26-06-2024 02:02

Mesleğine Tutku ile Bağlı: Mimar Selin Aze Hazer

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 31/05/2022
ProjectS Architects’in kurucusu, Mimar Selin Aze Hazer, İzmit ve İzmir’de hayata geçirdiği başarılı projelerle her geçen gün daha geniş bir kesim tarafından tanınıyor
.stripslashes($urun->baslik).

RÖPORTAJ: ZEYNEP AKAR 

FOTOĞRAFLAR : İSMAİL HAKKI TİMUÇİN

Meslek hayatının başlarında sayılabilecek bir dönemde cesur adımlar atarak İzmit’ten sonra İzmir’de de bir ofis açan Mimar Selin Aze Hazer, kurucusu olduğu ProjectS Architects ile adını her geçen gün daha geniş bir çevreye duyuruyor. Hayata geçirdiği projelerde geleneksel ve klasik mimariyi modern çizgilerle harmanlayan Hazer, büyük yapı projelerinin yanı sıra çok şık iç mekan tasarımlarına da imza atıyor. Bir mekana değer katan en önemli unsurun, o mekanın insanda oluşturduğu duygu olduğunu söyleyen Selin Aze Hazer’e göre mesleğinin en keyifli yanı ise mimari tasarımlarının bir sanat eseri özelliği taşıyan yapılara dönüştüğünü görmek. Mesleğine tutkuyla bağlı olan bu başarılı, iddialı ve güzel mimar ile mimarlığa bakış açısından imzasını taşıyan projelere, kent estetiği konusundaki fikirlerinden gelecek hedeflerine uzanan uzun bir söyleşi yaptık. 

Selin Hanım, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

İzmit doğumluyum. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi mezunuyum. Mezun olduktan sonra bir süre özel sektörde görev yaparak tec- rübe kazandım; ardından 2018 yılında ProjectS Architects’i kurdum. Kısa süre sonra da İzmir’deki ofisimi açtım. Halen, mesleğime her iki şehirde de devam ediyorum.

ProjectS Architects bünyesindeki ilk projeniz hangisiydi?

Kendi firmam adına çizdiğim ilk proje, İzmit’te müstakil bir yapıydı. Ardından da birbirinden farklı ruhsat ve uygulama projelerini yönettim. Meslek hayatımın en önemli dönemlerinden biri de imar barışının gündeme gelmesiyle bir- likte yaptığım çalışmalar oldu. Bu dönemde halkın imar sorunlarına çözüm üreterek vatandaşı devletle barıştırdık. Mesleki anlamda halkla iletişimim en çok bu süreçte gelişti. Eş zamanlı olarak çok sayıda projeye de imza attım.

Bu projelerden birkaç örnek verir misiniz?

ProjectS Architects olarak, konut mimarisi ağırlıklı girdiğimiz sektörümüzde, taleplere ve insan ihtiyacına göre farklı alanlarda tasarımlar yapmaya devam ettik. Bana göre mimar, sadece yapı tasarımcısı değildir. Aldığımız temel tasarım eğitimiyle, üretilebilecek tüm tasarım ürünlerini ve mekanları tasarlayabiliriz. Dönem dönem iç mimari mekanlar, peyzaj alanları ve doğa parkları tasarladık. Talepler üzerine mobilya ve tasarım objeler üzerine çalıştık. Endüstriyel yapılar, kültür merkezi ve mega projelerle ilgili çalışmalarımız oldu. Son dönemde pandeminin etkisiyle, kişiye özel konut ve villa mimarisi üzerine yoğunlaştık. İzmit bölgesinde Jimzo Villaları’nı, İzmir Menemen ve Bodrum’da çeşitli villa projelerini bitirdik. Dikili’de, son zamanlarda popüler olan tiny house projemiz oldu. İzmir Begos fabrika binası ve İstanbul Bizz Towers Rezidans ise önceki dönemde tasarladığım projelerimden bazıları. Son dönemde Trabzon’da hayata geçecek olan ekolojik park tasarımıyla ve Adana’daki 40+ villalık bir sitenin tasarım ve ön onay süreçleriyle ilgileniyoruz. Buna ek olarak, lokal bazda devam eden müstakil konut ve villa projelerimiz de var.

