Gemiyle Adriyatik gezisi

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 12/10/2021
Yaz bitti, çoktan… Sonbaharı da ortaladık. İşlerinizin yoğunluğundan ya da başka sebeplerden dolayı henüz tatil yapamadıysanız; ekim ayında çıkacağınız en güzel tatillerden biri belki de ‘Gemiyle Adriyatik’ gezisi olabilir. Tabii denizden ve gemi yolculuğundan hoşlanıyorsanız…
.stripslashes($urun->baslik).

HAZIRLAYAN: DİŞ HEKİMİ MÜZEYYEN TOPÇU TAN

 

Kiminin hayalidir gemi seyahati; uçsuz bucaksız denizlerde seyredip, her sabah başka bir limanda uyanmak… Kiminin de dilinde bir şarkı:

 “Ah o gemide ben de olsaydım,

Açık denizlere yol alsaydım.”

İşte, deniz aşığı eşim Ömer Tan ile geçtiğimiz yıllarda gerçekleştirdiğimiz ve çok memnun kaldığımız gemiyle Adriyatik gezisi. Keyifli okumalar…

★ ★ ★

Aslında gemi seyahatleri bana gitmek istediğiniz yerleri keşfetmek için değil de ‘gitmeden önce bir bakalım, nasılmış’ araştırma gezisi gibi gelse de cruise gezilerinin iyi yanı zamandan tasarruf ediyor olmak. Aktif çalışan biriyseniz ve tatile ayıracak zamanınız kısıtlıysa en iyi tercihlerden biri olduğunu kabul ediyorum. Bir şehirden başka bir şehre ya da ülkeye giderken aynı zamanda eğitim alabiliyor, sanat galerisi gezebiliyor; eğlence, dans, konser, animasyon, şov vb. gibi etkinliklere katılabiliyor; fitness salonunda spor yapabiliyor, gurme restoranlarda yemek yiyebiliyorsunuz. Basketbol sahası, jakuzi ve yüzme havuzları, mini golf sahası, tırmanma platformu, kısacası 24 saat uyumasanız bitiremeyeceğiniz aktiviteler yapabiliyorsunuz. Bizim ilgi alanımızda değil ama oyun merakı olanlar için casino olduğunu yazmayı unutmayayım. Daha önceki gemi seyahatlerinde bahsettiğim gibi her seferinde bavul toplamak, otel giriş çıkışı yapmak zahmetine de katlanmıyorsunuz. Bu yazımda gemi içindeki aktivitelerden ve kurallardan bahsetmeyeceğim zira daha önceki yazılarımda ziyadesiyle değinmiştim. Eğer planlarınız arasında gemi seyahati varsa bu yazılarıma göz atmanızı tavsiye ederim.

★ ★ ★

Holland America Line filosuna ait Nieuw Amsterdam Gemisi ile gerçekleştirdiğimiz Adriyatik gezimizin rotası: Venedik, Dubrovnik, Korfu, Ravenna, Venedik.

Gemimiz Venedik’ten kalkacağı için önce uçakla Venedik’e gittik. Havaalanında bizi bekleyen araçlar, limana transferimizi sağladı ve gemiye girmek için gümrük işlemlerimizi gerçekleştirdik. Kamaramıza yerleştikten sonra gemiyi tanımak için dolaştık. Gerçi her seferinde, gemide nerede ne var, restoranlar nerede, kamaramız nerede, öğrenene kadar seyahat bitiyor. Gemilerin içi o kadar karışık geliyor yani… Yemeğimizi yedikten sonra Venedik’i keşfetmek üzere gemiden indik (Gemiye her giriş ve çıkışta pasaport ve bilet kontrolleri yapılıyor).

VENEDİK

‘Hayaller şehri’ ya da ‘dünyanın en romantik şehri’ diye anılan Venedik, ilginç bir coğrafi yapıya sahip. Lagünler ve kanallarla bölünmüş yüzlerce adacıktan oluşuyor. Sokakları birbirine yollar yerine kanallarla ve 400’den fazla köprüyle bağlanan kocaman labirent gibi bir yer. Venedik`i keşfetmenin en iyi yolu romantik bir gondol gezisi yapmak ya da sabahın erken saatlerinden gece 23.00’e kadar hizmet veren vaporetto (su otobüsü) veya su taksileriyle dolaşmak. Gemimiz Venedik limanında iki gün kalacağı için ilk gün şehri yürüyerek keşfedip, gondolla ve vaporetto ile gezmeyi ikinci güne bıraktık. Dünyanın en güzel ve olağandışı şehirlerinden biri olarak kabul edilen Venedik’i ve çevresini elbette iki günde dolaşmak mümkün değil “ancak önceden hazırladığımız yapılacaklar listesinde bulunan maddelerin ne kadarını gerçekleştirebilirsek kardır” diyerek başladık yürümeye. İlk önce tarih boyunca şehrin hukuki ve yönetsel anlamda merkezi olan, Venedik’te yaşayanların ve turistlerin buluşma noktası olarak bilinen San Marco Meydanı’nı gezmek istedik.

