Balkanların Paris’i Bükreş

Müzeyyen Topçu TanGezi2 hafta önce

Geçmişin izleri ile modern yaşamın harmanlandığı; Romanya’nın ticaret, medya, kültür ve sanat merkezi olan; Doğu Avrupa ve Balkanlar’ın küçük Paris’i, başkent Bükreş’i keşfediyoruz.

Eşim Ömer Tan ile Romanya’ya daha önce çeşitli vesilelerle gitmiştik ama son yılların gözde turu ‘Transilvanya Şatolar Turu’na hiç katılmamıştık. İlgimi çeken bu seyahat için geçtiğimiz aylarda planlar yapmaya başladım ancak bu planlar eşimin çalışma hayatına uymadığı için bu tura arkadaşım Dr. Eda Acar ile katılmaya karar verdik ve İstanbul’dan kalkan otobüsle Romanya Transilvanya maceramız başladı. Dolu dolu geçen bu seyahatimiz tek bir yazıya sığmayacağı için sizlere iki ya da üç bölümde anlatacağım. İlk ziyaret ettiğimiz ve konakladığımız şehir Bükreş olduğu için anlatmaya başkentten başlıyorum; Keyifli okumalar…

Eğer gümrüklerde bekleme olmazsa, İstanbul’dan Bükreş’e otobüsle seyahat yaklaşık 8-9 saat sürüyor. Akşam 20.00’de İstanbul Kadıköy’den başlayan yolculuk tüm gece devam ediyor. Kapıkule’den Bulgaristan’a giriş yapıp; sabaha karşı Bulgaristan’ın Rusçuk (Ruse) şehrinden, Tuna Nehri üzerinde bulunan köprüyü geçerek Romanya Yergöğü (Giurgiu) sınır kapısına ulaşıyorsunuz.

DOSTLUK KÖPRÜSÜ
Romanya ve Bulgaristan arasındaki önemli geçiş noktalarından biri olan, kara ve demiryolu taşımacılığına hizmet veren köprü; 1952 – 1954 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin desteğiyle inşa edilmiş. 2.223 metre uzunluğunda olan çelik köprü; Sovyetler Birliği ile Bulgaristan ve Romanya arasındaki dostluğu simgelemek amacıyla “Dostluk Köprüsü” olarak isimlendirilmiş ve günümüzde “Tuna Köprüsü” diye de anılıyor. Köprüyü geçtikten sonra Romanya tarafında taş kolonlardan oluşan iki devasa yapı karşınıza çıkıyor. Yıkılmış olan tarihi bir köprünün ayakları olduğunu düşündüğüm bu kolonlar; sosyalist dönemde yapılan altyapı projelerinde sıkça görülen, yapının önemini vurgulamak için kullanılan sembolik yapılarmış. Taş sütunların birinde yapım başlangıç tarihi olan 1952, diğerinde bitim tarihi olan 1954 yazıyor.

 

Yergöğü sınır kapısından sonra yaklaşık bir buçuk saat yol alıp Balkanlar’ın ve Doğu Avrupa’nın en gelişmiş şehirlerinden biri olan Bükreş’e varıyoruz; işletmecisi Türk olan ve Romanya’da Türk mutfağını tanıtmakta öncülerden biri olan Dristor Restoran’da kahvaltı için mola veriyoruz. Dristor Kebap ve Döner, 1999 yılında küçük bir kebapçı dükkanı olarak hizmet vermeye başlayıp, günümüzde 12 şubesiyle Romanya’da gıda sektöründe bir numara olmayı başarmış. Yabancı bir ülkede Türk girişimcilerinin başarılı olduğunu görmek, damak tadına uygun yiyecekler bulmak, güzel. Kahvaltımızın ardından “Doğunun ve Balkanlar’ın Paris’i” olarak anılan Romanya’nın başkenti Bükreş’i keşfe başlıyoruz.

BÜKREŞ
İlk durağımız olan Dimitrie Gusti Ulusal Köy Müzesi’ne giderken, şehri panoramik olarak görüyoruz ve rehberimiz şehri tanıtıyor. Bükreş; Romanya Ovası’nın ortasında, Tuna Nehri’nin bir kolu olan Dimboviçe’nin kıyısında kurulmuş ve 1862’de Romanya’nın başkenti ilan edilmiş. Ülkenin ticaret, medya, kültür ve sanat merkezi olan şehir, 19. yüzyılın sonlarında (Romanya Krallığı döneminde), Avrupa’nın modernleşme rüzgarına kapılmış. Fransız mimarisinden etkilenerek inşa edilen Art Nouveau ve Neoklasik yapıları, geniş bulvarları, heykellerle süslenmiş meydanlarıyla Paris’i andıran bir şehre dönüşmüş. Moda, sanat ve edebiyat alanlarında da Fransız etkisi artmaya başlayınca, Avrupalı gezginler Bükreş’i “Doğunun Paris’i” veya “Küçük Paris” olarak anmaya başlamış. Şehir zamanla sosyalist mimarinin binalarıyla ‘Küçük Paris’ kimliğinden uzaklaşmış.

