İyi ki doğdun büyük usta Barış Manço

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 07/01/2022
“Beni öldüğüm gün değil doğduğum gün hatırlayın” diyen büyük usta Barış Manço’yu doğum gününde eşi Lale Manço’dan dinledik
.stripslashes($urun->baslik).

HAZIRLAYAN: ENSAR GERÇEK

 

Her yeni yıla girişte benzer beklentileri dile getiririz. Hiç değişmez; sağlık, huzur, barış, şans, para, mutluluk gibi temennilerde bulunur, bütün bir yıl boyunca da gerçekleşmesini bekleriz. Ocak ayı bu yüzden özeldir. Yeni yılın ilk ayını benim için daha da özel kılan şey ise idolüm, sevgili Barış Manço abimizin 2 Ocak’ta doğmuş olmasıdır.

“Beni öldüğüm gün değil doğduğum gün hatırlayın” demişti Barış Manço. Biz, seni hiç unutmadık ki..

‘Güz yağmurlarıyla bir gün göçtün gittin.’ Bu coğrafyada seni de biraz üzdüler, biliyorum. Yoksa sen Anadolu’yu, adam olacak çocukları, bizleri bırakmazdın. Ama sen kimseye kızmadın, hep güldün, eğlendirdin, sevdin, birleştirdin, 7’den 77’ye kucakladın bizleri.

Sen, bizlerin rengine, kıyafetine, saçına, sakalına, inancına, görüşlerine takılmadan ürettin, çalıştın, çabaladın.

Sen, şu fani dünyayı ‘memleket’ diyerek gezdin bir uçtan bir uca. Kültürümüzü, dilimizi, ülkemizi tanıttın, anlattın tüm dünyaya. Hem de hiç karşılık beklemeden.

Şarkılarınla büyüdük ve Z kuşağı da seninle büyüyor Barış abi. ‘Arkadaşım Eşek’, ‘Alfabe’ ezberimde, hiç unutmadım. Ya bayramlarda bize hediye ettiğin o şarkı... Erken kalkıp giydiğimiz yeni elbiselerimizle bir olup neşelendiğimiz günler… Bu şarkılarla aynı şeyleri kızımın da yaşaması ne güzel. Hep de yaşayacak söz veriyoruz sana…

Birileri de bana iki şey için söz verse. Biri; Barış abimizin hayatını anlatan bir film yapılsa… Diğeri de bir üniversitemiz onun şarkı sözlerini, yaptığı müziği araştırıp dünyadaki tüm müzikseverlere, eğitim-öğretim veren her mecraya taşısa. Barış abiye belki vefa borcumuzu öderiz.

Şimdi sizleri çok değerli Lale Manço ile birlikte gözlerimizin nemlendiği, benim ellerimin titrediği, hayatım boyunca unutmayacağım bir röportajla baş başa bırakıyorum.

 

Bir sonraki ay tekrar görüşmek dileğiyle. Sağlıcakla kalın…

 

Kendinizden bahsedecek olsanız, biraz Barış Manço biraz da sizin cümlelerinizle Lale Manço’yu tanımak isterim...

-Öncelikle şunu söylemek isterim, Barış Manço benim okulumdu. Biz, o okulda yetiştik. ‘Biz’ derken, beraber ürettiğimiz şeyler vardı. Ben sadece bir eş ve sanatçı olarak görmedim Barış Manço’yu. Özellikle büyük bir müessese olarak gördüm. Bu müessesede beraber çalıştık. Beraber büyüttük, beraber yükselttik. Herkes kendine düşen görevi yaptı. O çok iyi bir patron, çok iyi bir hoca, çok iyi bir okuldu. Benim çocuklarım da dahil onunla çalışan herkes için geçerli bir şeydir bu. Onunla beraber bu deneyimi yaşayan herkesin çok şanslı olduğunu düşünüyorum.

Barış Manço’nun evlilik teklifini sizden dinlemeyi istiyorum. Bir de teklif öncesinde kendisiyle ilgili düşünceleriniz neydi?