SAN MARCO MEYDANI

Napolyon’un ‘Avrupa’nın Salonu’ olarak nitelendirdiği San Marco Meydanı, Venedik’e sadece su yolu ile ulaşılan dönemlerde lagünden kıyıya çıkılan, Venedik’e açılan kapıymış ve Venedik’in kalbinin attığı yer olarak kabul ediliyor. Meydandaki en önemli iki yapıdan biri olan ve ne kadar uğraşırsanız uğraşın tamamını fotoğraf karesine sığdıramadığınız San Marco Bazilikası (Aziz Marco Bazilikası) tüm ihtişamıyla karşınızda duruyor. (Artık bir dron almanın zamanı geldi sanki) En iyisi karşısına geçip görüntüyü hafızanıza kaydedene kadar seyretmek. Bunun için arkadaşlarımızla birlikte meydandaki kafelerden birine oturarak İtalyanların meşhur içeceği cappuccino içip, geleneksel İtalyan tatlısı tramisu yedik. Kafe o kadar kalabalıktı ki siparişlerimiz gelene kadar bazilikanın dış cephesindeki tüm mozaikleri ezberledik. Ayrıca kahvemiz gelene kadar soğumuştu da! Bazilikanın dış güzelliği kadar içindeki mozaiklere, Marciano Müzesi’nde sergilenen Ortaçağ’dan kalma el yazmalarına da hayran kaldık.

DÜKLER SARAYI

San Marco Meydanı’ndaki en önemli iki yapıdan bir diğeri de pembe Verona mermeriyle adeta bir dantel gibi işlenmiş Dükler Sarayı... Hükümet, Venedik Cumhuriyeti’ni 9. Yüzyıl’da inşa edilen bu şatodan yönetmiş, 1923 yılında müzeye çevrilmiş. Meydan ve çevresindeki sokaklarda bu ikisi kadar ünlü olmayan ancak en az onlar kadar değerli ve estetik pek çok yapı mevcut. Bunlardan biri de Aziz Mark’ın Çan Kulesi.

TEZATLIK YARATIYOR

9. Yüzyıl’da bir deniz feneri olarak inşa edilen kule, Venedik’in en yüksek yapısı. (99 m.) Bazilikanın ve Dükler Sarayı’nın şaşaasının yanında tuğladan yapılmış çan kulesinin sadeliği biraz tezatlık yaratıyor. Kulede her biri farklı bir işleve sahip 5 adet çan bulunuyor. Temelleri çöktüğü için yıkılan kule 1912 yılında son hali korunarak tekrar yapılmış. Asansörle kulenin tepesine çıkılıp Venedik’in eşsiz manzarası izlenebiliyor. San Marco Meydanı’nın bir diğer önemli kulesi Saat Kulesi olarak da bilinen Torre dell’ Orologio. 15. YY sonlarında yapılan kule İtalyan Rönesansı’nın en güzel örneklerinden. Ay ve burçlar kuşağının konumlarını da gösteren, saat başı Mori (Mağribiler) isimli iki heykelin çanlarını çaldığı bu 5 katlı kule de gezilebiliyor.

