05-03-2024 06:16

Kocaeli’nin en renkli çifti: Meral & Hakan Tanta

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 07/06/2021
Hakan ve Meral Tanta; güzel kızları, geniş sosyal çevreleri, sıkı dostlukları, seyahatleri, hobileriyle hayatı ‘keyifle yaşamak’ üzerine kurgulamış örnek bir aile
.stripslashes($urun->baslik).

RÖPORTAJ: ZEYNEP AKAR

FOTOĞRAFLAR: İSMAİL HAKKI TİMUÇİN

 

Kuşkusuz, bu kentin en renkli isimlerinin başında diş hekimi Hakan Tanta ve zarif eşi Meral Hanım geliyor. Özellikle Hakan Bey’in o kadar aktif bir yaşantısı var ki bir bakıyoruz muayenehanesinde hasta bakıyor, bir bakıyoruz tüplerini kuşanmış dalış yapıyor… Ona bir gün teknesinde kaptanlık yaparken; ertesi gün meclis toplantı salonunda kentin sorunlarına çözüm ararken; kışın kayakta, yazın sörfte; sık sık doğanın içindeki bir çadır kampında ya da adrenalin dolu bir dağ tırmanışında rastlıyoruz.

 

Hakan ve Meral Tanta; güzel kızları, geniş sosyal çevreleri, sıkı dostlukları, seyahatleri, hobileriyle hayatı ‘keyifle yaşamak’ üzerine kurgulamış örnek bir aile.İş, siyaset ve sivil toplum kuruluşlarındaki yoğun temposuna rağmen bir gününü bile aktivitesiz geçirmeyen Hakan Tanta ve onun aktif yaşantısına mükemmel şekilde uyum sağlayan eşi Meral Tanta’yı biraz daha yakından tanımak istedik; çifti, bahçesinde sincapların koşturduğu, ormana komşu evlerinde ziyaret ettik.

 

Hakan Bey, o kadar aktif ve hareketli bir yaşantınız var ki kendinizi birkaç cümleyle anlatmanızın zor olduğunu biliyorum… Yine de bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

 

1971’liyim. Benim doğduğum dönemde komplikasyonlu doğumları Zeynep Kamil Hastanesi’ne gönderdikleri için Üsküdar doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve liseyi İzmit’te tamamladıktan sonra YÖK bursuyla Bakü’ye giderek Azerbaycan Tıp Üniversitesi’nde diş hekimliği okudum. 1996 yılında Meral Hanım ile evlendim, iki kızımız var. Bunun dışında İzmit Belediyesi ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi meclis üyesiyim. Türkiye Belediyeler Birliği meclis üyeliğim ve Kayak Federasyonu Kocaeli il temsilciliğim halen devam ediyor. Kısa adı KODOSK olan Kocaeli Doğa Sporları Kulübü’nün kurucusu ve onursal başkanıyım. Ayrıca, KYÖD ve Körfez Rotary Kulübü üyesiyim. İki güzide STK’mızda bir dönem başkanlık yaptım. Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında da aktif siyaset yapıyorum.

 

Meral Hanım, sizi de tanıyabilir miyiz?

 

1974, Azerbaycan doğumluyum. Ekonomi üzerine eğitim aldım, aynı zamanda yüzme antrenörüyüm. Babam diplomat olduğu için uzun yıllar dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşadım. En son 1994 yılında, Küba’dan Azerbaycan’a geri döndük, kısa bir süre sonra da Hakan ile tanıştım. 1996 yılında, 22 yaşımdayken de evlenerek İzmit’e yerleştik. 

