Galler’in gözbebeği: Swansea

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 08/03/2022
Swansea, Britanya’nın ve Galler’in en güzel kumsallarına, plajlarına ve görkemli yamaçlarına sahip doğa harikası bir şehir
.stripslashes($urun->baslik).

HAZIRLAYAN: DİŞ HEKİMİ MÜZEYYEN TOPÇU TAN

 

İngiltere seyahatlerimden birinde, Londra’ya kadar gitmişken, Galler’in Swansea şehrinde yaşayan fakülte arkadaşım, diş hekimi Şebnem Önal’ı ziyaret etmek istedim. Şebnem’in mihmandarlığı ve güzel ev sahipliği sayesinde, iki günlük kısa ziyaretim sırasında Swansea’yi tanıma şansım oldu.

Kocaeli Life’ın ocak ve şubat aylarında bahsettiğim Londra ve İngiltere’yi örümcek ağı gibi saran metro hatları karmaşık görünse de yön kavramı az gelişmiş biri olarak benim bile kolayca çözmem, hatları karıştırmadan diğer semtlerdeki arkadaşlarımı ziyaret etmem, kendime olan güvenimi artırmış; ‘Biraz da şehirler arası hatta ülkeler arası seyahat edeyim’ demiştim.

Backpacker (Sırt çantalı gezgin)’lar bana gülecektir belki ama yarım asrı devirmiş bizler için tek başına bir ülkeden başka bir ülkeye seyahat etmek çok alışık olduğumuz bir durum değil. Bu arada çantasını sırtına takıp tek başına neredeyse tüm dünyayı gezen gençlerimize, özellikle de kızlarımıza selam olsun. Onları canı gönülden kutluyorum.  Sırt çantalı gezginler için küçük, benim için büyük İngiltere’den Galler (İngilizce: Wales)’e seyahatim başlıyor. Keyifli okumalar.

***

Londra’nın 300 kilometre batısında yer alan Swansea’ye ulaşım için uçak, otobüs, tren seçeneği var. Bana en pratik olanı tren yolculuğu gibi geldi. Wanstead’dan metro ile önce Oxford Circus’a gidip, oradan Bacerloo hattına geçerek, Westminster’deki oldukça görkemli bir istasyon olan Paddington tren istasyonuna vardım (Tren biletini 1-2 hafta öncesinden ve gidiş-dönüş almak daha ekonomik). Üç saatlik yolculuğum fazla kalabalık olmayan, konforlu bir trenle, yemyeşil manzaralar eşliğinde, kitap okuyarak geçti ve son istasyonda indim. Şebnem, en son durakta inmem gerektiğini söylemişti ama istasyonun tabelasında ‘Abertawe Swansea’ yazısını görüp, arkadaşımı göremeyince, başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Yanlış anladım, başka durakta indim sandım. Cahilliğin gözü kör olsun, meğerse Swansea’nin Galce ismi Abertawe imiş, Şebnem de biraz geç kalmış. Akıllı telefonlar sağ olsun, hemen haberleştik, birkaç dakika sonra da Şebnem geldi. Ne var halbuki yanlış istasyonda indiysen, tekrar bilet alıp geri dönersin, değil mi? Yetiştiriliş tarzı işte! Ne kadar ‘çağı yakalıyoruz, yeniliklere açığız’ desek de pozitif olmakla ilgili kitaplar okusak, kurslara katılsak da hemen pesimist düşüncelere kapılıverir bizim jenerasyon! Neyse; yaşanan her yeni şey tecrübe hanemize yazılıyor.

 

***

Arkadaşımın sağdan direksiyonlu arabasına binip, soldan soldan giderek (Şu İngiltere’nin ters trafiğine bir türlü alışamadım. İnsanın alışkanlıklarından kurtulması ne kadar zor) sahibi Türk olan sevimli bir restorana vardık. Aperatif bir şeyler atıştırırken hem hasret giderdik hem de Galler ve Swansea hakkında merak ettiklerimi konuştuk. Aslında normal şartlarda bir ülkeye gitmeden önce enine boyuna araştırır, kısa zamana neleri sığdıracağımı planlarım. Ancak Swansea’de birinci öncelik arkadaşımı ziyaret etmek olduğu için açıkçası ‘dersime hiç çalışmadan gittim’ diyebilirim. Galler hakkında pek fazla bilgim yoktu. Hafızamı biraz zorlayınca aklıma ilk gelen; Prens Charles ve Leydi Diana oldu. Sonra Dr. Who dizisinin çekildiği görkemli kale, İskoçya mı Galler mi olduğuna tam emin olamadığım yeşil vadiler, yüksek tepeler… Başka da bir şey yok! Ne yaşam tarzları, ne kültürleri, ne İngilizler ile aralarındaki benzerlikleri, farklılıkları…