Giardinetti Reali (Kraliyet Bahçeleri), Libreria Sansoviniana (Kütüphane), Ahlar Köprüsü, Ala Napoleonica (Correr Müzesi), Procuratie Nuove (Arkeoloji Müzesi), sanat hazineleri bakımından en zengin kiliselerinden biri olan Bazilika Dei Frari, görülmesi gereken yerler arasında. Eğer vaktiniz varsa cam işçiliğiyle ünlü Murano Adası ve dantelleriyle ünlü Burano Adası’na da gitmenizi tavsiye ederim. İrili ufaklı dükkanları, mağazaları dolaştık. Murano Adası’na gidemesek de başta  Murano camlarından yapılmış objeler, maskeler olmak üzere arkadaşlarımıza ve kendimize Venedik’i anımsatacak ufak tefek hediyelik eşyalar aldık. Rengarenk evlerin olduğu, taş kaplı dar sokaklarda yürüdük, yürüdük…

ŞEHRİN SEMBOLÜ GONDOLLAR

Venedik’e gidip gondola binmeden dönülür mü hiç? Venedik’teki ikinci günümüzde adalar kentini vaporetto ve gondolla gezdik. Vaporetto turistik bir kavram olmaktan ziyade Venediklilerin ulaşım için kullanmak zorunda olduğu bir araç ve Venediklilerin yaşam tarzı olmuş. Bir yerde iyi de olmuş, en azından binek arabaların gürültüsü ve egzozundan kurtulmuşlar. Gerçi neredeyse her evin kapısında araba yerine tekne var ama neyse!

Venedik kanallarında kullanılan yüksek pruvalı, uzun, dar, düz tabanlı teknelere gondol denildiğini biliyorsunuzdur. Gondolculuk, babadan oğula kalan şanlı bir meslek. (Öğrendiğim kadarıyla sadece bir kadın gondolcu var) Gondolların hepsinin siyah olması ilgimi çekti. Asil ve düzenli… Bir bütünlük halinde olması güzel bir şey... Eski çağlarda zenginler şatafat yarışına girince hükümet kanun çıkarmış: Gondolların siyah renge boyanması, gondolcuların siyah-beyaz ya da kırmızı-beyaz çizgili giysiler giymesi, hasır şapka takmaları zorunlu hale getirilmiş. Böylece keşmekeş önlenmiş. Daracık kanallardan geçerken, aynı anda 3-5 gondol birbirine milim dokunmadan nasıl geçiyor diye şaşırıp, hayran kalıyorsunuz. Hele alçak köprülerde her seferinde başını eğerek geçmesi. Biz olsak unutur çarparız herhalde... Gondolcumuza soruyoruz bunu ve iki yıl özel kursa gidip, gondolcu olunduğunu öğreniyoruz. ‘Eğitim şart’ konusu burada da ortaya çıkıyor vesselam. 45 dakika tek bir kürekle bütün kanallara girip çıkan gondolcuda hiçbir yorulma emaresi yok zira usulüne göre çekilen küreğin, gondolun yapısının da katkısıyla kanalda adeta yağ gibi kayıyor gondollar. ‘İyi ki tecrübe etmişiz’ dediğim gondol gezisinin en uzun seyrini seçmiştik. Dolayısıyla görülebilecek ne kadar ara sokak varsa gördük diyebilirim.  Bazı kanallar o kadar dardı ki karşılıklı evlerden ellerini uzatsalar tutabilirler. Acaba kanalın karşısında oturan komşusuna yüzerek giden var mıdır? Aklımda yine deli sorular.  

BÜYÜK KANAL

Yaklaşık 3.8 km. uzunluğundaki Büyük Kanal, şehrin ulaşımını sağlamada adeta belkemiği görevini görüyor. Kanalda, patricilerin (Antik Roma’daki seçkin ailelerden oluşan grup) yaşamış olduğu 12. ve 18. Yüzyıl’a ait saraylar, Venedik’in en güzel malikaneleri yan yana sıralanmış.

RIALTO KÖPRÜSÜ

Büyük Kanal üzerindeki en önemli köprü. Etrafında ve üzerinde hediyelik eşyalar satılıyor. Köprünün üzerinde Büyük Kanal’ın manzarasını seyreden turistler gibi biz de bir gün önce kanalı seyretmiştik. Şimdi de kanaldan köprüyü izliyoruz, şanslıyız. Dar kanallardan geçerken binaların yüzyıllardır suların içinde nasıl sağlam kaldığını merak ediyorum. Evlerin temelinde, suya girince beton kadar sertleşen, vernik sürülmüş, suya dayanıklı ahşap kazıkların kullanıldığını öğreniyoruz. Benimki de merak işte! Sanki suyun üstüne ev yapacağım. 