 

 

BAKÜ’YE HAMBURGERİ GÖTÜRDÜK

 

Tanışma hikayenizi dinlemek için sabırsızlanıyorum ama önce Hakan Bey’in Azerbaycan’daki üniversite yıllarını nasıl geçirdiğini dinlemek istiyorum…

 

Diş hekimliği bilinçli olarak seçtiğim bir daldı, bu nedenle çok keyifli bir öğrencilik hayatım oldu. Bununla beraber, öğrenciliğimin ilk yıllarında Azerbaycan’da oldukça ucuz bir yaşam olmasına rağmen  ilerleyen yıllarda bu tam tersine döndü. Bakü’de öğrenci olmak her yıl biraz daha zorlaşıyordu. Daha iyi şartlarda okumak için ne yapılabileceğini düşünürken, fark ettim ki Azerbaycan’da hiç fast-food yok. O yıllarda Moskova’da açılan McDonald’ın kapısının önünde 2 kilometre insan kuyruğu olması, basına haber olarak yansımıştı. Bu haber bizi yüreklendirdi. Ben de Bakü’de aynı işi yapmaya karar verdim. Bir arkadaşımla birlikte bu konu üzerine çalıştık ve ilk işyerimizi açtık.

 

Azerbaycan’a hamburgeri ilk siz mi götürdünüz yani?

 

Sadece hamburgeri değil, pizzayı da biz götürdük ve beklediğimizden çok daha fazla ilgi gördü. İlk başlarda biraz zorlandık tabii… Düşünün, ülkede ilk fast-food kafesini açıyorsunuz. Hamburger ekmeğini bilen fırın bile yok hatta Hamburgere “gamburger“ diyorlar. Önce bir fırına hamburger ekmeği tarifi vererek başladık. Ketçabı, mayonezi Türkiye’den getirttik. En sonunda kafemizi açtık ve olan oldu. Sabah 10.00’da açtığımız mekanı, ürünler anında tükendiği için 11.00’de kapatmak zorunda kaldık. Bakü halkının fast-food’a olan ilgisi öyle yoğundu ki dükkanın önünde akşama kadar kuyruk oluyordu. Hal böyle olunca, bir ay sonra 2’nci şubeyi, hemen ardından birkaç arkadaşımızla birlikte 3’üncü şubemizi açtık ve bir zincir haline geldik. Daha sonraki yıllarda Bakü’de başka yatırımlar da yaptık..

 

HAYATIM TAMAMEN DEĞİŞTİ

 

Anladığım kadarıyla sizin iş harçlık kazanmanın ötesine geçmiş…

 

Hem de çok ötesine geçti. Hem Türkiye’den gelip böyle bir mekan açtığımız için çok popüler olduk hem de çok iyi paralar kazandık. Büyükler çok akıl verdi. “Su akarken testinizi doldurun, başka yatırımlar yapın” dediler. Halbuki bizim tek amacımız vardı; üniversiteyi başarıyla bitirip ülkemize dönmek. Dolayısıyla kazandığımız parayı güzelce harcadık. Keyifli yıllardı. Üniversiteyi iyi şartlarda okuyarak bitirdikten sonra Meral ile birlikte Türkiye’ye dönüp, oradan da Amerika’ya yerleşme planları yaptık. Okul bittikten sonra Azerbaycan’da bir yıl daha kaldım. Sonra işlerimizi devredip İzmit’e döndüm ve mesleğimi yapmaya başladım.

 

Amerika hayali ne oldu?

 

Aslında bu bizim için hayalden öte ciddi bir plandı çünkü eşimin ailesi da Amerika’da yaşıyordu. Gel gelelim, Türkiye’ye geldikten bir yıl sonra Marmara depremini yaşadık ve bu benim hayatımda bir dönüm noktası oldu. Hayatımız tamamen değişti.

 

 

16 BRANŞTA AKTİVİTE

 

Nasıl?

 

Böyle bir felaket yaşanırken Kocaeli’yi terk edip gitmeyi vefasızlık olarak gördüm. Bunu yapamazdım. Amerika planını rafa kaldırdık, kalmaya karar verdik. Depremzedelere yardım için hemen kolları sıvadık. O dönemde beraber çalıştığım meslektaşım Sadık Bamaç’ın başkanlığında, KYÖD bünyesinde bir arama kurtarma ekibi kurduk. Daha sonra bu ekibin başına ben geçtim ve  Avrupa’nın ilk sivil medikal arama kurtarma ekibini kurduk. Bu çalışmalar KODOSK’un da temelini oluşturdu.