Neyse, iyi ki Şebnem fakülteden mezun olduktan sonra ihtisas yapmak için Galler’e gitmiş ve orada kalmış. Ben de bu sayede Galler ve Galliler ile ilgili fikir sahibi oldum. Hadi gelin birlikte Galler hakkında öğrendiklerime ve Swansea’de geçirdiğim iki günde gördüklerime, yaşadıklarıma bir göz atalım.

***

Önce, Galler ismini sık sık duymamıza neden olan; Leydi Diana ile peri masalı gibi başlayıp, zamanla kabusa dönen ve sonu hüsranla biten sansasyonel evlilikleri nedeniyle basın gündeminden düşmeyen Galler Prensi Charles’tan başlayayım. Zira Galler prensi olma şartı, kraliçenin ilk oğlu olmakmış, illa Galler’de doğmak gerekmiyormuş. Charles (Tam ismi Charles Philip Arthur George Mountbatten-Windsor) kraliçenin ilk oğlu olduğu için Galler Prensi unvanını almış ama Kraliçe II. Elizabeth’in uzun yaşamı sebebiyle en yaşlı prens unvanına da sahip (Aynı zamanda Cornwall Rothesay ve Edinburgh Dükü) İlkokul öğretmenim sayesinde coğrafya alt yapım fena değildir. İlkokulu bitirdiğimizde Türkiye’deki il ve ilçeleri, dünya ülkelerinin isimlerini, başkentlerini hatta önemli şehirlerini ezbere biliyor, haritada gözü kapalı yerlerini buluyorduk. Ancak Swansea’ye gitmeye karar verdiğimde Galler hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığımı fark ettim. Haritaya baktığımda Swansea’yi İngiltere’nin bir şehri bile sanabilirdim. Gerçi Londra gezi yazımda da değindiğim gibi Büyük Britanya, Birleşik Krallık, İngiltere kavramları biraz karıştığı için bu normaldi. Büyük Britanya’yı oluşturan Birleşik Krallık ülkelerinin (İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda) en büyüğü ve en nüfuslusu İngiltere olduğu için genelde bu ülkelere kısaca İngiltere diyoruz. Lakin Birleşik Krallık’ın bir parçası olan bu ülkelerin kendine özgü kültürleri, İngilizce’nin yanı sıra kendi dilleri (Galce, İrlandaca ve İskoçça) ve kendi ulusal meclisleri var. Uluslararası anlamda Birleşik Krallık’a bağlı olsalar da içişlerinde bağımsızlar.

GALLER

Galce ismi Cymru olan Galler, Birleşik Krallık topraklarının güneybatısında yer alıyor. 2.700 km kıyı şeridine sahip olan Galler’in kuzeyi dağlarla kaplı. Avrupa’nın en yağışlı ülkelerinden biri olan Galler kuzey ılıman bölge içinde yer alıyor. Meksika Körfezi’nden başlayıp Birleşik Krallık’ın kuzeyine kadar devam eden sıcak su akıntısı nedeniyle iklimi yumuşak; yazlar ve kışlar ılık geçiyor. Atlantik Okyanusu’na kıyısı olan Galler’de gel-git (med-cezir) olayları yaşanıyor. Okyanus sularının periyodik olarak yükselip alçalması ile kıyı çizgisi değiştiği için sabah gittiğiniz plaj, akşam sular altında kaybolabiliyor.

