23-02-2024 14:17

Serdar Biroğul yazdı: Niçin?

   2 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 14/03/2023
Doç. Dr. Serdar Biroğul, sorgulayan ve doğrulara ulaşmak isteyen insanları yazdığı ‘Niçin?’ isimli kitapla cesaretlendirmek istediğini söylüyor
.stripslashes($urun->baslik).

İzmit’te doğup büyüyen, şimdilerde Düzce Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde doçent olarak görev yapan Serdar Biroğul, ilk kitabı ‘Niçin?’ ile karşınızda. Serdar Bey ile ‘Niçin?’i niçin yazdığını konuştuk, özet olarak “Çünkü bir hikayeyi tam anlamıyla bitirmenin yolu onu başkasıyla paylaşmaktır” yanıtını aldık.

Tilki Yayınları’ndan çıkan ‘Niçin?’i, D&R’larda bulabilir, internetten satın alabilirsiniz. Şimdiden keyifli okumalar…

Kendinizi tanıtır mısınız?

İzmit doğumluyum, Düzce Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde doçent olarak görev yapıyorum. Uzmanlık alanım, yapay zeka ve algoritma tasarımları. Biz akademisyenler, kendimizi akademik çalışmalara gömmüş durumdayız, her şeye akademik gözle bakmaya çalışırken, gerçek dış dünyaya odaklanmayı unutuyoruz. Meslek hayatımın 20. yılını geride bırakırken, kafamı kaldırıp gerçekliğe baktığımda ‘akademik dünyadan ziyade topluma da bazı bildiklerimi anlatmalıyım’ diye düşündüm. Ve şu an size de hediye ettiğim “Niçin” isimli kitabı yazmaya karar verdim.

 

Kitabınızın tanıtımına geçmeden önce kitap okumaya ve yazmaya dair düşüncelerinizi öğrenmek isterim.

Ben olaya ‘bizim toplumumuz okumayı sevmiyor’ noktasından bakmayacağım. Dünya geneline bakarsak, kitap okuma ve yazma hızla azalıyor. İnsanlar artık dijital içerikler üretip, tüketme noktasındalar. Ancak dijital içerik üretimi hızlı olduğu gibi hızla da kaybolup gidiyor, Google bilgi çöplüğünün içindeki yerini alıyor. İnsan, dokunarak hissettiği gerçekliğin beynindeki kalıcılığını da perçinlemiş oluyor aslında. Dolayısıyla kitaplarda anlatılanların kalıcılığı, elinize alıp okumaktan geçiyor. Ben de çok fazla dijital kitap ve içerik okudum ancak elime alıp okuduğum kitaplar kadar kalıcı olmadı. Kitap yazma konusuna gelirsek; her insanın başkalarına anlatacak hikayeleri olduğuna inanıyorum. Bir insan bilgisini, yaşanmışlıklarını, öğretilerini, sosyal çevresindeki insan sayısı kadar kişiye aktarabilir. Ama eğer kitap yazma imkanı olsa ve yazsa, kendisini tanımayan ancak fikir birliği oluşturabilecek on binlerce kişiye ulaşabilir. Her insanın bir hikayesi vardır ve o hikayeyi bitirmenin yolu onu başkasıyla paylaşmaktır. Tabii bu konu hakkında çok konuşabiliriz malum zamanımız da dergide bize ayrılan kısım da sınırlı :)

Kitap yazmaya ne zaman karar verdiniz ve ne kadar süre içerisinde yazdınız?

Kitap yazmak için yılların birikimi, düşüncelerin belli bir olgunluğa erişmesi ve sağlam düşünce yapısının oluşması gerekir diye düşünüyorum. Bu kitabın içindeki öz bilgiler, öğretiler ve sorgulamalar en az 20 yıllık birikimin sonucu. Birbirlerinden kopuk olan noktaları bir senaryo dahilinde bağlayarak, bir bütünü oluşturan yapı taşlarına dönüştürmek kaldı geriye. Bu senaryoyu sağlam temel üzerine oturttuktan sonra yapılacak tek şey bilgisayarı açıp, yazmaktı. Yani kitabın içindeki bilgiler 20 yıllık ancak yazımı 6 ay sürdü diyebiliriz.