 

KODOSK ne zaman kuruldu?

 

2001 yılında. Marmara depreminden sonra arama kurtarma ekimizle yaptığımız çalışmalar, hobilerimize göre şekillenmeye başladı. Ekibi motive etmek için sık sık doğa yürüyüşlerine gidiyorduk. Bu yürüyüşlerden çok keyif alınca, çadırları alıp kamp kurmaya da başladık. Zamanla çevremizdeki diğer insanlar da bizimle beraber bu aktivitelere katılmak istedi. Baktım, sayımız günden güne artıyor, KODOSK’u kurmaya karar verdim. KODOSK o kadar hızlı ilerledik ki kamp, kayak, dalış, yelken, sörf, motor sporları, katamaran, gezginlik  gibi 16 branşta aktivite yapan, Türkiye’nin kendi alanındaki en büyük kulüplerinden biri haline geldi. Yaklaşık 8 yıl, KODOSK’un başkanlığını yaptım.

 

KODOSK’u kurmadan önce de doğaya ve doğa sporlarına ilginiz var mıydı?

 

Eskiden beri doğayla iç içe olmayı seviyordum ama asıl süreç 1999 yılından sonra başladı. İzmitliler olarak biz hala Samanlı Dağları’nın güzelliklerinin farkında değiliz. Doğa yürüyüşlerine başladığımız zaman o inanılmaz coğrafyayı keşfettik. Etrafımızda inanılmaz kanyonlar, şelaleler, mağaralar, yaylalar, doğal güzellikler olduğunu gördük. Bütün bu güzellikleri biz kulüp olarak keşfettik. Mevsimlere göre doğada yapılacak farklı etkinlikler planladık, sürekli gezdik ve en sonunda hobilerimiz, yaşam tarzımız haline geldi. Aslında, bu iş biraz da zincirleme ilerliyor. Doğa yürüyüşü sizi kampçılığa götürüyor; kamp izciliğe, oradan dağcılığa… Ben şu ana kadar üç kıtanın en yüksek dağlarına tırmandım. Marmara depreminde kaybettiklerimizin anısına Ağrı Dağı’na, Afrika’daki küresel ısınmaya dikkat çekmek için Kilimanjaro Dağı’na tırmandık. Daha sonra Avusturalya’nın en yüksek dağı olan Kosciuszko’ya solo tırmanış yaptım.

 

Dağcılık dışında hangi sporları yapıyorsunuz?

 

Şu anda Kayak Federasyonu il temsilciliği görevini yürütüyorum. Dağcılık ve kampçılık yapıyorum. Sörf ve su sporlarının hemen hemen hepsini yapıyorum, aynı zamanda dalış eğitmeniyim. Katamaran ve yat kaptanlığım da var.

 

 

HAKAN ÇOK POPÜLERDİ

 

Meral Hanım, biraz da sizinle sohbet etmek istiyorum… Hakan Bey ile nasıl tanıştınız?

 

Hakan’ı ilk kez açtığı fast-food restoranında gördüm. Ben o dönem çalışıyordum. Arkadaşım, öğlen yemeği için yeni açılan o mekana gitmekte ısrar etti fakat kapıda o kadar çok kuyruk vardı ki ben istemedim. Garsona bahşiş vererek bizi öne almasını sağladık. İstemeden gitmiştim ama o gün hayatımda yediğim en güzel hamburgeri yedim. Çok beğenince de her gün gitmeye başladık. Hakan’ı ara sıra orada görüyordum ama hiç tanışmamıştık. Sonra arkadaşım, Hakan’ın bir arkadaşıyla tanıştı; ardından da biz tanıştık.

 

İlk görüşte aşk mıydı?