Galler’in başkenti ve en büyük şehri Cardiff (Galce: Caerdydd). Bölgeye ilk yerleşim Buzul çağının sonlarına doğru olmuş. Gal halkına Galli, dillerine Galce deniyor. Okullarda İngilizce’nin yanı sıra Galce eğitim de veriliyor.  Dünyanın en eski kadim milletlerinden biri olarak kabul edilen Gallilerin kökenlerinin Keltler’e dayandığı söyleniyor. Ülke sanayileşmiş olsa da özellikle kuzey bölgelerde geleneksel hayat korunmuş, tarım ve hayvancılık ile uğraşılıyor. Et (İngiltere’de ‘kırmızı et’ denilince akla Galler ve koyun eti gelirmiş), süt ve süt ürünleri (özellikle de peynir) konusunda epey iddialılar. Tarım ürünlerinde ise pırasa üretimi öne çıkıyor. Galler pırasası tüm adada öyle bir ün yapmış ki 16. yüzyıldan beri Galler’in önemli sembollerinden biri haline gelmiş. “Pırasadan da sembol mü olurmuş?” diyenlere, bölgede çokça yetişen nergis çiçeğinin de 19. yüzyıldan beri ulusal sembollerden biri olduğunu söyleyelim. Yeri gelmişken sembollerden biri de bayraklarındaki kırmızı ejderha…

Galler’de çok sayıda tarihi ve etkileyici kale var. Bunların en önemlilerinden biri, 13. yüzyıldan kalma Caerphilly Kalesi. İngiltere’deki Windsor Kalesi’nden sonra Büyük Britanya’nın en büyük ikinci kalesi. Dev yapay göllerle çevrili. Dr.Who ve Merlin gibi diziler bu kalede çekiliyor. Bir diğer önemli kale ise başkentteki Cardiff Kalesi. Norman ve Roma harabelerinin üzerine kurulan Victoria dönemine ait gotik kale, görkemli bir mimari yapıya sahip. Galler, geleneksel müzik açısından da oldukça zengin bir ülke ve arp sanatçılarıyla ünlü.

SWANSEA       

Swansea; Galler’in güneyinde, üç tarafı (kuzey, güney ve batısı) denizle çevrili, Atlas Okyanusu’na kıyısı olan bir şehir. Swansea Şehir ve Kontluğu İdaresi’ne bağlı olan şehir; kuzeyde kırsal Lliw tepeleri, doğuda Swansea Körfezi, batıda Gower Yarımadası, güney doğudan kuzey batıya uzanan deniz sahili ile güzel bir coğrafyaya sahip. Büyük bir limanı olan Swansea, başkent Cardiff’ten sonra ülkenin ikinci büyük şehri. Swansea’ye şehir olma statüsü 1969’da, Prens Charles’in ‘Galler Prensi’ olarak atanması sırasında verilmiş. 1982 yılında da Swansea yerel idare başkanına ‘Lord Mayor’ unvanı taşıma onuru verilmiş ki Büyük Britanya’da Londra gibi belirli bazı şehirlerde belediye başkanına verilen önemli bir unvanmış.

Önceleri küçük bir kasaba ve liman olan Swansea, 18. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimi sırasında çok büyük gelişme gösterip, işçi sınıfını barındıran ve istihdam sağlayan bir merkez olmuş, özellikle metal üretimiyle İngiltere’nin savaş gücüne büyük destek sağlamış. 19. yüzyılda ise bakır endüstrisinin merkezi haline gelmiş. Bakır üretiminin yanı sıra arsenik, çinko, kalay, seramik üretimi yapan birçok fabrika faaliyete geçmiş. Ancak 20. yüzyılda Birleşik Krallık’ın ağır sanayisinin çökmeye başlamasıyla Swansea bir endüstriyel çöplük alanına dönmüş. Özellikle Aşağı Swansea Vadisi, fabrika kalıntıları ve maden cevheri işlendikten sonra kalan atıklarla bir endüstriyel mezarlık haline gelmiş. II. Dünya Savaşı’nda sanayi tesislerini hedef alan Alman uçak bombardımanlarının hedefi olunca da şehir ve liman tamamen yerle bir olmuş. Bu nedenle Swansea’de çok az sayıda tarihi bina kalmış. Savaş sonrası Swansea, Birleşik Krallık’ın diğer ağır sanayi merkezleriyle birlikte post-sanayi sistemine girmiş ve ekonomisinde turizm, eğitim ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere ‘hizmet sektörü’ ağırlık kazanmış.