Bununla beraber, günümüzde eski şehrin merkezinde, II. Dünya Savaşı esnasında ve depremler nedeniyle ağır hasar gören tarihi binaların restore edilmesi, ekonomik ve kültürel yaşamın canlanması sebebiyle bu unvanını yeniden kazanmaya başlamış. Yeri gelmişken söyleyeyim: Avrupa’nın en hızlı büyüyen yüksek teknoloji şehirlerinden biri olan Bükreş’in, 2050 yılına kadar Avrupa’nın en zengin şehri olacağı tahmin ediliyor.

GÖRKEMLİ BİNALAR
Şehirde yürüyerek de dolaşacağız ama otobüs güzergahında gördüğümüz Art Nouveau cepheleriyle süslü görkemli binaları, heykelleri ve anıtları fırsat bulmuşken fotoğraflamayı da ihmal etmiyoruz.

 

   

Objektifimize takılan o kadar çok kare var ki seçmekte zorlanıyorum ama birkaçından bahsedecek olursam: Romanya’nın ulusal simgesi kabul edilen, Paris’teki Zafer Takı’nın kopyası olan Zafer Takı, savaşta ölen pilotların anısına dikilmiş olan Havayolu Kahramanları Anıtı, örneğine pek rastlanmayan Sağlık Çalışanları Anıtı, Özgür Basın Evi ve önündeki parkta bulunan Kanatlar Anıtı -ki devrim öncesi bu anıtın yerinde dev Lenin Heykeli bulunuyormuş, devrim sonrası yıkılmış- ve Ulusal Opera Binası’nı sayabilirim. Eklektik bir mimariye sahip olan Bükreş’te görkemli tarihi yapılardan tutun da ultra modern gökdelenlere, prefabrik apartman bloklarına kadar her tür yapıyı görebiliyorsunuz. Bizde de örnekleri olan hasar gören tarihi binaların birkaç katını muhafaza edip, diğer katlarını yeni nesil camlı gökdelenlerle devam etmeleri göze hoş gözükmüyor ama maalesef Bükreş’te de örnekleri var.

DIMITRIE GUSTI ULUSAL KÖY MÜZESİ
Neyse ki içinde göl ihtiva eden, dinlenilebilecek geniş parklar ve en önemlisi çok sayıda kültürel mekan da var. Bunlardan biri Herăstrău Parkı içinde, Colentina Nehri’nin oluşturduğu Herăstrău Gölü kıyısında yer alan, Ulusal Köy Müzesi. Burası, ülkenin köy yaşamını ve kültürel mirasını korumak amacıyla 1936 yılında, sosyolog ve etnograf Dimitrie Gusti tarafından açık hava formatında düzenlenen bir etnografya müzesi.

Herăstrău, şimdiki adıyla King Michael I Parkı içinde yer alan müze; bir kısmı Romanya’nın farklı bölgelerinden temelden sökülerek getirilen, bir kısmı aslına uygun olarak yeniden inşa edilen 300’den fazla geleneksel yapıyı içeriyor. Köy evleri, ahırlar, kiliseler, değirmenler ve diğer kırsal yapıların sergilendiği açık hava müzesinde, binaların içleri de dönemin mobilyaları, el sanatları ve günlük yaşamda kullanılan eşyalarla döşenmiş. Müzeyi gezmek için rehberin verdiği serbest zaman bittikten sonra Rumen Athenaeum’una gitmek üzere toplandık.

RUMEN ATHENAEUM
1888’de, Neoklasik tarzda inşa edilen bina, şehrin en ikonik yapılarından biri. Victoriei Caddesi üzerindeki George Enescu Meydanı’nda bulunan bina, George Enescu Filarmoni Orkestrası’nın da merkezi olan bir konser salonu. Romanya’nın en prestijli kültürel yapılarından biri olan binanın dışı kadar içi de o kadar görkemli ki hayran olmamak elde değil.

 

 

Ateneum ziyareti bitince yan sokaktaki, eklerleri ile meşhur küçük bir dükkanda kahve molası verdik ve tekrar yürümeye devam ettik. Zira görülmesi gereken önemli bina ve anıtların çoğu yürüme mesafesinde.

LIPSCANI
Bükreş’in en eski yerleşim bölgesindeki, Osmanlı ve Orta Avrupa etkilerini taşıyan mimarisiyle dikkat çeken Old Town ya da yerel adıyla Lipscani’ye uğruyoruz. Hediyelik eşya dükkanları, kafe ve restoranların yoğun olduğu bölge araç trafiğine kapalı ve şehrin en hareketli yeri. Stavropoleos Manastırı ve Osmanlı döneminde han olarak yapılmış, günümüzde restoran olarak hizmet veren Hanul lui Manuc gibi önemli yapılar bu bölgede.