ZAMANLA YARIŞTIK

Bugüne kadar imza attığınız projeler içinde sizin için en özel olanı hangisiydi?

Bu soruya tek bir cevap vermem çok zor. Mesleğini tutkuyla yapan bir mimar olarak, tüm projelerim benim için çok özel, emek verdiğim, özendiğim tasarımlar. Hepsinde yaşadığım süreç ve kurduğum bağ farklı. Eser sahiplerinin iyi bildiği, benim de projelerim için sık sık kullandığım tatlı bir söz vardır: “Hepsi benim bebeklerim, birini kayırırsam, diğeri arkamdan ağlar.” Bu- nunla birlikte, beni diğerlerinden biraz daha fazla etkileyen bir köy evi projem oldu. İzmir’e yeni taşındığım dönem- de çok mütevazı ve saygılı bir şehit ailesinin projesini üstlendim. Köy arazisi olduğu için prosedür ve teknik şartlar biraz farklıydı. Arazinin cinsinin değişmemesi için belli bir süre içinde iskan alınması gerekiyordu. Zamanla yarıştığımız bu projede belediyeyle de iletişim çok önemliydi. Ekipçe, bu aile için çok özverili çalıştık. İnşaat ruhsatını çıkarttık... Bu süreçte, proje sahibinin, aynı arazide bahçe çalışmaları yaparken kalp krizi geçirdiğini öğrendim. Bu beni çok etkileyen bir durum olmuştu. Şükür ki şu anda sağlıkları yerinde ve iskanlarını o süre içinde aldılar. Teşekkür için ziyaretime geldiklerinde çok duygulanmıştım.

Peki, mesleğinizle ilgili olarak, karşılaştığınız en ilginç talep neydi?

Dönem dönem uygun olmayan çeşit- li taleplerle karşılaşabiliyoruz. Bunlar çoğu zaman imara aykırı yapılar veya imar dışı uygulamalarla ilgili oluyor. Böyle durumlarda, istenilen şeyin ola- mayacağını uygun bir dille anlatma- ya çalışıyoruz. Örneğin, 100 metrekare emsali olan bir projede, kişi 100 metre- kareye iki adet büyükçe konut sığdır- mak isteyebiliyor. Estetik ve kullanılabi- lirlik ilkelerinin dışında olması bir yana, matematiğe de aykırı bu tip istemler bizleri çok şaşırtıyor :)

 

 

BOŞLUĞUN TASARIMI

Selin Hanım, tasarladığınız yerin ya da yapının kimliğini oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz?

Tasarladığım mekan ve yapıların tasarımına başlamadan önce çevre analizi yapmak, önemsediğim ilk adımdır. Arazinin konumu, güneşin açısı ve rüz- garın yönü; mekanların cephelerini, ya- pının girişini ve kullanımları etkileyen fak- törlerdir. Kullanıcı ihtiyaçları ve konsepti belirlemek adına bir diğer önemli konu da proje sahibiyle yapılan görüşmede alınan bilgilerdir. Ayakları yere sağlam basan bir proje tasarımı için malzeme seçimi ve proje sahibinin bütçesini de göz önünde bulundurmak gerekir.

Proje sürecinde en çok keyif aldığınız aşama hangisi?

En keyif aldığım aşama, boşluğun tasa- rımıdır. Boş olarak gördüğümüz alan, gerçekten de boş mudur? Boşluk, boş mudur? Yoksa bize aktardığı kavram- lar ve ilişkileri mi göz önünde bulun- durmalıyız? Mimari mekan tanımlarında boşluk, mekanı mekan yapan öğedir ve mekanı yaratan şey de aslında boşluktur. Rasmussen‘in dediği gibi “Mekan, mimari olarak biçimlendirilmiş boşluktur.” Boşlukta gizlenen kavramları ve fak- törleri ortaya çıkararak, boşluğu mimari olarak tasarlamayı seviyorum.

Sizce bir mekana değer katan en önemli nokta nedir?

