kurmayı öğretti. Yazarlık, bütün bunların tek bir yerde birleştiği alan oldu. Bugün kendimi tek bir meslekle tanımlamıyorum. Kendimi hâlâ öğrenen, gözlemleyen ve anlatmak isteyen biri olarak görüyorum. Ama ilk kez kendime rahatlıkla “yazarım” diyebildiğimi söyleyebilirim.

Bir dönem dergiciliğin içinde yer aldınız. Başkalarının hikâyelerini anlatırken bir gün kendi hikâyenizi, kendi karakterlerinizi anlatacağınızı düşünüyor muydunuz?
Hayır, açıkçası bunu o zamanlar bu kadar net düşünmüyordum… Ama geriye dönüp baktığımda, o yıllarda farkında olmadan bunun hazırlığını yapmış olduğumu görüyorum. Dergicilik bana insanları sadece söyledikleriyle değil, söylemedikleriyle de gözlemlemeyi öğretti. Bir insanın ses tonu, bakışı, cümlesinin yarım kalması bile bazen çok şey anlatıyor. O dönemde başka insanların hikâyelerini dinlerken ilişkileri, davranışları ve hayatın küçük ayrıntılarını biriktirmişim. Şimdi yazarken bu gözlemlerden yararlanıyorum. Bir karakteri sadece ne söylediğiyle değil, neyi neden söylemediğiyle de anlamaya çalışıyorum.

GÜÇLÜ VE ŞİİRSEL
Gelelim Feraye’ye… Bu kitabın ilk kıvılcımı neydi? Kalemi, elinize hangi duyguyla aldınız?
Feraye benim için tek bir olaydan doğmadı. Bir duygu, bir dünya ve yıllar içinde biriken gözlemlerin bir araya gelmesiyle oluştu. Atlarla kurduğum bağın, insan ilişkilerine dair gözlemlerimin ve içimde uzun zamandır taşıdığım bazı duyguların birleştiği bir noktada Feraye ortaya çıktı. Sonra karakter kendi dünyasını kurmaya başladı, ben de onun peşinden gittim.

Neden “Feraye”? Bu ismin sizin için özel bir anlamı ya da hikâyesi var mı?
Feraye isminin kendisinde çok güçlü ve şiirsel bir taraf olduğunu düşünüyorum. İsmi duyduğunuz anda bile bir karakter hissi veriyor. Benim için de kitabın dünyasına çok yakıştı. Zamanla Feraye sadece karakterin kimliğiyle bütünleşmedi, kitabın adı olarak ortaya çıktı.

Feraye’yi yazmaya başladığınızda hikâyenin nereye varacağını biliyor muydunuz yoksa karakterler sizi kendi yollarına mı götürdü?
Başlangıçta bazı şeyleri biliyordum ama hikâyenin tamamını bilmiyordum hatta bazı karakterler ve sahneler beni şaşırttı. Bir noktadan sonra yazarın karakterlere müdahale etmekten çok onları dinlemesi gerektiğine inanıyorum. Feraye de bana zaman zaman “Ben böyle yapacağım” dedi.

FERAYE’Yİ ANLAMAYA ÇALIŞTIM
Kitapta, sizi şaşırtan bir karakter ya da sahne oldu mu? “Bunu yazacağımı ben bile bilmiyordum” dediğiniz bir yer mesela…
Oldu. Hatta bazı sahnelerde karakterlerin benden daha cesur davrandığını hissettim. Başlangıçta planlamadığım bazı duyguların ve ilişkilerin hikâyenin içinde kendiliğinden geliştiği anlar yaşadım… Ve bence yazmanın en güzel taraflarından biri de bu. Bazen yazar hikâyeyi yazarken aslında hikâye de yazarı değiştiriyor.

Sizin Feraye ile ilişkiniz nasıl? Onu ne kadar seviyor, ne kadar kızıyor, ne kadar anlıyorsunuz?
Ona karşı çok güçlü bir bağım var. Feraye’yi çok sevdiğim doğru ama zaman zaman ona kızdığım da oldu çünkü yazarken sadece güçlü taraflarını değil, hatalarını ve çelişkilerini de görmek zorundaydım. Yine de sanırım en çok onu anlamaya çalıştım çünkü bir karakteri gerçekten yazabilmek için önce onu yargılamadan anlamanız gerekiyor.

Feraye’de sizden parçalar var mı? Okuyanların “Bu kesin Elif’in yaşadığı bir şey” dediği ama aslında tamamen kurgu olan bölümler oldu mu?
Elbette benden parçalar var ama Feraye benim biyografim değil. Bir yazarın yazdığı karaktere kendinden bir şeyler bırakmaması mümkün mü bilmiyorum. Bazen okurlar bir sahneyi çok gerçek bulup “Bunu mutlaka yaşamışsın” diyebiliyor. Oysa tamamen kurgu olan bir sahne bile yazarın duygularından doğduğu için gerçekmiş gibi hissedilebiliyor.

Feraye’yi tek bir cümleyle değil de tek bir duyguyla anlatmanızı istesem, hangi duygu olurdu?
Arayış. Çünkü Feraye’nin yolculuğunda sadece bir yere ulaşmak değil, kendini bulmak ve kim olduğunu anlamak da var.