1950 yılından sonra yeniden yapılaşmaya başlayan şehirde ilk etapta marina, kapalı pazar, Swansea Müzesi, Glynn Vivia Sanat Galerisi, Dylan Thomas Merkezi inşa edilmiş, günümüzde halen yenilenme çalışmaları devam ediyor.  Swansea, Britanya’nın ve Galler’in en güzel kumsallarına, plajlarına ve görkemli yamaçlarına sahip doğa harikası bir şehir. 5 mil uzunluğundaki Swansea Bay Plajı yüzmek, outdoor sporları yapmak için en çok tercih edilen destinasyonlardan biri. Ayrıca sörf yapmak, manzara seyretmek ve yürüyüş için de ideal bir bölge. Körfez akıntısı nedeniyle, İngiltere’nin plajları kadar soğuk olmasa da yine de deniz suyu oldukça soğuk ve çok güçlü rip akıntıları (çeken akıntı) var. Dediğim gibi denizin med- cezir hareketleri nedeniyle plajların bazıları sular altında kalabiliyor. Çoğu plajda cankurtaran veya acil durum tesisi olmadığı için plajlarda güneşlenmek veya yüzmek isteyenlerin çok dikkatli olmaları gerekiyor.

Nüfusu bakımından çok kalabalık bir şehir değil ancak iki üniversite olması sebebiyle özellikle eğitim döneminin başlangıcında, kampüs etkinliklerinin olduğu zamanlarda ve yaz aylarında turistlerin gelmesiyle birlikte kalabalıklaşıyor. Bu nedenle gitmeden önce rezervasyon yaptırmakta yarar var.

GÖRÜLECEK YERLER

Clyne Bahçeleri (Clyne Gardens)

Swansea’de çok sayıda park olmasına rağmen Clyne Gardens en çok ziyaret edilen park olarak dikkati çekiyor. 19 hektarlık devasa bahçede çeşitli egzotik bitkiler ve ağaçlar bulunuyor.

Art of the Matter

Swansea kültür ve sanat açısından oldukça aktif ve yıl boyu canlı bir şehir. Turistlerin ziyaret ettiği çok sayıda müzeye ve sanat galerilerine sahip. Şehrin en önemli sergilerinin yapıldığı yer The Glynn Vivian Art Gallery, 1911’de Richard Glynn Vivian tarafından kurulan ve şehre ait yüzlerce yıllık geçmişe sahip koleksiyonlara ev sahipliği yapan bir merkez. Art of the Matter (Maddenin Sanatı) koleksiyonu ile günümüz sanatçılarının iletişimini geliştirmeye devam ediyor.

Dylan Thomas Merkezi

(The Dylan Thomas Centre)

20. yüzyılın en büyük şairlerinden sayılan, Swansea’da doğup büyüyen Dylan Marlais Thomas’ın hayatının sergilendiği The Dylan Thomas Centre (Dylan Thomas Merkezi), edebiyat meraklılarının ilgisini çeken bir merkez. Ünlü şair adına her yıl, dünyanın her yanından inanılmaz bir katılımın sağlandığı Dylan Thomas Festivali de düzenleniyor.

Swansea Market

İlk defa 1897’de kurulan Swansea Market (Swansea Pazarı) tüm İngiltere’nin en geniş cam ve demir işlemeleriyle kaplıymış. II. Dünya Savaşı’nda şehrin büyük kısmı gibi burası da yok olmuş ancak yeniden yapıldıktan sonra Galler içerisinde, içinde 100’den fazla tezgâha sahip olan ender yerlerden biri haline gelmiş. Bu pazarda satılan ürünlerin tadına bakabilir ve damak tadınıza uygun olanları satın alabilirsiniz.

The Mumbles

Mumbles; Swansea Körfezi’nin batı ucunda yer alan canlı ve şirin bir kasaba. Mumbles’da cetvelle çizilmiş gibi düzenli, şirin evler; deniz kenarında yaya ve bisikletlere ayrılmış çok geniş yollar var. Yol boyunca çok sayıda alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar, güzel dekore edilmiş restoran, kafe, brasserie ve publar bulunuyor. Biz yemek için Verdi’s Restoranı, kahve içmek için ise Langland’s Brasserie’yi tercih ettik. Her ikisi de muhteşem bir deniz manzarasına sahip, şık mekanlardı. Ürünleri taze ve lezzetliydi.

Aklınızda bulunsun; deniz ürünleri yiyecekseniz mutlaka yerel balıkçıların ürünleri olduğundan emin olmanız gerektiğini söylüyorlar. Başka ülkeler de yapılıyor mu bilmiyorum ama Mumbles’da istiridye festivali yapılıyormuş; bana çok ilginç geldi.