-Ben o zamanlarda yurt dışında yaşıyordum. Genç kızlık zamanlarıma denk gelen yıllar. O yıllarda dinlediğim müzik yabancı parçalardan oluşuyordu, çok da fazla tanımıyordum kendisini. Tamamen tesadüf, ilahi bir olgu diyebiliriz. Ablamın evlenip Barış Manço’nun oturduğu dairenin karşısına taşınması… Ablamın eşinin onun sınıftan arkadaşı olması… Hep bu örgünün ilmekleri oluyordu aslında.

Bir gün ben ablamdayken telefon etmem gerekti, ablamın telefonu arızalıydı. Eskiden böyle arızalar çok olurdu. Bana ‘Karşıdan arayabilirsin’ dedi. Ben de ‘Tanımadığım bir kapıyı çalıp, telefonunuzu kullanabilir miyim diyemem’ dedim. Ablam, ‘Git, çal kapıyı, zaten kendisi yoktur, asistanı falan vardır’ dedi. Neyse gittim, çaldım kapıyı. Kapıyı Barış Manço açtı. Çok şaşırdım tabi onu görünce karşımda. ‘Bir telefon edebilir miyim?’ dedim. ‘Benimle evlenmeyi kabul edersen tabii ki telefon edebilirsin’ diye cevap verdi. Ben içeri girip telefon ettim.

O zamanlar başkasının telefonunu kullananlar için latife yapılırdı. ‘Parası ne olacak peki?’ dedi Barış Manço. Ben de ‘Evleneceğiz ya’ dedim. Aslında komşusunun kardeşine şirinlik yapmak istemişti, sonra gerçeğe dönüştü.

Evlilik öncesi Barış Manço’yu şöyle anlatmak isterim. Ben o zamanlar İngiltere’deydim. Ablam bana kaset doldurup yollardı. Gönderdiği kasetlerin bir tanesinin başında ‘Gönül Dağı’, diğer tarafında da ‘Lambaya Püf De’ vardı. Bu iki parçaya da bayıldım. O zamanlar mektuplaşıyoruz tabi ablamla. ‘Çok beğendim, bayıldım bu şarkıları kim söylüyor?’ diye sordum. ‘Tanımıyor musun, Barış Manço’ dedi. Ben onun adını bu şarkıları dinleyerek öğrendim diyebilirim.

Barış Manço’yu sizden dinlemeyi çok isterim. Sizin gönlünüzdeki, hayatınızdaki yeri nasıldı?

-Ben Barış ile tanıştığımda 21, o da 32 yaşındaydı. Benim hayatımın şekillenmesinde, görüş açımın genişlemesinde önemli bir yeri vardır. Hızlı, hareketli, zorlukları olan bir hayattı. Fakat güzel bir hayat yaşadık.

ANTİKAYA MERAKLIYDI

Barış Manço ailesiyle nasıl vakit geçirirdi?

-İşte bu zorluklardan biri de zamandı. İstanbul’da olduğumuz zaman montaj, kayıt, plak çalışması gibi işlerinden dolayı evin dışında daha çok zaman geçirirdi.

Eğitim ve bazı çalışmaları dolayısıyla Belçika ve Fransa’da bulundu. İşi olmadığı zaman Belçika’daki evimizde oluyorduk. Hatta çocuklarımızın da doğduğu baba ocağıydı burası. Biz en çok burada bir araya gelip, en yoğun, en kaliteli zamanlarımızı burada geçiriyorduk.

Barış Manço 81300 adresi herkesin ezbere bildiği, benim de ailemle gezdiğim bu ev, sizin ve aileniz için ne ifade ediyor, biraz bahseder misiniz?

-Çocuklarımızı burada büyüttüğümüz, içini birlikte döşediğimiz, güzel ve farklı bir evdi bizim için burası. Barış’ın antika sevdası olduğunu bilirsiniz. Bu ev onun için ideal bir ortamdı çünkü antika eserlerini sergileme şansına sahip olduğu bir yerdi. Bizim için özel bir evdi. Kadıköy’ü ve Moda’yı çok seviyorduk.