 

Hakan ve arkadaşı, restoranı açtıktan sonra Baki’de çok popüler olmuşlardı. Sürekli ünlülerle, Bakü güzelleriyle geziyorlardı. Ben de her zaman çok sade ve mütevazıydım. Aslına bakarsan, ilk başlarda benden etkileneceğini düşünmemiştim ama arkadaşlığımız ilerledikçe birbirimizden daha çok hoşlanmaya başladık. Sonradan anladık ki yaşamımızın farklı dönemlerinde yollarımız bir şekilde kesişmiş, hayat bizi bir araya getirmiş ama biz fark etmemişiz.

 

Hakan Bey, o kadar güzelin içinde Meral Hanım’da sizi etkileyen ne oldu?

 

Meral hem çok güzel ve zarifti hem de çok iyi anlaştık. Genel kültürüne hayran oldum. Çok derin ve farklı konularda saatlerce konuşurduk… Birbirimizi ruhen çok iyi tamamladık. Zaten tanıştıktan çok kısa bir süre sonra da evlenmeye karar verdik.

 

AİLELER EVLENMEMİZE KARŞI ÇIKTI

 

Meral Hanım, bu karara aileniz ne dedi?

 

Başta bu işe hiç sıcak bakmadılar. Çok İtiraz ettiler, onları bir türlü ikna edemedim. Bir kere görüşüp tanışmaları sonra karar vermeleri için yalvar yakar oldum. Babamın son görev yeri Küba’ydı. Azerbaycan’a geri dönme sebebimiz ise babamın rahatsızlığıydı. O dönem kendisini odasına kapatmıştı, yanına kimseyi istemiyordu ve bir tek satrançla ilgileniyordu. Hakan ile tanışmayı kabul ederken bana sorduğu tek soru “Satranç biliyor mu?” oldu. Tabii, hiç düşünmeden “Biliyor” dedim. Sonra çok ilginç bir şey yaşandı… Hakan eve geldiğinde, odasına kimseyi sokmayan babam, Hakan’ı içeri aldı ve birbirlerini ilk andan itibaren çok sevdiler.

 

Hakan Bey, sizde durum nasıldı?

 

Benim ailem de yabancı bir gelin fikrine karşı çıktı hatta muhtemelen annemin aklında birkaç Türk gelin adayı da vardı. Biz, her iki aileyi de razı etmenin zor olacağını biliyorduk. Meral’in babasıyla tanıştıktan kısa bir süre sonra büyükelçilikteki büyüklerimizle beraber evlerine giderek Türk usullerine uygun biçimde Meral’i istedik. Annemin itirazı da Meral’i tanıyana kadar sürdü, tanıştığı an yelkenler suya indi.

 

Meral Hanım, sizin Hakan Bey’in ailesiyle tanışmanız nasıl oldu?

 

Meral Tanta:  Hakan’ın ailesiyle tanışmak için Türkiye’ye geldik, karşılaştığımız ilk andan itibaren de birbirimize ısındık. Bütün ailesi buradaydı ve ben tek kelime Türkçe bilmiyordum. Buna rağmen hemen kaynaştık hatta ortak bir lisanımız olmadığı halde Hakan’ın kız kardeşleriyle sabahlara kadar sohbet ederdik. Bu sıcaklık hiç eksilmedi. Başta annesi olmak üzere Hakan’ın bütün ailesi bana çok kıymet verir. Özellikle annesi, çok duygusaldır, bana hiç kıyamaz. Onun için Hakan benden sonra gelir. En büyük şansım, Hakan’ın ailesi.

 

Hakan Tanta: Ailemle tanıştırmak için Meral’i buraya getirdiğimde Rusça ve İspanyolca biliyordu. Biz aramızda Rusça anlaşıyorduk. O dönem, Meral’i Türkiye’de bırakıp 2 aylığına Bakü’ye döndüm. Geldiğimde bir baktım Meral, annem gibi Türkçe konuşmaya başlamış.