Evlerin boyalarının dökülmüş, bakımsız olduğunu görünce yine dayanamıyor ve soruyorum. Aslında evlere her yıl bakım yapılıyormuş ama nemli havadan ve tuzdan dolayı bu hale geliyormuş. Yani Venedik’te ev sahibi olmak isteyenlere şimdiden söyleyeyim, bakımı epey masraflı. Kısacası astarı yüzünden pahalı… Şaka bir yana Venedik’te geçirdiğimiz iki günde bile anlatacak o kadar çok şey yaşadık ki anlatırsam gezimizin geri kalanında uğradığımız şehirlere haksızlık olacak. Gelelim Venedik’ten sonraki durağımız Dubrovik’e…  

DUBROVNİK

Hırvatistan’ın Adriyatik Denizi kıyısında bulunan kenti Dubrovnik, Orta Çağ’dan kalma tarihi eserleriyle ünlü bir şehir. Antik Çağ’dan beri deniz ticaretiyle uğraşan şehir, kristal berraklığındaki denizi ve muhteşem doğası ile turistlerin çokça tercih ettiği önemli tatil lokasyonlarından biri. Bernard Shaw ‘Dünyada cenneti arayanlar Dubrovnik’i görmeliler’ gibi iddialı bir laf etmiş ama Dubrovnik’i görünce bu lafın hiç de iddialı olmadığını anlıyorsunuz. Şehir 1667’de güçlü bir depremle sarsılmış ve tarihi yapılar oldukça zarar görmüş. 1991’de ise Hırvatistan’ın Yugoslavya’dan ayrılışı sırasında çıkan iç savaşta Sırp bombardımanına maruz kalmış. Şehir epey hasarlanınca UNESCO restorasyon çalışmaları başlatmış ve 2005 yılında Dubrovnik eski görünümünü kazanmış.  Dünyanın en iyi 10 Orta Çağ duvarlı şehirleri arasında yer alan Dubrovnik, 1979’dan beri UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunuyor. Şehrin neredeyse tamamı surlarla çevrili ve eski şehre girmek için birkaç kapı var. Pile Gate olarak bilinen ana kapıdan girince Old Town’ı ikiye bölen şehrin ana caddesi olan Stradun Caddesi karşınıza çıkıyor. Tarihi binaların ve anıtların çoğu bu cadde güzergahında.

ESKİ ŞEHİR

Game of Thrones dizisinin çekildiği şehre adımınızı attığınız anda, kendinizi adeta bir açık hava müzesinde hissediyorsunuz. Tarihi surların merdivenlerine tırmanırken,  mermer ya da taş kaplı dar sokaklarda dolaşırken Barok, Gotik ve Rönesans stillerinin karışımıyla inşa edilmiş görkemli binaların mimarisini hayranlıkla izliyorsunuz. Sokakları geçtikçe Riznica Katedrali, Franciscan Manastırı, Avrupa’nın en eski eczanelerinden biri, sağlı sollu restoranlar, hediyelik eşya satan dükkanlar karşınıza çıkıyor.

ÇAN KULESİ

Stradun Caddesi’nin doğu ucunda 1444 yılında yapılmış 31 metre yüksekliğinde saatli bir çan kulesi var. Zelenci (Yeşil Adamlar) olarak bilinen ve saat başı çana vuran iki bronz figüre sahip kule, şehrin simgelerinden biri durumunda.

BÜYÜK ONOFRIO ÇEŞMESİ

Eski dönemlerde şehre temiz su getirebilmek için yapılan çeşme, depremde çok zarar görmüş ama hala çalışır durumda. Sıcaktan ya da eşinin kale içindeki dükkanlardan alışveriş yapmasından bunalanlar buz gibi akan sudan içip, elini yüzünü yıkayıp, gölgesinde oturuyorlar.

Şehrin neredeyse tüm sokaklarını keşfettikten sonra teleferikle 4-5 dakika süren yolculukla Srd Tepesi’ne çıktık. Adriyatik Denizi’ndeki adaları, Dalmaçya kıyılarını ve Dubrovnik’in nefes kesen panoramik manzarasını kuş bakışı görmek, tepede bulunan restoranda manzaraya karşı kahve içmek oldukça keyifliydi. Sert rüzgarların ve kötü hava şartlarının olduğu durumlarda teleferik çalışmıyormuş ama tepeye taksi ile de çıkabiliyorsunuz. Dubrovnik tarihi dokusunun yanı sıra temiz ve berrak denizi, plajları ile de göz dolduruyor. Zamanınız varsa denize girmenizi de tavsiye ederim. Mayıs ayında başlayan deniz sezonu ekim ayının sonuna kadar sürüyor. Bizim zamanınız kısıtlı olduğu için Old Town’a yakın plajda yüzdük ancak şehirde keşfedilmeyi bekleyen onlarca plaj var.