81300 ile ilgili buradan şunu söylemek isterim. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı BİLSEM merkezleri aracılığıyla aralık sonu başlayacak Barış Manço ile resim ve müzik yarışmaları yapılacak burada. Bir de Türkiye genelinde bütün okullara yayılan bir proje var. Herkes Barış Manço’ya mektup yazacak, ‘81300 Moda’ adresine gönderecek. Bu projenin İzmit’te de yayılması için derginiz vasıtasıyla bir duyuru yapmak istiyorum. Tüm okullardan, tüm öğrencilerden Barış Manço’ya mektup yazmalarını bekliyorum. Bu projenin başında ciddi bir komite var. Bu mektupların sonrasında kitap haline getirilmesi planlanıyor. Bu adresin, bu projeyle tekrar hayat bulması beni çok heyecanlandırdı.

Moda’daki köşkte en çok ilgimi çeken odalardan biri şövalye odasıydı. Barış Manço burada nasıl vakit geçirirdi?

-Bestelerini yapardı o odada. Konforlu bir oda değildi aslında. Daha çok dekorasyon olarak ön plana çıkan fantazi bir odaydı. Bir nevi meditasyondu bu oda onun için. Tarihi çok sevdiği için ona iyi gelirdi.

ÇOCUKLARINA VERDİĞİ ÖĞÜT

Barış Manço çocuklarına neler anlatırdı? Onların ileride ne olmalarını isterdi?

-Bu güzel bir soru. Barış çocuklarına derdi ki ‘Her şey olabilirsiniz; ister marangoz, ister mühendis, ister doktor olun ama yaptığınız işin en iyisini yapın.’ En çok verdiği öğüt buydu. ‘Yaptığınız işi hayatınızın ortasına koyun, severek yapın ve en iyisini yapın! Sevmediğiniz işi yapmayın!’

Barış ailesine düşkün biriydi. Mümkün olduğunca bizlere vakit ayırırdı. Bir kere şunu hissettirebilmek önemli: ‘Bu ailenin bir babası var, siz benim kanatlarımın altındasınız, ben sizi her zaman korurum.’ Bu duygu olduktan sonra bütün aileler güzeldir.

Çocuklara ıspanak yemeğini sevdiren kişiydi Barış Manço. Acaba kendisi Lale Hanım’dan en çok hangi yemeği isterdi? Neleri severdi?

-Hiç yemek ayrımı yapmayan biriydi, her şeyi keyifle yerdi. Bamyayı çok severdi ancak ben de bamyaya dokunamazdım.

Barış Manço ev işlerinde Lale Hanım’a destek olur muydu?

-Ciddi desteği olurdu. Çocukların bakımıyla çok ilgiliydi. Evde yardımcımız olmasına rağmen yemek masamızın kurulması ve toplanması işini hep birlikte yapardık. Barış Manço çok zarif bir insandı. Bununla ilgili bir şey paylaşmak isterim. Bir gün yeni yıkanmış gömleğini giymesi gerekiyordu. Bana ütü masasının nerede olduğunu sordu. Son derece zarif bir şekilde gömleğinin ütülenmesi gerektiğini ifade etmişti. Ütü masasını versem kendisi de yapardı. Tabii gömleği o gün ben ütülemiştim. İşini hep kendi yapmaya çalışırdı.

Lale Hanım, Barış Manço size en çok hangi şarkısını söylerdi?

-Bestelenme aşamasından itibaren bütün şarkılarını dinlerdim tabii ki. Hepsini severdim. Fransızca bir eseri vardı; ‘Ce Sera Le Temps’, en sevdiğim eseriydi, bunu özellikle benim için söylerdi.

KONSER İÇİN JAPONCA ÖĞRENDİ

Barış Manço bütün şarkılarında bizlere mesaj verirdi, ülkesine ve tüm dünyaya vermek istediği mesaj neydi sizce?

-Barış’ı her zaman çok iyi bir iletişimci olarak gördüm. Çok hızlı öğrenen biriydi. Öğrendiklerini kendi öz kültürüyle birleştirir, ortaya kendisine has bir ürün çıkarırdı. Bu ürünü paylaşmak isterdi. Son derece basit ve sade bir dille karşı tarafa aktarırdı. O yüzdendir bunca eserin akılda kalması, söylenmesi. Şarkılarında saklı gizli şeyler yoktu, halkın anladığı dilden anlatırdı.

Tarifi olmayan bir sevgidir Barış Manço sevgisi. Mesela ben en az sizler kadar seviyorum diyebilirim. Herkesin bu kadar sevmesi ve saygı duyması karşısında neler söylemek istersiniz?