Oystermouth Kalesi

Normanlar tarafından inşa edilen Oystermouth Kalesi; Gower Yarımadası’nın doğu tarafında, Mumbles yakınlarında, Swansea Körfezi’ne nazır bir tepede, yemyeşil bir parkın içinde. Galler’deki diğer kaleler kadar görkemli olmasa da Mumbles’a kadar gitmişken ziyaret etmekte fayda var.

Kule (The Tower, Meridian Quay)

Tabandan tavana pencerelere sahip olan Meridian Quay binası, şehre saplanmış bir hançer gibi görünse de en üst katındaki restoranda (Grape & Olives) enfes Swansea Körfezi ve Swansea Vadisi manzarası eşliğinde özellikle akşam yemeği yerken güneşi batırmak çok keyifli.

Ulaşım

Swansea’de şehir merkezine özel araçların girişini azaltmak için ‘park et-otobüse bin’ sistemi uygulanıyor. Otoparkta aracınızı bırakıp, otopark parasını da kapsayan biletle otobüse binerek şehir merkezine gidiyorsunuz. Böylece şehir merkezinde hem trafik sıkışıklığı olmuyor hem de çevre daha az kirleniyor. Ayrıca şehir merkezinde kişileri bir yerden diğerine götürmek için City Cruiser denilen bisiklet şeklinde kiralık taşıyıcılar bulunuyor.

Kaldırımların, engellilerin otobüslere rahatlıkla binebileceği yükseklikte olması; sadece otobüslerin kullandığı yol ve köprülerin yapılması; yaya ve bisiklet yollarının oldukça geniş tutulması; Avrupa ülkelerinde en beğendiğim ve özendiğim konu. İnsana verilen bu değer, insana, insan olduğunu anımsatıyor.

GALLER’DE NE YENİR, NE İÇİLİR?

Galler mutfağı, İngiliz mutfağından epeyce etkilenmiş. Yine İngilizler gibi Hint, Asya ve İspanyol mutfakları ülkede tercih edilen mutfaklardan. Galler’e özgü geleneksel lezzetlere örnek vermek gerekirse; ‘Cawl cennin’ denilen kremalı pırasa çorbası, deniz börülcesinden yapılan ‘Laverbread’ denilen ekmek; ‘Welsh rarebit’ denilen ve kızarmış ekmek dilimleri üzerinde servis edilen sıcak peynir soslu yemek; ‘Glamorgan Sausage’ denilen peynir, pırasa ve ekmek kırıntılarından yapılan vejetaryen sosisi, kuzu etinden yapılan ‘Lamb Cawl’ı sayabiliriz.

 

***

Londra’da İngiliz, Japon ve Hint mutfaklarını deneyimlediğim için Swansea’da, Galler ve İspanyol mutfaklarını denemek istedim. Gittiğimiz İspanyol restoranında başta tapas çeşitleri olmak üzere İspanyol mutfağına dair yiyecekleri denedim, en az Barcelona’da yediklerim kadar başarılıydı.

Yemek sonrası Şebnem hiç ale içip içmediğimi sordu. Bulmaca çözerken hep karşımıza çıkan ‘soldan sağa ya da yukarıdan aşağıya üç harfli bir çeşit İngiliz birası’ sorusuna ‘ALE’ diye yazdığım halde, hiç tadına bakmamıştım. Restorandan çıkıp, içinde eskiden ale yapımında kullanılan çeşitli aletlerin ve makinaların olduğu şehrin en nostaljik Pub’ına gidip ale tadımı yaptık. Eskiye sadık kalınarak dizayn edilen pub’da Galliler neşeli ve gürültülü bir sohbetin içindeydiler. Ale denilen biraların diğerlerinden farkı, fermantasyonuyla ilgiliymiş ve şişeden ziyade fıçıda olanlar daha makbulmüş. Galler’e özgü popüler tatlılar; welsh cakes (Gal keki), custard slice (muhallebi soslu kek) ve bara brith (kuru üzüm ve zencefilli kek). Dondurma ise en çok sevilen ve tüketilen tatlı…

 

***

Bir gezinin daha sonuna geldik. Sağlıklı günlerde seyahat edebilmek umuduyla, esen kalın.

