Ruhu olan mekânlar için: Rof Mimarlık

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 08/09/2021
Mimar ve içmimar anne-oğul, ruhu olan mekânlar tasarlamak için güçlerini birleştirdi. Dr. Mimar/İçmimar Filiz Ertürk ve içmimar Babür Ege Ertürk tarafından kurulan ROF Mimarlık kapılarını açtı
.stripslashes($urun->baslik).

RÖPORTAJ: ZEYNEP AKAR

FOTOĞRAFLAR: İSMAİL HAKKI TİMUÇİN

 

İlimizin alanında en tecrübeli isimlerinden Dr. Mimar/İçmimar Filiz Ertürk ile içmimar olan oğlu Babür Ege Ertürk, güçlerini birleştirdi; ruhu olan mekânlar tasarlamak üzere ROF Mimarlık’ı kurdu. Filiz Ertürk’ün bilgi ve tecrübesini, Babür Ege Ertürk’ün tasarım yeteneği ve yenilikçi bakış açısıyla buluşturan ROF Mimarlık; kimlik sahibi, fark yaratan, insanların içinde iyi hissedeceği mekânlar tasarlamak amacıyla yola çıktı. Sektöre oldukça hızlı bir giriş yapan markanın kuruluş hikâyesini ve hedeflerini başarılı anne-oğuldan dinledik.

Filiz Hanım, sohbetimize sizi tanıyarak başlamak istiyorum…

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden 1992 yılında mezun oldum. Yüksek lisansımı Kocaeli Üniversitesi’nde iç mimari üzerine yaptım. İlk olarak İstanbul’da çalıştıktan sonra İzmit’e dönerek bir süre özel sektörde görev yaptım. Ardından belediyecilik serüvenim başladı. Saraybahçe Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’ne bağlı etüt proje bölümünde başlayan belediyecilik hayatım; etüt proje şefliği, fen işleri müdür yardımcılığı, fen işleri müdürlüğü, imar müdürlüğü ve nihayet 2006 yılından itibaren başkan yardımcılığı görevleriyle devam etti.

Sanırım bu süreçte Saraybahçe Belediyesi’nin kapanmasıyla İzmit Belediyesi’ne geçtiniz…

Evet, belde belediyelerin kapanmasıyla İzmit Belediyesi 5 belediyenin bir arada olduğu yepyeni bir organizasyona dönüştü. O dönem İzmit Belediyesi’nde çok ciddi bir dönüşüm sürecini birlikte yaşadık.

Belediye bünyesinde hangi projelerde yer aldınız?

Belsa Plaza’nın iç tasarımını komple yaptım ve inşaat sürecini yönettim. Saat Kulesi ve çevresinin yeniden düzenlenmesi, kapalı pazar alanları, mahalle konakları; daha geriye gidersek Kapanönü, Yemeniciler Çarşısı, Gar Binası karşısı duvar rölyefleri, Elektronik Kent Müzesi ve Fethiye Caddesi’nin yapımı benim dönemimde gerçekleşen projelerdi.  Belediyecilik süreci bana çok büyük bir tecrübe kazandırdı. Hem dışarıda yapma imkânı bulamayacağım sayısız projeyi tasarladım hem de işin kontrol sürecini üstlendim. 2014 yılına kadar mesleğimle alakalı çeşitli alanlarda başkan yardımcılığı görevimi sürdürdüm.

Sonra?

Sonra, bu süreci sonlandırarak Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne geçtim ve öğretim görevlisi olarak çeşitli dersler verdim. Orada da hem akademik hayatı tanıma şansım oldu hem de mimarlık bölümünde doktora yapma imkânı doğdu. Doktora sürecinde uzun zamandır araştırmayı hedeflediğim ‘Yer ve Yerin Ruhu’nu anlamaya yönelik bir sentez önerisi geliştirdim. Tabii, bu sırada çocuklarım da büyüdü. Oğlum Ege, içmimar oldu; kızım Simay ise şehir planlama üzerine eğitim aldı. Benim de emeklilik dönemim gelmişti. Resmi görevlerimi bırakarak, yola çocuklarımla devam etmeye karar verdim.