-Barış son derece mütevazı bir insandı. Bizim iş yerimiz de Moda’daydı, işe yürüyerek giderdi. Yolda herkesle selamlaşır, konuşurdu. İnsanlarla arasında hiçbir zaman duvar yoktu. Hayatı boyunca ne şoförü ne de koruması oldu. Sevenlerine bu kadar yakın olduğu için kalplere giriyordu. Onun arkasından herkes ailesinden birini kaybetmiş gibi ağladı. Hala bazı insanlar boynuma sarılıyor, birlikte ağlıyoruz.

Barış Manço’nun Japonya konseri olay olmuştu. Bu konserde neler yaşandı?

-Barış, konsere gelenlerle sahneden iletişim kurmayı severdi. Şimdiye kadar gördüğüm sanatçılar arasında dinleyenlerini bu kadar etkileyen tek sanatçıdır Barış. Daha sahneye çıkarken bütün salonu avucunun içine alırdı. Konuşmalarıyla, araya kattığı şovlarla sahneye çok hakim olurdu. Aynı şeyi Japonya konserinde de yapmak istedi. Seyirciyle ilişki halinde olmak istedi ve onlarla iletişim kurabilecek kadar Japonca öğrendi. Bunu dünyada çok az insan yapar herhalde. Belki de ilk yapan Barış Manço’dur. Bu durum, sevenlerine, müziğe ve kendisine saygısını gösteriyor. Barış Manço’nun bu kadar sevilmesinde bu özverinin etkisi büyüktür.

Ülkemize gelen yabancı sanatçılar ‘Merhaba Türkiye’ veya ‘Nasılsınız’ kelimelerinin dışına çıkamamışlardır.

SABIRLI, AZİMLİ, KARARLI…

Barış Manço ile bir çok şehir ve ülke gezdiniz. Buralarda yaşadığınız ilginç bir olayı anlatmanızı istesem?

-Tabii anlatacak çok enteresan olaylar var. Ben farklı bir şey anlatayım: Barış, ‘Ben Allah tarafından sevildiğimi, kayırıldığımı hissediyorum’ derdi. Buna da şöyle şahit olduk. Afrika’dayız, Kilimanjaro Dağı’nı çekeceğiz. Bu dağ her zaman sis altında olurmuş. Bizden önce bir reklam ekibi gelmiş, 3,5 ay kalmış, sisin açılmasını beklemiş. Biz de gittiğimizde sis vardı fakat bir mucize oldu, bulutlar dağıldı, sis kayboldu. Biz bütün ihtişamıyla Kilimanjaro Dağı’nı çektik. Ve sonra sis yüzünden dağ tekrar kapandı. Barış o zaman dedi ki ‘Lale ben kayırılıyorum.’ Sonra ‘Dağ dağa kavuştu’ diyerek gülüştük.

150 ülke, 500 bin km, konserler, albüm, kayıt, TV programları… Onca koşuşturma… Barış Manço bu süreci nasıl yönetiyordu? Bu gücü nereden buluyordu?

-Barış bir kere çok sabırlı ve azimli bir insandı. Çok kararlıydı. Gitmek istediği yere giderdi, onu yolundan kimse çeviremezdi. Ben onu hiçbir zaman depresyonda, ümitsiz veya çaresiz görmedim. Her zaman bir işin olabilirliğini düşünürdü. Gücünü bundan alıyordu belki de…

İzmit ile ilgili bir anınız var mı?

-Kocaeli Fuarı’na geldiğimi biliyorum, Barış Manço etkinliğine çocuklarımla birlikte katılmıştım. İzmit’ten o kadar çok geçtim ki… Yalova’da yazlığımız vardı, oraya gitmek için Körfez’i dolaşırdık. Geçtiğim yolların yapılışını bilirim. Dinamitlerin patlatıldığı dönemlerde saatlerce trafikte kaldığımızı söyleyebilirim.

 

NASIL ARANDI: #barışmanço #müzikköşesi #lalemanço #ensargerçek #röportaj #sanatçı #büyükusta #doğumgünü #çocuk #beste #aile #merakedilenler

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.