Dolu dolu bir günün sonunda Korfu’ya gitmek için demir almak üzere olan gemimize döndük.  

KORFU ADASI

Korfu, Yunanistan’ın Adriyatik girişinde bulunan ve yedi adadan oluşan İyon Adalarından biri. En önemli şehri (Aynı zamanda limanı), doğusunda bulunan adayla aynı ismi taşıyan Kerkira (Korfu). Bağımsız bir liman ve ticaret şehri olan Korfu, Adriyatik’in girişini kontrol altında tuttuğu için tarih boyunca önemli bir yer olmuş. Korfu’da ilk yerleşim tarihi M.Ö. 730’lu yıllara dayanıyor. Tarih boyunca Yunan, Roma, Bizans ve Venedik hâkimiyetinde kalmış. Venediklilerden sonra 1797’de Fransızlar, Ruslar, ardından tekrar Fransızlar derken, 1814’te İngilizlerin himayesine girmiş. Osmanlı, adayı kuşatmış ama alamamış. 1864’te İngilizler, Yunanlılara devretmiş. Dolayısıyla adada her kültürün izini görmek mümkün ama 400 yıldan fazla adaya hükmeden Venedikliler,  Korfu’nun doğasına, mimarisine ve mutfağına çok şey katmış. Şu anda Yunanistan’ın en yeşil adası kabul edilen Thassos’la yarışacak kadar yeşil olan adanın yeşil görünümüne katma değer sunan dev zeytinliklerin ekilmesini Venedikliler teşvik etmiş. Adanın 200 km.’lik sahil şeridinde ise birçok ünlü plaj bulunuyor. Korfu’nun akvaryumu olarak bilinen Paleokastritsa Plajı, Canal D’Amour (Aşk Kanalı), Sidari Plajı, Agios Stefanos Plajı, Agios Gergios Plajı en popüler olanlardan. Adanın en ilgi çeken yeri ise adaya ismini veren Korfu eski şehir merkezi.

KORFU TOWN

Tipik Orta Çağ şehirlerinden olan Korfu’nun mimarisi hemen hiç bozulmamış, dolayısıyla kendinizi Venedik’in taş döşeli dar sokaklarındaymış gibi hissediyorsunuz. Bir evden diğerine uzanan iplerde rengarenk çamaşırların asılı olduğu evler, ahşap kepenkli, sardunyalı pencereler, renkli kapılar görülmeye değer. Eski şehrin bir ucunda 13-15. Yüzyılları arasında inşa edilmiş Palaio Frourio (Eski Kale), diğer ucunda ise 1576-1589 arasında inşa edilmiş Neo Frourio (Yeni Kale) yer alıyor. Şehrin merkezini dolaştıktan, hediyelik eşya dükkanlarından incik boncuk aldıktan sonra sevimli bir kafede soluklandık ve kalelere tırmanmaya başladık. Tepeye vardığımızda, harika bir şehir ve deniz manzarasıyla baş başa kaldık; alabildiğine engin ve sessiz…

“Adaya gelmişken; Aziz Spiridon Kilisesin’i (Church of Saint Spiridon), Paleokastritsa Manastırı’nı (Paleokastritsa Monastery), Saint George ve Saint Michael Kraliyet Sarayları ile Bizans Müzesi’ni (The Antivouniotissa) görmeden, dönülmez” dendi. Anlayacağınız tüm gün dağ tepe gezmekten denize girecek zaman bulamadık.