SEKTÖRE GÜÇLÜ GİRDİM

Ege Bey, sizi de tanıyabilir miyiz?

Beykent Üniversitesi iç mimarlık bölümünden 2018 yılında mezun oldum. Okul bittikten sonra hiç zaman kaybetmeden askerliğimi de yaparak İzmit’e döndüm. Mesleğimle ilgili tecrübe kazanmak için özel sektörde çalışmayı; kenti tanıyıp Kocaeli’nin vizyonuna uygun projeler üretmeyi planlıyordum. Pek çok firmayla ilgili incelemeler yaptım ama bizim bakış açımıza yakın tasarım yaklaşımlarına maalesef rastlayamadım. Bunun üzerine kendi ofisimi açmaya karar verdim ve ROF Mimarlık’ın temelleri böylece atıldı. Annemin de bana katılmasıyla sektöre çok daha güçlü bir giriş yapmış oldum. Bunun yanı sıra Kocaeli İçmimarlar Odası’ndaki yönetim kurulu üyeliğim de devam ediyor.

İçmimarlığı seçmenizde ailenizin etkisi oldu mu?

Bir yönlendirmeleri olmadı. Bununla beraber, sanırım genlerimin de etkisiyle küçüklüğümden beri sanata ve tasarıma karşı hem ilgim hem yeteneğim vardı. Özgürce kendi işimi yapmak en büyük hayalimdi. Genç bir içmimar olarak benim yenilikçi vizyonum ve teknolojiyi kullanmadaki başarım ile annemin bilgi ve tecrübesini birleştirerek kurduğumuz ROF Mimarlık, hayallerimi gerçekleştirmek için attığım ilk adım oldu.

RUHU OLAN MEKÂNLAR

Filiz Hanım, biraz önce doktora sürecinizi anlatırken ‘yerin ruhu’ kavramından bahsetmiştiniz. Biraz açar mısınız?

 Yerin ruhu, bir mekânın yere dönüşmesi sürecinde içerisinde biriktirdiği enerjiyi ifade ediyor. ‘Mekân’ dediğimiz şey, aslında geometrik soyut bir kavram. Biz mekânları anlamlandırıp bir şeylerle ilişkilendirdikçe; bulunduğu coğrafyaya, iklime yaklaştırdıkça; içinde yaşayanlara hitap eder hale getirdikçe orası bir ‘yer’e dönüşüyor. Yer kavramı aynı zamanda kimlik kavramını da içinde barındırıyor. ‘Kimlik’ dediğimiz şey, her birimizi diğerimizden ayıran özelliklerdir ve mekânlar için de aynı şey geçerlidir. Ben doktora tezimde, bir mekânın ruhunu oluşturan bileşenlerin listesini çıkardım. Bunlardan biri de bellek yani yaşanmışlıklardır. İşte biz de ROF Mimarlık’ta, projelerimizi bu yaklaşımdan hareket ederek hayata geçiriyoruz. Ruhu olan, insanların içinde kendilerini iyi hissedeceği anlamlı mekânlar tasarlıyoruz.

Ege Bey, mesleki olarak anneniz ve kız kardeşinizle aynı noktada buluştuğunuz ya da ters düştüğünüz noktalar nelerdir?

Aslına bakarsanız üçümüz de farklı ölçeklerde mekân tasarımcısıyız. Annem mimari projelerde yapı ölçeğinde ve mekan organizasyonu alanlarında; ben ise iç mekan, mobilya ve aydınlatma tasarımlarında uzmanlıklarımızı sergiliyoruz. Kardeşim Simay da kentsel mekanların planlanması, yönetimi ve tasarımı üzerine eğitimini tamamladı. Şimdi ise stratejik plan ölçeğinde çalışmak üzere, bölge planlama alanında yüksek lisansa başladı.

Bence bundan daha iyi bir organizasyon olamaz. Genel olarak hepimiz aynı bakış açısına sahibiz ama fikirlerimizin çarpıştığı noktalar da olmuyor değil. Örneğin ben lineer çizgilere ve minimalizme, annem ise organik tasarımlara yakındır. Şunu da hemen belirteyim, bu farklı bakış açıları aynı zamanda mesleki açıdan birbirimizi en çok beslediğimiz noktalar.