 

 

NASIL ARANDI: #dişhekimi #müzeyyentopçutan #londra #swansea #galler #yemek #gezi #geziyazısı #ulaşım #artofthematter #dylanthomasmerkezi #kocaeli

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.
Diğer Yazılarını İnceleyin;
Açık Hava Müzesi Tadında Şehirler

Köklü geçmişi, buram buram tarih ve sanat kokan sokakları, mimarisi, kültürü ve doğal güzellikleriyle ünlü Münih, Salzburg ve Viyana’yı gezerken kendinizi açık hava müzesinde gibi hissedeceksiniz

2 ay önce
İçinden Nehir Geçen Masalsı Şehirler

Neckar Nehri’nin iki yakasına kurulan, Almanya’nın en masalsı ve romantik şehirlerini gezerken, Ortaçağ’a doğru zaman yolculuğuna çıkacaksınız

3 ay önce
Köklü bir geçmişe sahip önemli bir dünya şehri: Londra

Londra, İngiltere’nin ve dünyanın en önemli iş ve finans merkezi olduğu kadar turizm açısından da en çok ziyaretçi çeken, en hareketli kenti

6 ay önce
Avrupa’nın kültür başkenti: Berlin

Berlin, her ne kadar II. Dünya Savaşı’nda bombalarla yerle bir edilmiş olsa da kendini toparlamış; tarihi, siyasi rolü, kültür-sanatı ve doğası ile de Avrupa’nın göz bebeği olmayı başarmış

7 ay önce
Atamızın evini gezmenin tam zamanı Selanik

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıl dönümünde, doğduğu şehir Selanik’e ve doğduğu eve gitmeye ne dersiniz?

8 ay önce
Gemiyle Adriyatik gezisi

Yaz bitti, çoktan… Sonbaharı da ortaladık. İşlerinizin yoğunluğundan ya da başka sebeplerden dolayı henüz tatil yapamadıysanız; ekim ayında çıkacağınız en güzel tatillerden biri belki de ‘Gemiyle Adriyatik’ gezisi olabilir. Tabii denizden ve gemi yolculuğundan hoşlanıyorsanız…

9 ay önce
Tarihi, kültürü, mimarisi, müziği ile ünlü Bulgaristan

Yakın bir yurt dışı tatili istiyorsanız; tarihi dokusu, göz alıcı dağları, yemyeşil parkları, altın sarısı kumsalları, zengin mutfağı ve sıcakkanlı insanlarıyla Bulgaristan sizi bekliyor

10 ay önce
Yunanistan’ın en yeşil adası Thassos

Thassos; muhteşem kumsalları, turkuaz rengi denizi, resmedilmeye değer köyleri, tarihi yapısı ve eğlence hayatıyla bir tatilde aradığınız her şeyi size sunmaya hazır

11 ay önce
Yunanistan’ın 5. Büyük adası: Sakız Adası

Dünya üzerinde sakız ağaçlarının yetiştiği ve damla sakızı üretiminin yapıldığı tek yer olan Sakız Adası hem köklü tarihi hem de doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyülüyor

1 yıl önce
Şövalyeler adası Rodos

Her köşesinde binlerce yıllık tarih yatan, dar sokakları şövalyelerin izleriyle dolu olan Rodos Adası; turkuaz rengi denizi, tertemiz plajları, geleneksel mutfağı ve gece hayatıyla ziyaretçilerini adeta büyülüyor

1 yıl önce
Sardunya Adası

Masmavi ve berrak denizi, bembeyaz kumsalları, birbirinden güzel plajlarıyla meşhur Sardunya Adası, tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı için kültürel gezileri tercih edenlerin de uğrak yeri

1 yıl önce
Dünyanın en güzel adalarından: Tenerife

Kanarya Adaları'nın en büyüğü Tenerife; muhteşem denizi, birbirinden güzel plajları, doğal güzellikleri hatta eğlenceli karnavallarıyla heyecan dolu bir tatil arayanların adresi...

1 yıl önce
Tarih kokan şehir: Kiev

Dünyayı iyilik kurtaracak

Mitolojik öyküler ve efsanelerle dolu; Mora Yarımadası

Vikingler diyarı; Norveç

Batının en uç noktası: Fas

Yunanistan’ın en büyük adası; GİRİT

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bir tarih yatıyor: Kral Kızı Hamamı

Lavanta kokulu köy

Rüya gibi bir gemi yolculuğu