RAVENNA

Ravenna, İtalya’nın en büyük akarsuyu olan Po Nehri’nin suladığı ovalarıyla ünlü Emilia-Romagna bölgesinde bulunan bir şehir. Denizle şehir arasında 8-10 kilometre gibi bir mesafe var ve şehirle denizi birbirine büyük bir kanal bağlıyor. Adriyatik Denizi üzerindeki ticari limanların ilk sırasında yer alan Ravenna aynı zamanda cruise turlarının da önemli bir durağı. Kıyı bölgesindeki plajları, yemek kültürü, doğası, kültür ve sanat festivalleriyle de oldukça popüler, mutlaka görülmesi gereken lokasyonlardan biri. Ravenna ayrıca mozaik sanatının önemli eserleriyle biliniyor ve sekiz eseri UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Ravenna tarihinde, Batı Roma İmparatorluğu, Ostrogot Krallığı ve Bizans Eksarhlığı olmak üzere üç kez başkent olmuş. Bizans’ın batıdaki en önemli merkezi konumundaymış.  Ravenna, Hıristiyanlığın başlangıcından günümüze dek mimarinin ve sanatın özeti olarak görülüyor. Ravenna’nın merkezine araç girişi kısıtlı, bu nedenle ulaşımda ağırlıklı olarak bisiklet kullanılıyor. Budanarak ilginç bir görüntü sergileyen sağlı sollu okaliptüs ağaçlarının sıralandığı yoldan geçerek Ravenna’nın tarihi merkezi Piazza del Popolo (Halk Meydanı)’ya varıyoruz. Tarihi binalar ve heykellerle çevrili büyük bir meydan olan Piazza del Popola’da çok sayıda mağaza, restoran ve kafeler var. Dondurmasının güzel olduğunu duyunca, dondurma alıp şehri dolaşmaya başlıyoruz. Meydan ve meydana açılan caddeler oldukça kalabalık. Ravenna, Roma’dan sonra İtalya’nın en çok ziyaret edilen şehri olduğu için her zaman kalabalık oluyormuş. Caddenin sonuna doğru Barok tarzında inşa edilmiş Santa Maria del Suffragio Kilisesi’ni görüyoruz.

AZİZ VİTALE BAZİLİKASI

1996 yılından beri UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde bulunan San Vitale Kilisesi, Geç Antik - Erken Bizans döneminin en önemli kiliselerinden biri olarak kabul ediliyor. Neredeyse tamamı mozaikten yapılan Aziz Vitale Bazilikası, Bizans İmparatorluğu ve tipik İtalyan mimarisiyle inşa edilmiş. 1960 yılında dönemin papası tarafından kiliseler arasında şeref unvanı olarak da bilinen ‘Minor Bazilika’ unvanını almış.

GIUSEPPE GARIBALDI ANITI

İtalya devletinin kurulmasına öncülük eden, İtalya’nın en büyük kahramanı ve yurtseverlerinden biri olarak kabul edilen General Garibaldi’nin heykeline İtalya’nın hemen her şehrinde rastlıyoruz. Ravenna’daki heykel 1892’de yapılmış. Garibaldi gençlik yıllarının bir bölümünü İstanbul’da geçirmiş.

ANITA GARIBALDI SAVAŞ ANITI

Elinde Ravenna armalı bir kalkan tutan ve savaşta düşen askerin üzerine bir defne çelengi yerleştiren zırhlı bir kadın figürü. Heykel, Giuseppe Garibaldi’nin eşi ve silah arkadaşı Anita Garibaldi anısına yapılmış.

ULUSAL RAVENNA MÜZESİ

Birbirinden değerli antik eserleri görebileceğiniz, geniş bir koleksiyona sahip bir müze. Bahçesinde sanatçılar resim ve mozaik yapıyor.

Ravenna için ‘İtalya’daki İstanbul’ ya da ‘İtalya’daki Bizans’ tanımlaması da yapılıyor zira İstanbul’daki Hagios Polieuktos Kilisesi, Studios Manastırı (İmrahor Camii) ve Havariyyun Kilisesi gibi yapılar da buradaki yapılarla hemen hemen aynı…  Görülmesi gereken tarihi yapıların tümü yürüme mesafesinde olduğu için San Giovanni Evangelista Kilisesi, Sant’Apollinare Nuovo Bazilikası (Basilica di Sant’Apollinare Nuovo), Arian Vaftizhanesi’ni (Battistero degli Ariani), Galla Placidia Mozolesi’ni de (Mausoleo di Galla Placidia) rahatlıkla görebiliyorsunuz.

İtalyan Rönesans edebiyatını ve resim sanatını etkileyen şair, politikacı Dante’nin gömüldüğü Francesko Bazilikası’nı (Basilico di San Francesco) ve bugün mezarının bulunduğu neoklasik yapıyı ziyaret ettikten sonra “yolcu yolunda gerek” diyerek gemimize geri dönüyoruz. 

Aslında her birinin tarihi, kültürü, doğası, enerjisi birbirinden güzel bu dört şehir hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki yaz yaz bitmez ama sayfa bitti. Pruvanız neta, denizleriniz sakin olsun…

“Hayat zalim, yolları pürüz,

Bir damla güneş, sonra hep güz,

Mutlu olmak en büyük varlık,

Vakit yok, gemi kalkıyor artık.