İYİ BİR İKİLİ OLDUK

Filiz Hanım, aynı soruyu size de yöneltmek istiyorum.

Ben tarz olarak, geçmişten kopmadan geleceğe bakan tasarımları seviyorum çünkü hocalarımızın da dediği gibi bizler bulunduğumuz dönemin elçileriyiz. Bugün yaptığımız tasarımlar, gelecek nesillere yaşadığımız dönemle ilgili izler bırakacak. Bizler bir anlamda bellek taşıyıcılarıyız. Ege ile bakış açılarımız farklı olsa da bir sistem kurduk ve aramızda bir iş bölümü yaptık. Çalışmaktan enerji doğduğuna inanıyorum. Anlaşmazlığa düştüğümüzde, ikimiz de o konu üzerinde tekrar düşünüyoruz. Her şeyi baştan değerlendiriyor, benim tecrübelerim ve Ege’nin yenilikçi bakış açısıyla mutlaka ortak noktada buluşuyoruz. Birbirimizin boşluklarını dolduruyor ve bu farklılıkları zenginliğe çeviriyoruz. İyi bir ikili olduk.

Ege Bey, ROF Mimarlık’ın ofis tasarımı size aitmiş… 

Çeşitli tarzlarda çalışıyorum ama favorim, modern, minimal ve endüstriyel tasarımlar. Sade ve zamansız materyaller kullanmayı seviyorum. Doğal taş ve ahşap, tasarımlarımda en çok kullandığım materyaller. Ofisimizi tasarlarken de kendi çizgimden fazla ayrılmadım. 40 metrekarelik bu ofiste hem şık bir tasarım hem de fonksiyonel bir çalışma alanı yaratmayı hedefledik. Duvarlarda kullandığımız siyah renk işimize duyduğumuz ciddiyeti, ahşap materyaller ise doğadan aldığımız ilhamı temsil ediyor.  Tüm ünitelerin modüler olmasına dikkat ettim. Ofisin bir karakter kazanması ve bizi daha iyi yansıtması açısından ailemiz için değerli obje ve mobilyaları, özel tasarım aksesuarlarla birlikte kullandım. Ofisimizi tasarlarken çıkış noktamız ise Finlandiyalı ünlü mimar Eero Saarinen’in ikonik tasarımı, kırmızı ‘womb chair’ oldu. İlk üretimlerden biri olan bu koltuk, manevi olarak da ailemiz için oldukça önemli. Duvarda gördüğünüz çizimler de anneme ait. Annem, dünyanın en ünlü yapılarının mimari eskizlerini çizerek ofisin tasarımına büyük katkıda bulundu. Böylece tüm bunlar bir araya geldiğinde ofisin kendine ait bir ruhu oluştu.

‘ROF’ neyi ifade ediyor? Markanızı nasıl seçtiniz?

ROF isminin açılımı ‘Resolution of Future’ yani ‘Geleceğin Çözümü’. Biz, ROF Mimarlık olarak hem yapı ölçeğinde hem iç mekân ölçeğinde hem de kentsel ölçekte mekânlar tasarlıyor ve uyguluyoruz. Amacımız ileride yaşam alanlarına dönüşerek yer duygusunu hissettirecek mekânlar tasarlamak. ROF Mimarlık, bulunduğu doğal ve yapılı çevreyle uyum içinde, kullanıcısına fonksiyonel yaşam alanı sunabilen, estetik olarak beklentileri karşılayan, tasarlandığı dönemin teknolojik durumunu tasarım kriterlerine taşıyan ve gelecek nesillere bulunduğu zaman dilimi hakkında bilgi veren, algılanabilir ve bellekte imgelenebilir, dolayısıyla yer olmaya aday mekânlar tasarlamayı hedefliyor. Bu bakış açısı altında konuttan restorana, ofisten kurumsal mekanlara kadar çok çeşitli alanlarda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Filiz Hanım, biraz da ROF Mimarlık’taki işleyişten bahsetmek istiyorum. Nasıl bir çalışma sisteminiz var?