 

Kitabınızın ismi ‘Niçin’, bu ismi koymanızdaki amaç neydi?

İnsan sorgulayarak varlığını temellendiren, aklındaki soruların cevaplarını bularak kendini geliştiren bir varlıktır. Sorgulayan beyin öğrenir, sorgulayan beyin öğretir, anlar, anlamlandırır, değer yaratır. Bunların ilk adımı ‘Niçin?’ sorusuyla başlar. İlk adımdır Niçin. İnsanlar ‘Niçin’lerini cevaplamaya çalışırsa, bilgi düzleminde aydınlanmaya, içinde olduğu karanlığa karşı ışığını yakmaya başlar. Toplumsal olarak sorgulayan ve doğrulara ulaşmak isteyen insanları bu ‘Niçin?’ler için cesaretlendirmek gerekir.

Kitabınızın konusunu büyüsü bozulmadan biraz anlatır mısınız?

Kitap, ana karakterin rüyasında ölmüş olan babasının kendisine “Uyan! Niçin varsın?” diye seslenmesi, bu cümleyi sürekli duyması üzerine başlıyor. ‘Niçin?’ aslında, insanın niçin yaratıldığının cevabını bulmaya çalışan ana karakterin hayatının bir kesitini anlatıyor. Burada tabii ki ana karakter, arayışının ilk adımında adının gerçek anlamının ne olduğu idrak etmekle başlıyor. Karakterimizin adını burada söylemiyorum çünkü saygıdeğer okuyucuların merakını söndürmek istemem. Hikayemiz, karakterimizin geçmiş, şimdi ve geleceğin dünyasındaki sorgulamaları, dünyanın mevcut zamandaki durumu üzerine kurgulanıyor. Bu arayış; ülkemizin ve dünyanın bazı yerlerine gidişi, orada niçin bulunması gerektiğinin cevaplarını da içeriyor. Geçmişine kesitler açarak, anne ve babasının aslında kim olduğunu öğreniyor. Geleceğin dünyasındaki toplum ve insan hayatlarına dokunuluyor. Geleceğin artık vazgeçilmez parçası olan yapay zeka, distopik bir dünya kurgusu üzerinden anlatılırken, Kapadokya’nın aslında ne kadar önemli bir yer olduğunun da analizi yapılıyor. Kitabın ikinci yarısından sonra ise insanın varoluş nedeni ve varlıksal temeli üzerine felsefik ve sosyolojik değerlendirmelerin yapıldığı anlar başlıyor. Karakter, bu sorgulamaları insan olup olmadığını daha doğrusu kim olduğunu bilmediği bir varlıkla karşılaşmasında ortaya koyup, kendi iç dünyasında cevapları oluşturmaya başlıyor.

Bu kitapta aslında yapmak istediğim şey içinde çok fazla öğretinin, bilginin, öz değerlendirmelerin, sorgulamaların bulunmasını sağlamak. Bu sorgulamaların cevabını ise her okuyucu kendi dünyasında, kendi düşünceleri neticesinde oluşturacak. Yani şuna inanıyorum ki kitap, okuyan kişinin neyi aradığına ve bilgi birikimine göre genişleyecek.

 

Bu kadar ağır değerlendirmeleri yapmak için 150 sayfa az değil mi? Bir çok nokta anlaşılmayı bekleyecek şekilde cevapsız kalmıyor mu?