Mekanın insan ruhu ve yaratıcılığı üze- rindeki etkisi, mekanın yaratıcıları olan mimarlar için en önemli noktalardan biridir. Mekanın, gördüğümüz somut fiilin arkasında, insanda oluşturduğu duygu ve hisler mekana değer katan en önemli unsurdur. Bu duyguları oluşturanın, mekanı tasarlayan mimarın tasarım çizgisi olduğunu düşünüyorum.

KLASİK VE MODERNİ HARMANLIYORUM

Üzerinde çalışmayı en çok sevdiğiniz mimarı tarz hangisi?

Tek bir mimari tarz üzerinden yol aldığımı söyleyemem. En eski dönemlerden beri farklı tarz mimariler gündeme gelmiştir ve bence bu çok zengin bir birikimdir. Bu birikimin sağladığı kullanım ve tasarım gücünü kullanmamız gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden tasarımlarım genellikle mimari tarzların sentezinden ilham aldı. Özellikle klasik, geleneksel mimari ve modern mimariyi harmanlamaktan keyif alıyorum.

Meslek hayatınızda ‘mutlaka yapmalıyım’ dediğiniz bir hayaliniz var mı?

Dönem dönem farklılık göstermekle birlikte; hayallerime her gün, her yeni projede bir yenisi ekleniyor. Projelerimin uluslararası platformlarda yer almasını ve mimari serüvenimi yayınlaştırılıp genç mimarlara ışık tutmayı isterim.

Peki, mesleğinizde ‘asla çalışmak istemem’ dediğiniz bir alan var mı?

Mesleğimizi uygularken, sürekli ola- rak önümüze çıkan seçenekler arasından birini yeğlemek durumundayız. Seçimlerimizin bir bölümü bilgiye ve akla dayalıdır; bunlar bilimsel teknolojik tercihlerdir. Diğer bir bölümü es- tetik tercihlerdir, kişiden kişiye değişir. Üçüncü bir bölüm vardır ki tamamen davranışlarımızla ilgilidir. Burada be- lirleyici olan, değer yargılarımız ve vicdanımızdır; bunların ahlaki tercihler olduğunu söyleyebiliriz. Her yapının doğaya ve insana olumlu veya olumsuz etkileri bulunur. Etkilerini olumsuz ya da etik dışı bulduğum projelerde, vicdanıma ve meslek etiğime uymayan alanlarda çalışmak istemem.

TASARIMIN VÜCUT BULMUŞ HALİ

Selin Hanım, sizce bir mimarda olması gereken özellikler nelerdir?

Öncelikle mimarlığa sevgi ve tutkuyla bağlı olmak gerekir. Sabır ve azimle çalışmak, sorumluluk bilincinde olmak önde gelen özelliklerdendir. Mesleğimizin dinamikleri çok fazla...  Bunun bilincinde olup sanattan tarihe, bilimden teknolojiye, psikolojiden sosyolojiye yaşamı etkileyen birçok alanla ilgili olmak; çok okumak, çok görmek, çevrede ve dünyada olan değişimleri gözlemlemek gerekir. İnsanı ilgilendiren her alan mimarlığın alt temellerini oluşturur. Mekanları insanlar için tasarladığımızı unutmamalıyız.

İşinizin en zor yanı nedir?

Disiplinler arası koordinasyon, zamanla yarışmak ve süreçteki kişilerle iletişim kurmada yaşanan sıkıntılar bence mimarlığın en zor yanları. Mimar, proje sahibi ve belediye arasında; ekipteki mimar ve mühendisler ile proje sahibi arasında bir köprü görevi görür. Hepsinin ayrı bir karakteri, ayrı bir psikolojisi olduğundan, insanlarla iletişim kurmak ve proje sürecinin koordinesi gerçekten meşakkatli bir durum olabilir. Bazen keyifli anılar, bazen stresli dönemlere denk gelebiliyoruz. Bu proje yönetimini sağlam kurmak gerektiğini düşünüyorum.

Peki, en keyifli yanı?