 

 

HAKAN BENİ KANDIRMIŞ!

 

Meral Hanım, bu apayrı bir kültüre ayak uydururken hiç mi zorlanmadınız?

 

Gelenekler ve dil konusunda zorlandım…  Bir de Hakan beni “Türkiye’de büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atılmaz, öyle rahat oturamazsın, her işi sen yapacaksın, kocana hizmet etmen lazım…” diyerek fena halde kandırmıştı. Uzun süre annesiyle babasının karşısında elimi kolumu koyacak yer bulamadım. En sonunda annesi bendeki tuhaflığı fark edip Hakan’a söylemiş, iş ondan sonra çözüldü. Daha 21 yaşında olmama rağmen bunun dışında bir adaptasyon sorunu yaşamadım. Babamın işi gereği çok ülke gezdiğim için farklı kültürlere uyum sağlama yeteneğim gelişmişti.

 

Peki, İzmit’e yerleştikten sonra nasıl bir yaşantınız oldu?

 

Ben ülkemde milli yüzücüydüm. İzmit’te de uzun süre yüzme antrenörlüğü yaptım. Aynı zamanda KYÖD ve Körfez Rotary Kulüp çatısı altında yardım faaliyetlerinde yer aldım. Yüzme antrenörlüğüne ikinci kızım doğana kadar devam ettim, daha sonra bıraktım.

 

Kaç yaşında anne oldunuz?

 

İlk kızım Melisa’yı, 2000 yılında 26 yaşındayken dünyaya getirdim. Doğa da 2005 yılında doğdu.

 

Kızlarınızla aranız nasıl?

 

Bazen yumuşak bazen de disiplinli bir anneyim ama onlarla arkadaş gibiyim. Kızlarımın yapıları çok farklı. Birbirinden çok farklı hayalleri olan çocuklar. Melisa, tam bir mühendis kafasına sahip, sayısalcı. Şu anda İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşa ve Okyanus Mühendisliği bölümünde okuyor. Doğa, henüz lise 2’nci sınıfta ve sanatçı bir ruha sahip. Hayal gücü çok geniş, tasarımlar yapmayı seviyor. Sürekli kıyafetler tasarlıyor, onları dikiyor, bize denetiyor. Hayali, moda tasarımı okumak. İkisiyle de iyi anlaşıyoruz ama Melisa yaşça büyük olduğu için onunla daha fazla paylaşımımız oluyor. Beraberken Melisa ile yemeğe çıkıp uzun sohbetler etmeyi severiz. Doğa ile ise daha çok AVM gezip, alışveriş yaparız. Pandemi döneminde kızlarla daha çok vakit geçirme fırsatımız oldu. Evden çıkamasak da bol bol orman yürüyüşü yaptık, beraber mutfağa girip yemek pişirdik.

 

Peki, Hakan Bey nasıl bir eş? Onun hareketli yaşam tarzına ayak uydurmakta zorluk yaşıyor musunuz?

 

İlk başlarda epeyce zorlandım ama onun temposuna uyum sağlamayı öğreneli uzun zaman oldu. Hakan’la yaşamak, hep bir öncekinden farklı bir gün geçirmek demek. Hiçbir günümüz monoton, sıradan değil. Her gün bir yenilik, yeni bir ilgi alanı, farklı bir hedefle gelir. Beklentileri yüksek bir eştir. Ona göre her şey mükemmel olmalıdır. Kendisi yüksek tempoda bir şey yapıyorsa benim de uyum sağlamamı bekler. Çok fazla hobisi olduğu için hala ona ayak uydurmakta zorlandığım oluyor. Bununla beraber, bu kadar tempolu yaşamaya öyle alıştık ki artık sakin bir yaşamı ben de düşünemiyorum.

 

Hakan Bey, sizin kızlarınızla aranız nasıl?