O gemide ben de olsaydım,

Açık denizlere yol alsaydım…” 

NASIL ARANDI: #dişhekimi #müzeyyentopçutan #gezi #geziyazısı #adriyatikgezisi #gemiseyahati #mekan #gezi #müze #sanmarco #gondollar #dubrovnik #onofrio #guiseppegaribaldi #anitagaribaldi #korfu #revenna #kocael

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.
Diğer Yazılarını İnceleyin;
Açık Hava Müzesi Tadında Şehirler

Köklü geçmişi, buram buram tarih ve sanat kokan sokakları, mimarisi, kültürü ve doğal güzellikleriyle ünlü Münih, Salzburg ve Viyana’yı gezerken kendinizi açık hava müzesinde gibi hissedeceksiniz

2 ay önce
İçinden Nehir Geçen Masalsı Şehirler

Neckar Nehri’nin iki yakasına kurulan, Almanya’nın en masalsı ve romantik şehirlerini gezerken, Ortaçağ’a doğru zaman yolculuğuna çıkacaksınız

3 ay önce
Galler’in gözbebeği: Swansea

Swansea, Britanya’nın ve Galler’in en güzel kumsallarına, plajlarına ve görkemli yamaçlarına sahip doğa harikası bir şehir

4 ay önce
Köklü bir geçmişe sahip önemli bir dünya şehri: Londra

Londra, İngiltere’nin ve dünyanın en önemli iş ve finans merkezi olduğu kadar turizm açısından da en çok ziyaretçi çeken, en hareketli kenti

6 ay önce
Avrupa’nın kültür başkenti: Berlin

Berlin, her ne kadar II. Dünya Savaşı’nda bombalarla yerle bir edilmiş olsa da kendini toparlamış; tarihi, siyasi rolü, kültür-sanatı ve doğası ile de Avrupa’nın göz bebeği olmayı başarmış

7 ay önce
Atamızın evini gezmenin tam zamanı Selanik

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıl dönümünde, doğduğu şehir Selanik’e ve doğduğu eve gitmeye ne dersiniz?

8 ay önce
Tarihi, kültürü, mimarisi, müziği ile ünlü Bulgaristan

Yakın bir yurt dışı tatili istiyorsanız; tarihi dokusu, göz alıcı dağları, yemyeşil parkları, altın sarısı kumsalları, zengin mutfağı ve sıcakkanlı insanlarıyla Bulgaristan sizi bekliyor

10 ay önce
Yunanistan’ın en yeşil adası Thassos

Thassos; muhteşem kumsalları, turkuaz rengi denizi, resmedilmeye değer köyleri, tarihi yapısı ve eğlence hayatıyla bir tatilde aradığınız her şeyi size sunmaya hazır

11 ay önce
Yunanistan’ın 5. Büyük adası: Sakız Adası

Dünya üzerinde sakız ağaçlarının yetiştiği ve damla sakızı üretiminin yapıldığı tek yer olan Sakız Adası hem köklü tarihi hem de doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyülüyor

1 yıl önce
Şövalyeler adası Rodos

Her köşesinde binlerce yıllık tarih yatan, dar sokakları şövalyelerin izleriyle dolu olan Rodos Adası; turkuaz rengi denizi, tertemiz plajları, geleneksel mutfağı ve gece hayatıyla ziyaretçilerini adeta büyülüyor

1 yıl önce
Sardunya Adası

Masmavi ve berrak denizi, bembeyaz kumsalları, birbirinden güzel plajlarıyla meşhur Sardunya Adası, tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı için kültürel gezileri tercih edenlerin de uğrak yeri

1 yıl önce
Dünyanın en güzel adalarından: Tenerife

Kanarya Adaları'nın en büyüğü Tenerife; muhteşem denizi, birbirinden güzel plajları, doğal güzellikleri hatta eğlenceli karnavallarıyla heyecan dolu bir tatil arayanların adresi...

1 yıl önce
Tarih kokan şehir: Kiev

Dünyayı iyilik kurtaracak

Mitolojik öyküler ve efsanelerle dolu; Mora Yarımadası

Vikingler diyarı; Norveç

Batının en uç noktası: Fas

Yunanistan’ın en büyük adası; GİRİT

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bir tarih yatıyor: Kral Kızı Hamamı

Lavanta kokulu köy

Rüya gibi bir gemi yolculuğu