Heyecanlı, stresli ve bir o kadar da emek harcayarak geçirdiğimiz proje sürecinin sonunda kazandığım dostluklar ve haneme eklediğim güzel insanlar bence işimin en keyifli yanı. Aynı zamanda tasarladığımız yapı bir sanat eseri özelliği taşıyor. Fikir, düşünce ve tasarımların vücut bulmuş halini görmek de sürecin en keyifli yanlarından biri.

 

 

İYİ MİMARLIĞIN PEŞİNDEYİZ

Projelerinizde, bakıldığında ‘Selin Aze Hazer’ imzası sayılabilecek ayırt edici detaylara yer veriyor musunuz?

Bir mimar olarak kalıcı ve sürekli olmak, tasarım çizgimizle bağlantılıdır. Tasarımdaki çizgimiz ve imzamız, kültürel birikime saygılı ve yenilikçi bir mimarlık anlayışımızla beraber; insan eylemleriyle mekansallaştırdığımız, estetik bakış açısıyla tasarladığımız alanlardan, maksimum kullanılabilirlik sağlama amacımız ile akılda kalıcı bir imge ortaya koyarak, tüm bunları sentezlediğimizde ortaya çıkar.

Ülkemizdeki mimari anlayışı nasıl buluyorsunuz? Daha estetik yapılar, dolayısıyla estetik kentler kurmak için neler yapılabilir?

Ülkemiz az sayıda iyi, çok sayıda kötü mimari örneklerle gelişi güzel ilerliyor. Sıkıntı büyük... Bunun nedeni ülkedeki kentsel planlama ve kentsel tasarım eksikliği. Ortaya çıkan çarpık kentleşmeler, tasarımdan ve mimari- den kopuk yapılar genelde mimarlara mal ediliyor ve sonuçtan mimarlar sorumlu tutuluyor. Oysa mimarlar, tasarımını belediyece verilen imar durumuna göre oluşturmak zorundadır. İmar durumu, arazinin elverişinden fazla veya farklı metrekareler gösteriyorsa, mimar bunun tersi olması gereken projeyi ne mal sahibine ne de ilgili onay mercilerine kabul ettirebilir. Bizler, imar yönetmeliğindeki prosedür sınırlara, proje sahibinin bütçe kısıtlamasına, belli tanım ve standartlara uyarak proje üretmek zorundayız. Bu durum da bizi, yaratıcılığımızı ve tasarımlarımızı tam olarak oluşturamadığımız bir yapılaşmanın içinde bırakıyor. Bunlar tekil olarak mücadele edilecek konular değil. Mimarlar olarak çalışmalarımızı; yönetimlere, sermayeye, yasa ve yönetmeliklere bağlı olarak, belli çerçevelerin içinde sürdürebiliyoruz. Buna rağmen elimizden geldiğince anlamlı, sakin, kalıcı, sorunlara çözüm üretebilen iyi bir mimarlığın peşindeyiz.

ANTİK DÖNEMDEN ETKİLENİYORUM

Mimari açıdan en beğendiğiniz kentler hangileri?

İstanbul, Prag, Roma, Floransa ve Şanghay farklı mimari ve kültürleriyle beğendiğim kentler. Son zamanlarda en beğendiğim kent ise ‘Kuzey’in Venedik’i’ denilen, minimalizm ve postmodernizmi fazlasıyla taşıyan İsveç’in ‘Stockholm’ şehri. Stockholm, eski çağlardan beri son derece iyi korunmuş bir mimariye; Rönesans, barok, klasik ve romantik dönemleri yansıtan mimari örneklere sahip. İlerleyen dönemlerde postmodernist bir yaklaşım benimsenmiş ve bu modernist mimariyle geleneksel mimari bir araya getirilmiş. Öte yandan kentte yüksek teknolojinin, ekolojik tasarımların ve dışavurumculuğun kullanıldığı projeler de var. Bunların yanı sıra su ve yeşilin bir araya geldiği bir şehir, Stockholm. Birçok adadan ve bu adaları birbirine bağlayan kanallardan oluşuyor. Su ve yeşilin insan üzerindeki psikolojik etkisini göz önünde bulundurduğumuzda, sakin ve huzurlu bir şehir. Tabii insanların huzurlu olmasında ülkenin sosyal politikaları, temiz caddeleri ve yaşam standartları da etkili.

