
Fzt. Ost. Rumeysa Turan Cankan, meslek hayatını geçici rahatlamalar yerine bilimsel temele dayanan, sürdürülebilir ve kalıcı iyilik hali oluşturma hedefi üzerine inşa ediyor.
Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Fizyoterapist, osteopat ve pilates eğitmeniyim. Lisans eğitimimi Okan Üniversitesi’nde tam burslu olarak tamamladım ve bölüm üçüncüsü olarak mezun oldum. Akademik yolculuğuma yüksek lisans eğitimimle devam ediyorum. Mesleğimi yalnızca kas-iskelet sistemi ağrıları üzerinden tanımlamıyorum. Ben işimi, ağrının görünen yüzünü bastırmak yerine kaynağını anlamak ve çözümlemek üzerine kurguladım. Benim için sağlık; hastalık yokluğundan öte, beden farkındalığıyla sürdürülen bilinçli bir yaşam halidir. Kocaeli’de kişiye özel egzersiz ve sağlıklı yaş alma programları, manuel terapi ve osteopati uygulamalarıyla bütüncül bir yaklaşım sunuyorum. Amacım geçici bir rahatlama değil; kalıcı bir iyilik hali oluşturmak.
Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Sağlık alanında çoğu zaman odak, ağrının bulunduğu bölgeye yönelir. Oysa insan bedeni birbirinden bağımsız parçalardan oluşan bir yapı değildir; bir sistemdir. Ben pratiğimde yalnızca ağrılı bölgeye değil, kişinin tüm sağlık parametrelerine bakıyorum. Değerlendirme ve planlama sürecimi bütünsel bir perspektifle kurguluyorum. Her danışan için kişiye özgü bir yol haritası oluşturuyor, süreci düzenli olarak takip ediyorum. Bunu sürdürebilmenin en önemli şartı ise mesleki gelişimi hiç bırakmamaktır. Sürekli eğitim almak, güncel literatürü takip etmek ve multidisipliner bir bakış açısına sahip olmak beni farklılaştırdı.

Hangi noktaya geldiğinizde ‘Ben başardım” dediniz?
Benim için başarı bir varış noktası değil, bir yolculuk. Ancak şunu net söyleyebilirim: Benimle birlikte iyileşme süreci yaşayan bir danışanın, sonrasında ailesini ve yakın çevresini gönül rahatlığıyla bana emanet etmek istemesi, doğru yolda olduğumu hissettiren en güçlü göstergelerden biri. Benim için en kıymetli geri bildirim, birinin “kendimi daha güçlü ve daha bilinçli hissediyorum” diyebilmesidir.
Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
Zamanımdan, konfor alanımdan ve aileme ayırabileceğim alanlardan ödün verdim. Akademik gelişim, girişimcilik ve klinik süreçleri aynı anda yürütmek ciddi bir disiplin ve enerji gerektiriyor. Her yerde var olabilmek, her role aynı özeni gösterebilmek kolay değil. Ancak kimliğimden, değerlerimden ve mesleki etik anlayışımdan hiçbir zaman ödün vermedim. Hızlı sonuç vaat eden, danışanı sürece bağımlı kılan ya da sosyal medyada görünür olmak adına bilimsel temeli zayıf yaklaşımları tercih etmedim. Bu tutum bazen daha yavaş büyümek anlamına geldi ama ben içime sinen, etik ve sürdürülebilir bir yolculuk inşa etmeyi seçtim.
Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Öncelikle kendilerine güvenmeye ve yetkinliklerini küçümsememeye. Çoğu zaman kadınlar yeterince donanımlı oldukları hâlde bir adım geri durabiliyor. Oysa bilgi, emek ve disiplin söz konusu olduğunda güçlü bir potansiyele sahibiz. Kadınlar genellikle çok yönlü düşünebilme, detayları fark edebilme ve aynı anda birden fazla sorumluluğu yönetebilme becerisine sahip. Bu özellikler doğru yönetildiğinde avantaja; kontrolsüz bırakıldığında ise yük haline dönüşebiliyor. Bu nedenle güçlü ve gelişime açık yönlerimizi iyi tanımaya, sınırlarımızı belirlemeye ve kendi bilge yanımıza güvenerek ilerlemeye ihtiyacımız var. Aile içi anlayış, eş desteği, kurumsal yapılar, mentorluk ve kadın dayanışması da süreci ciddi şekilde güçlendiriyor.
Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, değer kattığını düşünüyorsunuz?
Sağlık, kısa vadeli bir müdahale değil; bilinçli seçimlerle şekillenen uzun soluklu bir yolculuktur. Bu yolculukta danışanlarıma yalnızca uygulayıcı olarak değil, mentorluk eden bir sağlık profesyoneli olarak eşlik ediyorum. Uzun vadede sağlıklı yaşlanmayı önemseyen, beden farkındalığı yüksek bireylerin artması hem bireysel hem toplumsal düzeyde ciddi bir kazanım sağlar. Ağrı ve hareketsizlik döngüsünden çıkabilen bir birey yalnızca kendi yaşam kalitesini artırmaz; ailesine, işine ve sosyal çevresine de daha güçlü bir katkı sunar. Benim için değer üretmek; insanların bedenleriyle bilinçli bir ilişki kurmalarını sağlamak ve bu farkındalığı sürdürülebilir hale getirebilmektir. Bu yaklaşımın Kocaeli’de daha bilinçli, daha aktif ve daha sağlıklı bir toplum yapısına katkı sunduğuna inanıyorum.
Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki size ne söylemek isterdiniz?
“Fizyoterapinin düşünüldüğünden çok daha fazlası olduğunu hiç unutma” derdim. Öyle bir meslek ki neredeyse tüm tıbbi alanlarla iç içe çalışabilir ve insanın bütününe hizmet edebilir. “Sabırlı ol. Bir gün iyi bir fizyoterapistin neleri değiştirebileceğini daha fazla insan görecek. Öğrenmeye devam et. Yaptığın işe yüklediğin anlamı kaybetme. Çünkü en büyük güç, yaptığın işin değerini bilmek ve ortaya koyduğun katkının farkında olmaktır.”