Alışveriş ve fotoğraf faslından sonra yürümeye devam ediyoruz ve karşımıza yine ikonik bir yapı çıkıyor. Carol Üniversitesi Vakfı tarafından kurulmuş olan bu yapı, Merkez Üniversite Kütüphanesi. 1989 devriminde ağır hasar görmüş ancak sonrasında restore edilerek günümüzdeki görünümüne kavuşmuş. Binanın önünde şehrin simgelerinden biri olan, Romanya’nın ilk kralı I. Carol’un bronzdan yapılmış atlı heykeli bulunuyor.

Yolun hemen karşısında da Romanya Krallığı döneminde kraliyet ailesinin resmi ikametgahı olan, günümüzde Romanya Ulusal Sanat Müzesi olarak hizmet veren Kraliyet Sarayı var. Bu binaların yanı sıra çevresinde birçok önemli devlet binası, kültürel yapı ve anıtla çevrili olan meydana “Devrim Meydanı” deniliyor.

DEVRİM MEYDANI
Sadece çevresindeki mimarisiyle değil, tarihi ve Romanya’nın demokrasiye geçiş sürecindeki sembolik rolüyle de büyük bir öneme sahip olan meydan, 1989’daki Romanya Devrimi’nin merkezi.

Çavuşesku, Komünist Parti binası (günümüzde İçişleri Bakanlığı)’nın balkonunda konuşma yaparken halk ayaklanma başlatır ve Çavuşesku kaçmak zorunda kalır. Sonrası malum, eşiyle birlikte idam edilir. Meydanda bulunan ve çubuğa batırılmış bir patatese benzetilen Rönesans Anıtı ise 1989 Devrimi’nde hayatını kaybedenleri anmak için dikilen modern bir anıt. Yine meydanda, Romanya’nın önemli siyasi figürlerini onurlandıran Iuliu Maniu ve Corneliu Coposu Anıtları bulunuyor.

Ayrıca 18. yüzyıldan kalma Kretzulescu Kilisesi, meydanın tarihi dokusunu tamamlayan önemli bir dini yapı. Meydanda fotoğraflarımızı çektikten sonra Calea Victoriei Caddesi (Zafer Yolu) üzerinde yürümeye devam ediyoruz. Hedefimiz, Odeon tiyatro binasının hemen önünde konumlanan Atatürk büstünü ziyaret etmek.

BÜKREŞ’TE ATATÜRK BÜSTÜ
Başka bir ülkenin başkentinde, cumhuriyetimizin kurucusu, ulu önderimiz Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün büstü ve sözleriyle karşılaşmak anlatılamayacak kadar gurur ve onur verici. Büstün kaidesinde “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK / Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu” ve Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” özlü sözü Türkçe ve Rumence olarak yazılı. Atamızın barışa, bilime ve insanlığa yaptığı katkıların dünya çapında kabul gördüğünün bir göstergesi olan ve Türkiye ile Romanya arasındaki dostluğu temsil eden bu çok anlamlı anıtı gördükten; Atamıza bir kez daha minnet ve şükran duyduktan sonra otelimize gidiyoruz.

BÜKREŞ PARLAMENTO SARAYI
Ertesi gün Transilvanya Bölgesi’ni ziyaret ediyoruz ki bundan bir sonraki yazımda bahsedeceğim. Üçüncü gün durağımız ise Bükreş’te ziyaret edilmesi gereken önemli yerlerden biri olan Parlamento Sarayı. Dünyanın en büyük, en ağır ve en pahalı yapılardan biri olan Parlamento Sarayı, şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. Neoklasik tarzda inşa edilen sarayın yapımına 1984 yılında Çavuşesku’nun emriyle başlanmış. Şehirdeki tüm binalardan daha yüksek olması için seçilen tepede bulunan tarihi şehrin büyük bir kısmı yıkılmış, binlerce insan yerinden edilmiş. 1989’da devrim olduğunda bina henüz tamamlanmamış ama yapımda kullanılacak malzemelerin tamamı depoda olduğu ve yıkımı yapımından daha masraflı olacağı için binanın yapımı tamamlanmış. Romanya Parlamentosu’na ve çeşitli müzelere ev sahipliği yapan devasa binanın bir bölümü gruplara ziyarete açık. Şehirde birkaç gün kalacaksanız iki saat kadar süren ziyareti gerçekleştirebilirsiniz. Parlamento Sarayı’nın tam karşısında şehrin en büyük meydanlarından biri olan Anayasa Meydanı yer alıyor.

ANAYASA MEYDANI
Bükreş’te konserlerin ve geçit törenlerinin düzenlendiği önemli meydanlardan biri olan Anayasa Meydanı’nın etrafında, Neoklasik ve sosyalist dönem mimarisi karışımı yüksek binalar ve süs havuzları dikkati çekiyor.

Özellikle Noel zamanı çok süslü ve hareketli olan meydan, etkinliklerin olmadığı zamanlarda ruhsuz ve kasvetli görünüyor. Meydanda fotoğraflarımızı aldıktan sonra Braşov şehrine doğru hareket ediyoruz.
Braşov ve Transilvanya Bölgesi ziyaretlerimizin ayrıntılarıyla bir sonraki ay görüşmek üzere…

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...