Bizim çalışmalarımızda her şey uzun uzun konuşmakla başlıyor. Mekânını tasarlayacağımız kullanıcının yaşam tarzı, iş hayatı, zevkleri, alışkanlıkları, sosyal yaşamı nasıldır ayrıntısıyla öğreniyoruz. İkinci adım, mekânın bulunduğu ortamın doğayla ilişkisini anlamak. İç tasarım yapacaksak; mekânın nasıl ışık aldığından pencereden görünen yeşile, etrafındaki diğer yapılardan bölgenin hava koşullarına kadar her detayı değerlendiriyoruz. Kullanıcı, kullanılan ortam, bulunduğu ortam ve bizim onlara katacağımız estetik boyutlar… Tasarımımızı bütün bunları göz önünde bulundurarak yapıyoruz. Ardından da işin teknolojik ayağına geliyoruz. Burada işi tamamen Ege’ye bırakıyorum.

Ege Bey, tasarım şekillendikten sonra kişi dijital ortamda mekânının bitmiş halini bire bir görebiliyor mu?

Evet. Tasarım aşaması bittikten sonra mekânı projelendirmeye başlıyoruz. Projeyi, kullandığım programlarla üç boyutlu hale getirerek mekânın son halini müşterimize birkaç alternatifli olarak sunuyorum. Proje onaylandıktan sonra -ki bugüne kadar memnun olmayan ya da herhangi bir konuda uzlaşamadığımız kullanıcımız olmadı- uygulamaya geçiyoruz. 

Uygulama aşaması ne kadar zaman alıyor?

Süre, mekâna ve metrekareye göre değişiyor. Önce mekândaki yapısal değişiklikler gerçekleşiyor. Kırılacak veya yeniden örülecek duvarlar, tesisat değişiklikleri, döşeme ve boya gibi işlemler yapılıyor. Sonra sıra mobilyalara geliyor. Mobilya bu işin en son aşaması. Proje aşamasında çok titiz çalıştığımız ve ürünleri ölçüleriyle hatta renk tonuna kadar seçilmiş haliyle sunduğumuz için bizim projelerimizin uygulama kısmı çok kolay oluyor. Ürünler elimize sıfır hata ile ulaşıyor.

HAYALİM SIĞINAK TASARLAMAK

Filiz Hanım, ROF Mimarlık çatısı altında, oğlunuzla gerçekleştirmeyi hayal ettiğiniz bir proje var mı?

Ülke çapında ve yurt dışında ses getirecek, pek çok insanın ziyaret edeceği prestij projeleri yapmak istiyoruz. Çevre sorunlarının hat safhaya ulaştığı bu dönemde, sürdürülebilir enerji kaynaklarının kullanılacağı, karbon izi bırakmayan yapılar olması tercihimiz olur. Sadece binayı tasarlayıp bırakmak değil, binanın aynı zamanda yaşamasını da sağlamak istiyoruz.

Ege Bey, sizin hayalinizdeki proje nedir?

Benim ise bir sığınak projem var. İnsanların birbirine kolay ulaşabildiği, meyvesini-sebzesini yetiştirebileceği, kendi enerjisini üretebildiği korunaklı bir yaşam alanı. Bu projeyi ilk düşündüğümde oldukça fantastik gelmişti ama içinden geçtiğimiz bu süreçte gördük ki insanlığın sığınaklara ihtiyaç duyacağı dönemler yakın. Ayrıca son dönemde popüler olan ‘tiny house’lara da ilgim var. Bunlarla birlikte, ilerleyen süreçte mobilya sektörüne de yönelebileceğimi düşünüyorum. 

İLETİŞİM

Adres: Ömerağa Mah. Alemdar Cad. Soydan İş Merkezi Kat:4 No:129 İzmit/Kocaeli

Tel: 0533. 742 90 68

Web: www.rofmimarlik.com

Instagram: @rofmimarlik

Facebook: Rof Mimarlık

Linkedin: ROF Architects / ROF Mimarlık

 

NASIL ARANDI: #rofmimarlık #filizertürk #babüregeertürk #içmimar #ofis #rof #ruhuolanmekanlar #mekan #sanat #dekorasyon #evdekorasyonu #süsleme #kocaeli

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.