
Psikolog Selin Küçük, meslek hayatını sabırla inşa ederken her deneyimi bir öğrenme alanı olarak görüp, adım adım ilerlemeyi seçtiğini söylüyor.
Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Merhaba, ben Selin Küçük. Psikoloğum ve 2013 yılında mezun oldum. 13 yıl boyunca eğitim kurumları ve danışmanlık merkezlerinde görev yaptım, son iki yıldır kendi adımı taşıyan psikolojik danışmanlık merkezimde çalışmalarımı sürdürüyorum. Aynı zamanda bağımlılık alanında uzmanlaşmak üzere yüksek lisans eğitimimi tamamladım.
Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Mezun olduğum günden bu yana aktif olarak çalışıyorum ve mesleki yolculuğumu sabırla inşa ettiğimi düşünüyorum. Çalıştığım alanlarda ihtiyaçları gözeterek eğitimlerimi tamamlamayı ve adım adım ilerlemeyi tercih ettim. Deneyimleyerek hangi alanda derinleşmek istediğimi keşfettim; teori ile pratiğin farklarını sahada gözlemleyerek kendimi geliştirdim. Eğitim kurumlarında yalnızca özel eğitimle sınırlı kalmayıp anaokulu ve kolejlerde farklı yaş gruplarıyla çalıştım; danışmanlık merkezlerinde ise yetişkinlerle doğrudan temas ederek mesleki bakış açımı genişlettim. Süreç içinde alanın ihtiyaçlarını yakından takip ederek, günümüzde küresel bir sorun haline gelen ‘bağımlılık’ alanında uzmanlaşmayı seçtim. Şu anda bu alandaki pratiğimi güçlendirmeye devam ederken, diğer çalışma alanlarımda da öğrenmeye ve gelişmeye kararlılıkla devam ediyorum.

Hangi noktaya geldiğinizde ‘Ben başardım” dediniz?
Aslında “başardım” dediğim kesin bir an olmadı. Yapmak istediklerimi adım adım tamamladıkça, kendimi huzurlu ve başarılı hissettim. Elbette belirlediğim hedeflere ulaştığımda “evet, bunu başardım” dediğim oldu; ancak bu duygu benim için genel bir son değil, o anki emeğin karşılığıydı. Çoğu zaman ise günün sonunda “Bugün bilgimi ve deneyimimi en iyi şekilde kullandım, iyi bir iş çıkardım” diyebilmek benim için yeterli oldu.
Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
Özellikle “şundan ödün verdim” dediğim net bir başlık yok. Hayatımın uzun bir dönemini mesleki hedeflerime odaklanarak geçirdim; bugün daha esnek bir düzene sahip olsam da kariyerimin başında bazı kişisel planlarımı ertelemek durumunda kaldım. Bunu yalnızca kadın olmaya değil, ne istediğimi bilerek o hedefe ulaşma biçimime bağlıyorum. Doğru bildiğinden şaşmayan bir yapım var. Bu özelliğim, zaman zaman uyum sağlamamı zorlaştırdı; kimi zaman “fazla”, kimi zaman “fazla sakin” bulunmama neden oldu. Ancak değerlerimden uzaklaşmamayı seçmek, kısa vadede zorlayıcı olsa da uzun vadede bana kendimden vazgeçmemeyi ve duruşumu korumayı öğretti.
Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için öncelikle psikolojik güvenliğe ihtiyaçları var. İkinci olarak da rekabetten çok dayanışmayı besleyen, birbirini destekleyen kadınlara ihtiyaç var. Cinsiyetten daha çok insan olduğumuzun hatırlanmasına. Çünkü kadınların hata yapması, fikir üretmesi, öğrenmesi, gelişmesi cinsiyetten bağımsız, insani bir süreç. Toplumumuzda ne yazık ki kadınlar cinsiyetleri üzerinden değerlendirilerek, kendilerini sürekli ispatlamak zorunda bırakılabiliyor. Bu noktada kadınların, toplumun onlardan beklediği yerden değil; gerçekten doğru olduğuna inandıkları yerden bakabilmeleri ve birey olarak kendi akılcı doğrularının arkasında durabilme cesaretini geliştirmeleri çok kıymetli. Zaten “kadın” olarak genellenmeye sıkça maruz kalıyoruz; bunu kendimize yapmamayı öğrenmek ise yalnızca bireysel bir kazanım değil, aynı zamanda toplumu dönüştürebilecek bir güç.
Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, değer kattığını düşünüyorsunuz?
Bir kişinin sorumluluk alma becerisinin artması, zor duygulardan kaçmak yerine onlarla kalabilmeyi öğrenmesi, psikolojik farkındalığının ve esnekliğinin gelişmesi yalnızca bireyin kendisini değil, içinde yaşadığı çevreyi ve toplumu da dönüştürebilir. Ancak psikolojik zorlanmalar hâlâ çoğu zaman gizleniyor ya da ancak kriz anlarında konuşulmaya başlanıyor. Yaptığım işin, bu süreçlerin aslında yaşamın doğal bir parçası olduğunu hatırlatarak, kişilere bilinçli bir farkındalık kazandırdığını düşünüyorum. Düzenli ve dengeli bir ebeveynlik bir çocuğun hayatını değiştirebildiği gibi; genç, çift, yetişkin ya da ebeveyn fark etmeksizin, kişi sorunlarıyla yüzleşip destek almaya başladığında geleceği de değişmeye başlıyor. Bireysel gibi görünen bu dönüşümün uzun vadede toplumsal bir etki yarattığına inanıyorum.
Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki size ne söylemek isterdiniz?
O dönemde bunun pek farkında olmasa da değerlerinden uzaklaşmadan yaşadığı için 10 yıl önceki kendime teşekkür etmek isterdim. Hayat ve meslek konusunda tecrübesiz olmasına rağmen geride güzel izler bırakabilmiş, kendinden vazgeçmeyerek beni bugüne taşıyabilmiş olmasıyla gurur duyuyorum.
Kendini yetersiz, eksik ya da hatalı hissettiği anlarda aslında elinden gelenin en iyisini yaptığını ve bugün sahip olduğum bakış açısıyla o günkü kararlarını yargılamadığımı söylemek isterdim. O yıllardan bugüne hayatımda kalan dostlar, arkadaşlar ve dokunduğu çocuklar var; bugün hâlâ heyecanla arayan herkes, aslında onun cesaretinin bir yansıması.