Tarihsel olarak, en çok hangi dönemin mimarisini beğeniyorsunuz?

Tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar birçok mimari akım ortaya çıkmış ve birikerek günümüze gelmiş. Hepsi tarzı ve dönemine göre özeldir. Beni en çok antik dönem mimarisi etkiliyor. Antik Mısır, Sümer, Mezopotamya mimarisi; antik Yunan, antik Roma dönemleri yapıları mistik, görkemli ve büyüleyici bir etkiye sahip. Yapıların esrarengiz ve gizemli hikayeleri de çok ilgimi çekiyor.

KENTTE BAĞLANTI SORUNLARI VAR

Kocaeli’de en beğendiğiniz yapılar hangileri?

Kapanca Sokak’ta bulunan ve Kocaeli’nin ilk mutasavvıfı Selim Sırrı Paşa’nın kendi adıyla anılan konağı, en sevdiğim yapıların başında geliyor. Hikayesi de oldukça etkileyici. Selim Sırrı Paşa, İzmit Yürüyüş Yolu’ndaki çınar ağaçlarını diktirmiş ve korunması için her bir esnafa zimmetlemiş. İzmit’e çokça hizmetleri bulunan Paşa, Selim Sırrı Paşa Konağı’nın planını da kendisi çizmiş. Körfez’e yönelik manzarası olan konağın iç duvarları çeşitli manzara resimleri ve zengin kalemişleriyle süslenmiş. 19. yüzyıla ait sivil mimari örneği olan konağın en üst katında Selim Sırrı Paşa’nın yatak odası ve Körfez’e açılan cihannüması bulunuyor. Vefatından sonra Çepni Ailesi’ne geçen, sonradan da içerisinde farklı kültürlerin bir arada yaşadığı konut, yangınlarla tahrip olmuş ve 2009’da aslına uygun olarak restore edilmiş. Bunun dışında, günümüz mimarisiyle yapılaşmış 41 burda AVM’nin mimari tarzını da beğeniyorum. Diğer kapalı AVM’lerin aksine, sokak tarzı stilini yansıtan; kapalı, yarı açık ve açık alan ilişkilerinin kullanıldığı, insanlara aktivite kazandıran modern mimari tarzları seviyorum.

Kent estetiği açısından Kocaeli’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kocaeli, sanayi kenti olarak bilinse de doğal güzellikleri ve tarihi nitelikleri olan bir deniz kenti. Çok özel bir jeopolitik konumu var. Aslında tam bir kıyı kenti ama yapılaşma ve doğru olmayan kararlar şehri bir kara kenti olarak işlemeye itmiş. Bunu en çok etkile- yen ise kent ile denizi koparan D-100 karayolu ve sadece şehir içinde karasal çalışan Yürüyüş Yolu’dur. Denize kıyısı olan bir kentte, insanların kolayca denize inebilmesi gerekirken; biz kılcal olarak işlevi sadece karşıya geçiş olan köprülere tırmanmak zorunda kalıyoruz. Deniz kenarına ulaşabildiğimizde de bizi karşılayan, devasa bir otopark ve AVM oluyor. Doğal ve denizle bütünleşen etkinlik alanları çok kısıtlı. Kocaeli’de, semtler arası kopukluklar da mevcut. Tek bir şehir fakat çoklu şehir gibi bir algısı var. Mesela Körfez, Derince, İzmit, Gölcük farklı şehirler gibi çalışıyor. Hepsi Körfez’in etrafında kümelenen yerleşimler lakin tüm bu oluşumların sonucunda, lineer bir şehir gibi hareket ediyor. Örneğin, genelde İzmit’ten Gölcük’e otobüs ile lineer karasal bir şekilde yolculuk yapılıyor. Deniz ulaşımı çok sınırlı.

DENİZE ULAŞIM ZOR

Neler yapılabilir?