 

Kızlarımla aram gayet iyi. Bununla beraber, onlarla daha fazla zaman geçiremediğim için de üzülüyorum. İşim, sosyal yaşamım, siyaset hayatı derken, kimi zaman onlara yeteri kadar vakit ayıramadığımın farkındayım. Kısaca, kızlarına iyi bir yaşam sunmak için elinden geleni yapan ama onlara yeterli vakti ayıramayan bir babayım. Neyse ki artık onlar da büyüdü ve bizim sosyal yaşamımıza dahil oldular. Şimdi eskisine göre çok daha fazla paylaşımımız var, açığı kapatıyoruz.

 

Ailenizin fertlerinden biri de Eva… Onu ne kadar çok sevdiğinizi gözlerinizde görüyorum.

 

Köpeğimiz Eva, 6 yıldır bizimle ve gerçekten de ailemizin bir parçası. Aslına bakarsanız, ben de pek çok baba gibi evde evcil hayvan beslenmesine karşıydım. Bu kadar hareketli bir sosyal yaşam içinde bir de onun sorumluluğunu taşımak istemedim. Meral ve kızlarla bu konuda çok uzun yıllar tartıştık. Neticede, direnmekten vazgeçtim ve Eva geldi. Şu anda sanırım, evde ona en düşkün olan kişi benim. Tatillerimizi bile Eva’yı da yanımızda götürebileceğimiz şekilde planlıyoruz. Ondan bir gün bile ayrı kalınca özlüyorum.

 

 

TEKNEDE YAŞAMAK İSTERİM

 

Hakan Bey, hobilerinize paralel olarak, yaşam alanınızı da tam doğanın kalbinde kurmuşsunuz. Ormanın içinde yaşıyor gibisiniz…

 

Evimiz Derbent’te, ormana komşu bir sitenin içinde. Biz de bu avantajı çok iyi kullandık. Meral de ben de bahçe işlerini seviyoruz. Buranın peyzajını, hobi bahçesini, çiçeklendirmesini, her şeyini ellerimizle yaptık. Bahçeye bir de taş fırın koyduk. Şimdi evimizin bütün sebze ve meyve ihtiyacını bahçemizden karşılıyor, ekmeğimizi kendimiz pişiriyoruz. En büyük zevkimiz bu bahçede dostlarımızla vakit geçirmek, onları evimizde ağırlamak.

 

Hobilerinizden biri de teknecilik… Göcek’tki tekneniz duruyor mu?

 

Evet, denizi ve tekne hayatını çok severim, her yaz ilk fırsatta tekneye kaçarım. Hep tekne almakla ilgili bir hevesim vardı, bir arkadaşımla beraber bu yola girdik. Benim için vazgeçilmez olan bu hobi bir süre sonra ticarete dönüştü. Şu anda Göcek’te ticari olarak yatçılık da yapıyoruz. Teknelerin en büyük sıkıntısı, kullanılmadığında da bakımının ve masraflarının devam ediyor olması. Tekne kendi maliyetini karşılasın, biz de tadını çıkaralım istiyorduk. Şimdi Göcek’te bir partner şirketimiz var. 8-9 yıldır da onlarla birlikteyiz. Yazın tatil yapacağımızda arkadaşlarımızla birlikte gidiyoruz. Onun dışındaki zamanlarda tekneyi yabancı müşterilerimize kiralıyoruz.

 

Hakan Bey, bu kadar hobinin içinde emeklilik hayaliniz nedir?

 

İşimi çok severek yapıyorum, daha uzun yıllar emekli olmayı düşünmüyorum. Emeklilik hayatında yapılabilir gibi görünen şeyleri ben zaten kendi hayatıma entegre ettim. Bununla beraber, çok ileride, teknede yaşamak istiyorum. Meral’le anlaşamadığımız tek nokta da burası. O, tam tersi toprakla haşır neşir olmak istiyor. Bakalım zaman bize ne gösterecek.

 

NASIL ARANDI: #hakantanta #meraltanta #dişhekimi #siyasetçi #kamp #doğa #kodosk #tekne #doğasporları #röportaj

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.