
Diyetisyen Merve Tuna, başarıyı geçici sonuçlarla değil, danışanlarının hayatında bıraktığı kalıcı dönüşümle tanımlıyor; onun için asıl kazanım, tartıdaki rakam değil yıllar sonra da sürdürülebilen bilinç.
Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Ben, Merve Tuna. Diyetisyenim. Beslenmeyi sadece kilo verme süreci olarak değil, bir yaşam biçimi olarak ele alıyorum. Uzun yıllardır danışanlarımla birlikte sürdürülebilir, gerçek hayata uyumlu bir beslenme modeli oluşturmak için çalışıyorum. Danışanlarıma verdiğim hizmetin temelinde yasaklar değil; farkındalık, denge ve bireye özel yaklaşım var. Bugün yaptığım iş sadece beslenme planı hazırlamaktan öte yoğun çalışanlara, kadınlara, annelere, hayatın içinde kendini ihmal edenlere yeniden kendilerini hatırlatmak. Sağlıklı olmanın bir zorunluluk değil, bir öz değer göstergesi olduğunu anlatmak benim için mesleğin en kıymetli yanı.
Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Bulunduğum sektörde beni farklı kılan şey, beslenmeyi sadece matematiksel bir kalori hesabı olarak görmemem oldu. Birey psikolojisini, yaşam temposunu, hastalıklarını ve duygusal yeme davranışlarını sürecin merkezine koydum. Danışanlarıma sürdürülebilir alışkanlıklar kazandırmaya odaklandım. Çünkü benim için başarı; birinin 3 ayda kilo vermesi değil, 3 yıl sonra da sağlıklı kalabilmesi. Ayrıca ulaşılabilir ve gerçekçi bir sistem kurdum. Yasaklarla korkutan değil, bilinç kazandıran bir yaklaşımı benimsedim. Herkesin suçluluk duymadan, hayatın içinden kopmadan sağlıklı olabileceğini deneyimlemesini sağladım.

Hangi noktaya geldiğinizde ‘Ben başardım” dediniz?
Başarı benim için bir unvan ya da rakam değil, bir etki meselesi. Bir danışanımın yıllar sonra hâlâ aynı bilinçle beslendiğini görmek, bir annenin “Kızım artık kendini sevmeyi öğrendi” demesi, bir kadının aynaya daha yumuşak bakmaya başlaması… İşte o anlarda içimden sessizce “Doğru yoldayım” diyorum. Benim için başarı, birini tartıdaki sayıdan özgürleştirebilmek. Sağlıklı olmayı bir öz değer göstergesi haline getirebilmek. Bugün bulunduğum noktada, kurduğum sistemin sürdürülebilir olduğunu ve danışanlarımın hayatında kalıcı bir iz bıraktığını görmek bana “Evet, başardım” dedirtiyor. Ama aynı zamanda her gün yeniden öğrenmeye ve gelişmeye devam ediyorum çünkü gerçek başarı, durmak değil büyümeye devam etmek.
Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
12 yıldır danışanlarıma sağlıklı ve dengeli beslenmeyi öğretiyorum. Aynı zamanda 7 yaşında ikiz çocuk annesiyim. Başarı yolculuğumda en çok zamandan ve konforumdan ödün verdim. Hem çocuklarımı sağlıklı, huzurlu bir aile ortamında büyütme çabası hem de mesleğimde en iyisini yapma isteğim tabii ki kolay olmadı. Ama hiçbir zaman anneliğimden ya da mesleki etik değerlerimden ödün vermedim. Sadece daha disiplinli, daha planlı ve daha güçlü olmayı öğrendim. Kadın olarak üretmenin, anne olarak büyütmenin ve işimde iyi olmanın aynı anda mümkün olduğunu yaşayarak gördüm.
Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için en çok kendilerine güvenmeye ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Yapabileceklerine, enerjilerine ve potansiyellerine gerçekten inanmadıkları sürece dışarıdan gelen hiçbir destek yeterli olmuyor. Biz kadınlar çoğu zaman herkese yetişmeye çalışırken kendimizi ihmal edebiliyoruz.
Oysa kendi bedenine, ruhuna ve zihnine iyi bakmayan bir kadının sürdürülebilir bir güç üretmesi mümkün değil. Kendine zaman ayıran, sınır koyabilen, dinlenmeyi de üretmek kadar kıymetli gören kadın; iş hayatını da çok daha sağlıklı yönetebiliyor. Güç aslında dışarıda değil, kadının kendi merkezinde. O merkeze dönmeyi hatırladığımızda zaten fark yaratıyoruz.
Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, değer kattığını düşünüyorsunuz?
Kapımı çalan çoğu insan sadece kilo vermek istediğini söylüyor ama aslında getirdikleri şey kilo değil; yorgunluk, özgüven kaybı, erteleme alışkanlığı ve “kendimi hep en sona koyuyorum” duygusu oluyor. Ben yaptığım işte tam da bu noktaya dokunuyorum. Sadece beslenme planı hazırlamıyorum; kadınların ve ailelerin yaşam düzenini dönüştürüyorum. Bir annenin beslenme bilinci değiştiğinde, o evde büyüyen çocukların geleceği değişiyor. Bir kadının beden algısı iyileştiğinde özgüveni artıyor; bu da hem ailesine hem iş hayatına yansıyor. Ofisimde başlayan küçük bir farkındalık, zamanla bir ailenin kültürüne dönüşüyor. Benim için değer katmak; geçici kilo kaybı değil, kalıcı bilinç oluşturmak.
Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki size ne söylemek isterdiniz?
10 yıl önceki Merve’ye şunu söylerdim: “Bu kadar kaygılanma. Yetişeceksin. Hem iyi bir anne olacaksın hem de güçlü bir iş kadını.” O zamanlar her şeyi aynı anda kusursuz yapmaya çalışıyordum. Şimdi biliyorum ki kusursuzluk değil, istikrar, sabır ve kendine inanmak büyütüyor insanı. “Yol boyunca yorulacaksın, bazen şüphe edeceksin ama vazgeçmeyeceksin. Çünkü bir gün kendi ofisinde, danışanlarının hayatına dokunan, çocuklarına ilham olan bir kadın olacaksın. Ve en önemlisi şunu bil: Başarı bir varış noktası değil; her gün yeniden ayağa kalkabilme cesaretidir.” Bugün geriye baktığımda şunu söyleyebilirim; iyi ki kendime güvenmişim çünkü hayal ettiğim hayatın tam içindeyim.