KARAKTERLER GERÇEK GİBİ
”Bir gün kitap yazacağım” demekle, gerçekten bir kitabın son cümlesine noktayı koymak arasında çok uzun bir yol var. Sizin için bu yolun en zor kısmı neydi?
En zor kısmı kitabı bitirmekti çünkü yazmak kadar bırakmayı da öğrenmeniz lazım. Bir noktadan sonra artık metne sürekli müdahale etmek yerine “Tamam, artık bu hikâye benden çıktı” diyebilmeniz gerekiyor… Ama bana bu süreçte yaşadığım en güçlü duyguyu sorarsan; “kitabın basılı hâlini elime aldığım andı” derim. Kısa bir süre öncesine kadar bilgisayarımın ekranında duran ve sadece benim bildiğim cümlelerin artık başka insanların ellerinde olduğunu görmek çok farklı bir şey.

Kitabın son cümlesini yazdığınız anı hatırlıyor musunuz? O anda ne hissettiniz?
Çok garip bir histi. Bir yandan büyük bir rahatlama, bir yandan da boşluk… Uzun süre hayatınızın içinde yaşayan karakterlerin artık size ait olmadığını hissediyorsunuz. Feraye’yi yazarken onunla çok uzun zaman geçirdim ve son noktayı koyduğumda bir anlamda ondan ayrılmış gibi oldum. İsimlendirilmesi zor duygulardı, hüznü biraz daha ağır bastı.

Kitap yayımlandıktan sonra okurlardan gelen hangi yorum sizi en çok etkiledi?
Bir okurun, Feraye’yi okuduktan sonra “Acaba Feraye şimdi ne yapıyordur?” diye sorması benim için farklı bir yorum oldu. Kitabın okunması elbette çok kıymetli ama okurun hikâyeyi hissetmesi bambaşka bir şey. Aslına bakarsanız, hiç tanımadığım birinin Feraye’yi okuyup benimle onun hakkında konuşması da benim için çok etkileyici bir durum ve hâlâ çok şaşırtıcı geliyor. Siz aylarca, yıllarca yalnız başınıza bir dünya kuruyorsunuz. Sonra hiç tanımadığınız biri o dünyanın içine giriyor ve size oradan bahsediyor. Bir yazar için bundan daha güzel bir şey olabilir mi bilmiyorum.

ATLARIN ETKİSİ BÜYÜK
Yazarlık yolculuğunuz devam ediyor mu? Feraye’den sonra yeni bir kitap daha gelecek mi?
Evet yazmaya devam ediyorum. Eğer koşullarımızda ve değerli hocamın takviminde bir değişiklik olmazsa, ekim ayında ilk yüz sayfasını tamamladığım ikinci kitabım için yeniden Nermin Hanım ile çalışmaya başlayacağız. Üçüncü kitabım, Feraye’nin devamı olacak. Dördüncü romanımın da omurgasını tamamladım. Henüz ona isim koyduğum bir noktada değilim ama bazı karakterler ve hikaye zihnimde hazır.

Sizi tanıyanların bildiği bir başka yönünüz de atlara olan tutkunuz ve binicilik. Atlarla kurduğunuz bağ nasıl başladı?
Küçük yaşlardan beri atlara karşı büyük bir sevgi besliyorum ve uzun yıllar binicilik sporuyla uğraştım. Atlarla bağım zaman içinde daha da derinleşti. Onların dünyasında çok farklı bir iletişim biçimi var. Size güvenmeleri, sizi hissetmeleri ve sizin de onları hissetmeniz gerekiyor. Benim için binicilik hiçbir zaman sadece bir spor olmadı. Hayata bakışımı da etkileyen bir deneyim oldu.

Atlarla kurulan iletişim çok fazla kelime gerektirmiyor ama yazarlık tamamen kelimeler üzerine kurulu. Bu iki dünyanın sizde buluştuğu bir yer var mı?
Atlar bana kelimelerin yetmediği yerlerde duyguyu okumayı öğretti. Yazarlıkta da bazen bir karakterin söylediğinden çok, söylemediği şey önemlidir. İkisi de dikkat, sabır ve sezgi istiyor. Binicilik insana sabrı, dengeyi ve karşısındakini hissetmeyi öğretir. Bir ata istediğiniz şeyi zorla yaptıramazsınız; önce onunla bir bağ kurmanız gerekir. Kitaptaki karakterlerde de biraz böyle olduğunu düşünüyorum. Feraye’de atların ve biniciliğin çok önemli bir yeri var. Atları hikâyenin dekoru olarak değil, karakterimin dünyasına ait bir parça olarak işledim.

KENDİ SESİNİZDEN KORMAYIN
Feraye bugün karşınızda oturuyor olsaydı ona sormak istediğiniz ilk soru ne olurdu?
“Bütün bunları yeniden yaşasaydın yine aynı kararları verir miydin?” diye sorardım çünkü Feraye’nin bazı kararları beni zorladı ama onun yolculuğu tam da o kararlarla anlam kazandı.