Bir şehri geliştirirken, tarihini ve hikayesini de koruyarak günümüze getirmeliyiz. Yürüyüş Yolu, eski tren yolu. Yürüyüş Yolu’na çevrilmesinde bir sakınca görmüyorum fakat rayların sökülmesine karşıyım. Raylar sökülmeden, Yürüyüş Yolu’nun şeffaf bir malzemeyle oluşturulup, tren yolu hikayesinin günümüze taşınmasını isterdim. Ayrıca Kocaeli göç alan, farklı etnik kesimlerin bir arada yaşadığı bir şehir. Bu şehirde yaşayan çoğu kişi Yürüyüş Yolu’nun eski tren yolu olduğunu bilmiyor. Ayrıca, Yürüyüş Yolu’nun denize akan bağlantılarının da olması gerektiğini düşünüyorum.

Buna imkan var mı?

Aslında imkansız ve ütopik bir yaklaşımla bakmıyorum. Sıkı ve titiz bir çalışmayla büyük ölçüde derlenebilecek yönler var. D-100 karayolunu yok edemeyiz belki ama Yürüyüş Yolu’nu Halkevi’ne, Halkevi bölgesini denize aktarabiliriz. Mühendislik alt yapısını da göz önünde bulundurarak; araçların yerin altından gittiği ve insanların daha düzlemsel bir yaya yoluyla denize aktığı bir bağlantı oluşturulabilir. Üst geçitlerin de sadece geçit değil, bir çok işlevi barındıran, daha yaşayan; kılcal değil de daha kalın geçişler sağlayan yerler olabileceğini düşünüyorum. Bunun için yurt dışında tasarlanan kentleşme planları örnek alınabilir. Aynı örnek, İzmir’in Konak ilçesinde, saat kulesi böl- gesinde de bulunuyor. Denize akış pratik ve daha işlevli çözümlerle oluşturulmuş. Ayrıca şehirlerdeki tarihi binaların da süslü püslü restore edilip sadece müze olarak kullanılmasını tek başına doğru bulmuyorum. O tarihi, halk olarak solumamız lazım. Bunun için de tarihi yapılara işlev atayıp kullanıma açmalıyız. Koruma ilkeleri kapsamında, yapıların tarihi süreçteki hikayesini de baz alarak restore edilmesi gerektiğini düşüyorum. Belki hikayeye bağlı olarak yanan binanın bir kısmı yanmış haliyle, bir kısmı süreçteki devinilmiş işlevlerini koruyarak bırakılabilir.

Siz, kişisel olarak ne tarz mimariye sahip bir yapıda yaşamak isterdiniz?

Yaşadığım yapının öncelikle bana hissettirdiğini ve ambiyansını önemserim. Su öğesine, yeşile, doğaya yakın olmalı ve yapı bu yakınlığı içeri almalı. Gereksiz büyüklükten ve gereksiz detaydan arınmış; sade, şık ama samimi, maksimum kullanılabilir alanı olan, gündelik eylemlerimi rahatlıkla gerçekleştirebileceğim, doğa dostu ekolojik bir yapıda yaşamak isterdim.

Son olarak gelecek hedeflerinizi sormak istiyorum...

Başarı odaklı, çalışmayı, üretmeyi seven bir kişiliğim var. İşimi çok seviyorum ve gerektiğinde mesleki anlamda cesur adımlar atmaktan çekinmiyorum. İşimle ilgili hedefim; çizgimi yansıtabileceğim, özgün ve bugüne dek yaptıklarımdan çok daha büyük projele- re imza atmak. Bir de bugüne kadar iş hayatımda öğrendiklerimi, mimarlığın engebeli yollarında ilerlerken yaşadıklarımı, karşıma çıkan zorlukları nasıl aştığımı, bilgimi ve tecrübemi benden daha genç meslektaşlarımla paylaşmak gibi bir idealim var. Önümüzde- ki dönemde bununla ilgili bir platform kurmak hatta biraz önce de bahsettiğim gibi mimari serüvenimi bir yayın haline getirip genç mimar arkadaşlarımın yoluna ışık tutmak istiyorum.

NASIL ARANDI: ##kocaeli ##kocaelilife ##dergi ##dergilik # #selinazehazer # #mimar # #projectsarchitects

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.