Klinik Psikolog Gizem Taner

Klinik Psikolog Gizem Taner, çocuklar, gençler ve ailelerle yürüttüğü çalışmalarda yalnızca mevcut sorunları çözmeyi değil, bireylerin duygusal dayanıklılığını güçlendirmeyi ve aile içi dengeyi kalıcı şekilde yeniden yapılandırmayı hedefleyen; mesleki sınırları net, bilimsel temelli ve güven odaklı yaklaşımı merkezine alan bir anlayışla hareket ediyor.

Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Ben, Klinik Psikolog Gizem Taner. Çocuk, genç ve ailelerle çalışıyorum. Kocaeli’de kurduğum kliniğimde bireysel danışmanlık, ebeveyn danışmanlığı ve psikoeğitim programları yürütüyorum. Ruh sağlığını, ertelenebilecek bir konu değil, yaşam kalitesinin temel unsuru olarak görüyorum. Amacım yalnızca sorun çözmek değil; bireylerin duygusal dayanıklılığını güçlendirmek ve aile içi dengeyi daha sağlıklı bir zemine taşımak.

Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Ben, danışmanlığı sadece “seans odasında konuşmak” olarak görmüyorum. Aileyi sürece aktif dahil ediyorum, bilimsel temelli çalışıyorum ve danışanlarıma hazır reçeteler değil; farkındalık kazandıran bir süreç sunuyorum. Ayrıca mesleki sınırlarımı net koruyarak güven inşa etmeyi öncelik haline getirdim. Güven, bu meslekte en büyük sermayedir.

Hangi noktaya geldiğinizde ‘Ben başardım” dediniz?
Başarıyı bir unvan ya da görünürlük olarak görmüyorum. Bir çocuğun kaygısıyla baş edebildiğini görmek, bir gencin kendi sesini bulduğuna tanıklık etmek ya da bir ebeveynin “Artık daha bilinçliyim” demesi, benim için en anlamlı başarı anlarıdır. Çünkü gerçek başarı, hayatın içinde karşılık bulur.

Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
En çok herkesi memnun etme alışkanlığımı bıraktım. Aynı anda her rolü kusursuz taşıma beklentisini geride bıraktım. Zaman zaman yoruldum, zaman zaman sosyal konfor alanımdan çıktım ama en önemli dönüşüm, kendi sınırlarımı sahiplenmek oldu. Güçlü olmanın; her yükü taşımak değil, hangi yükü taşıyacağını bilinçle seçmek olduğunu öğrendim.

Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Kadınların en çok içsel onaya ihtiyacı var. “Yeterliyim ve buraya aitim” diyebilmek büyük bir eşik. Bunun yanında finansal bilinç, dayanışma kültürü ve net sınırlar; iş hayatında sürdürülebilir gücün temelini oluşturuyor. Kadınlar birbirini desteklediğinde, şehir de ülke de güçlenir.

Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, değer kattığını düşünüyorsunuz?
Ruh sağlığı alanında yapılan her çalışma, toplumun geleceğine yapılan bir yatırımdır. Çocuk ve gençlerin duygusal regülasyon becerileri güçlendiğinde, psikolojik dayanıklılık arttığında, aile içi iletişim iyileştiğinde, bunun yansıması yalnızca evlerle sınırlı kalmaz; şehrin sosyal dokusuna da yayılır. Ailelerin bilinçlenmesi, şehrin sosyal dokusunu doğrudan etkiler. Bu katkı kısa vadede görünmez olabilir ancak etkisi nesiller boyudur.

Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki size ne söylemek isterdiniz?
“Kendine güven. Acele etme. Süreç sandığından daha öğretici. Ve unutma, değer üretmek zaman alır ama kalıcıdır.”

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...