Okurun, Feraye’yi bitirdikten sonra kitabı kapatıp birkaç saniye düşünmesini isteseniz, aklında hangi duygunun ya da sorunun kalmasını isterdiniz?
“Kendi hayatımın ne kadarını gerçekten ben seçiyorum?” sorusunu düşünmesini isterdim. Çünkü bazen hayatımızı yaşarken seçimlerimizin ne kadarının bize, ne kadarının partnerimize ait olduğunu sorgulamıyoruz. Özellikle kadın okurların, Feraye’nin “kendi sesinizden korkmayın” dediğini duymalarını isterdim.

İlk kitabınızı yayımladıktan sonra kendinize artık rahatlıkla “Ben bir yazarım” diyebiliyor musunuz?
Bunu söyleyebilmem biraz zaman aldı çünkü yıllarca yazmak isteyen biriyken bir anda kitabınız elinize geliyor ve insanlar size “yazar” diye hitap etmeye başlıyor. Şimdi daha rahat söylüyorum: Evet, ben bir yazarım. Ama bunun benim için bir unvandan çok, hayatımın bundan sonraki kısmında taşıyacağım bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.

“AYNI ELİF DEĞİLİM”
İkinci kitap için masaya oturduğunuzda ilk kitaptaki Elif’ten farklı bir yazar mı olacaksınız?
Kesinlikle… Çünkü ilk kitabı yazan Elif ile bugün kitabını yayımlamış olan Elif aynı kişi değil. Feraye’yi yazarken geçirdiğim süreçte öğrendiklerimi, ikinci kitapta çok daha bilinçli kullanacağımı düşünüyorum. En önemlisi de ilk kitabın başarısını ya da beklentisini ikinci kitabın üzerine yüklemek istemiyorum.

Yıllar önce dergicilik yapan Elif’e bugünden gidip “Bir gün kendi kitabınla bir derginin kapağında yer alacaksın” deseydiniz, sizce size inanır mıydı?
Kapak kısmını bilmem ama kitap kısmına inanırdı. Çünkü roman yazmak benim en büyük hayalimdi.

Son olarak… Okurlar, Feraye’yi hangi noktalardan temin edebilirler?
Feraye, D&R mağazalarında satışta. Bunun yanı sıra okurlarımız kitaba Amazon, İdefix, tıkla24.de, bkmkitap, Trendyol, Hepsiburada, Kaymak Kitapevi, İllakitap, Pandora ve İkinci Adam Dükkan’dan ulaşabilirler.

Nermin Bezmen dokunuşu…
Yazarlık yolculuğunuzda Nermin Bezmen gibi Türk edebiyatının önemli bir ismiyle çalışma fırsatı buldunuz…

Nermin Hanım, en sevdiğim yazarlardan biridir. Yaklaşık beş yıl önce kendisinden roman yazma teknikleriyle ilgili eğitmenlik desteği aldım. Ancak o dönem, sigortacılık sektöründeki yoğun çalışma hayatım ve annelik sorumluluklarım nedeniyle bir roman çalışmasına gerektiği kadar zaman ayıramadım. Kızım üniversiteye başladıktan sonra ise hayatımda yeni bir dönem açıldı. Gecelerimi tamamen yazmaya ayırmaya başladım. Yaklaşık altı ay boyunca günde yedi-sekiz saat yazarak çalıştım. Bu yoğun sürecin sonunda Feraye ortaya çıktı ve yeniden Nermin Hanım’ın kapısını çaldım. Bu kez elimde üzerinde ciddi biçimde çalıştığım bir roman vardı. Feraye’nin gelişim sürecini yaklaşık bir yıl boyunca Nermin Hanım’ın mentörlüğünde sürdürdük. Bu benim için yalnızca bir romanı geliştirme süreci değildi; aynı zamanda yazarlığı öğrenme, metne dışarıdan bakabilme ve eleştiriyi doğru değerlendirme yolculuğuydu.

Nermin Bezmen Feraye’yi ilk okuduğunda size ne söyledi? İlk değerlendirmesinden aklınızda kalan bir cümle var mı?

İlk değerlendirmelerinde benim için önemli olan şey, metnin içinde bir potansiyel görmesiydi. Bir yazar için yazdığı metnin başka bir yazar tarafından ciddiye alınması çok değerli. Söylediklerinin içinde özellikle metnin duygusunu koruyarak daha da derinleştirmem gerektiği fikri benim için önemli oldu. Nermin Hanım ile sohbet ederken, metnin sadece güzel cümlelerden oluşmadığını daha iyi anladım. Karakterin motivasyonu, sahnenin ritmi, anlatımın dengesi ve okurun duygusal yolculuğu çok önemli. Yani bir cümlenin güzel olması yetmiyor; o cümlenin hikâyenin bütününe de hizmet etmesi gerekiyor.

Birlikte çalışırken size verdiği ve bugün hâlâ yazarken aklınızdan çıkarmadığınız en önemli öğüt ne oldu?
Sevgili hocam bilgi aktarımında o kadar cömert ki birbirinden kıymetli her öğüdü satırlarıma ilmek ilmek işlendi.

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...