Aslında çok güzel bir noktaya değindiniz. Maalesef toplum olarak kitap okuma noktasında sıkıntılıyız. Bir de anlatılmak istenenleri 250-350 sayfada anlatacak olsanız, insanların kitap okuma istekleri iyice sönecektir. Toplumu gözleme imkanım olduğu için bu noktada verilmek istenen bilgileri ve öğretileri en az sayfada ve birbirleriyle bağlayıcılık oluşturacak şekilde vermem gerektiğini bir kez daha gördüm. Beni zorlayan noktalarda birisi de okuyucuyu sıkmadan, olaylar kurgusunu unutmadan, hemen 7 günde bitecek bir şekilde yazma amacıydı. Biz akademisyenler bir şeyi anlatmak istediğimizde çok fazla yazabilir, konuşabiliriz ancak bu da konunun odak noktasının kaybedilmesine neden olabilir. İşte bu kitabı yazarken akademisyen kimliğimi bir kenara bırakıp, bazı önemli sorgulamaları en kısa anlatımla ortaya koymaya çalıştım. Akademik kimliğimin bir yansımasını tabii ki kitaba da koymayı unutmadım. Akademik bir inceleme yazısının her kesimden okuyucuyu sıkmadan bir romana entegre edilmesi de hem benim açımdan hem de kitap açısından ilginç bir yaklaşım oldu. Hadi burada kitaba dair bir ipucu vereyim. Okuyucular ‘Yapay Zeka, Dataizm ve Distopik Gelecek Korkusu’ konusunda akademik bir inceleme yazısını da heyecanla ve merakla okuyacak. Umarım okurlarım hem fazla zaman harcamış olmaz hem de üzerine saatlerce konuşulması gereken noktaları bir kez daha fark edip kendi içlerinde ve çevrelerinde konuşmaya başlar.

Bu süreçte teşekkür etmek istediğiniz kişiler var mı?

Hani bir söz vardır “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır”diye, ben de bu sözü “Her kitabın arkasında bir kadın vardır” olarak güncellemek istiyorum. Bu noktada eşim Hülya’ya çok teşekkür ederim. Ayrıca beni ben yapan annem Nezihe, babam İbrahim ve kardeşim Sertaç Biroğul’a da çok teşekkür ederim. Sizin aracılığınızla teşekkürlerimi iletmek beni çok mutlu etti.

 

Bu zevkli anlatımınız için teşekkür ederiz? Son bir şeyler söylemek ister misiniz?

Artık uyanmalıyız, asıl olana uyanmalı, uyandırmalı, düşünmeli, düşündürmeli ve düştüğümüz yerden yeniden aslımıza doğru hareket etmeliyiz. Hepsi için ilk adım çok basit; cümlelere “Niçin?” diyerek başlamak yeterli olacaktır.

NASIL ARANDI: #serdar biroğul # kitap # yazar # d&r # kocaeli # tilki yayınları

4 ay önce - Mehmet Emre Öztürk

“Biz akademisyenler”, “akademik çalışmalar”, “akademik gözle”, “akademik dünyadan ziyade”, “akademisyen kimliğimi”, “Akademik kimliğimin bir yansıması”, “Akademik bir inceleme” yahu ne Akademi’ymiş dilinizden düşürmemişsiniz, sonuçta ortaya çıkan da çoğunluğun kolayına oynayan sığlıkta 150 sayfa olmuş. “Ben olaya ‘bizim toplumumuz okumayı sevmiyor’ noktasından bakmayacağım” ama böyle bakmama ragmen bizim toplum okumaz ondan mütevellit 150 sf. yazdım, çelişkiler, çelişkiler..

7 ay önce - Ahmet Sayar

150 sayfa yazdım çünkü insanlar kitap okumuyorlar söylemi ne kadar sığ ve yakışıksız olmuş. Hele bu bir akademisyene hiç yakışmamış. İnsan kitap sayfasının azlığını böyle bir gerekçe ile örtbas etmeye çalışır mı yahu?! Açıkça gücün kapasitem buna yetti de!!!

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.