20-04-2024 10:42

Cem Karaca’yı eşi İlkim Karaca anlattı: Şarkılı bir aşk hikayesi

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 12/11/2021
Türk rock müziğinin efsane ismi Cem Karaca’nın eşi İlkim Karaca evliliklerini anlatırken, ‘Şiir gibi, şarkı gibi, kitap gibi yaşadık. Sanki bitmeyen senfoni’ diyor
.stripslashes($urun->baslik).

HAZIRLAYAN: ENSAR GERÇEK

 

Böylesine büyük bir sanatçıyı, ülkemizin en büyük değerlerinden birini yazmak benim için hiç kolay olmadı. Önce Cem Karaca’nın yol arkadaşlarından Zafer Şanlı abimi arayarak yardım istedim. Kendisi, Cem Karaca’nın eşi İlkim Hanım ile irtibata geçerek, bu röportajın gerçekleşmesini sağladı. Sonrasında İlkim Hanım’ı bizzat aradım, ‘Cem Karaca yazımda bana yardımcı olur musunuz?’ diye sordum. ‘Tabii ki elimden geleni yaparım’ yanıtını aldım, başladık yazmaya. Bu röportaj aynı zamanda şimdiye kadar duymadığımız, bilmediğimiz yönleriyle Cem Karaca’yı anlatıyor. Katkılarından dolayı İlkim Hanım’a ve Zafer Şanlı’ya sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Kendinizden bahsedecek olsanız biraz Cem Karaca biraz da sizin cümlelerinizle İlkim Karaca’yı tanımak isterim?

Cem’in cümleleriyle kendimi anlatırsam; şairi yanıltmışım. Attila İlhan’ın bir şiirinde söylediği gibi ‘...olmayacak bir şey, bir insanın bir insanı anlaması...’ Ben, Cem’i anlamışım ve Cem’i çok mutlu etmişim. ‘Dişi Karaca’m derdi bana. Kendimi; sanat, edebiyat, felsefe, bilim, spor seven bir insan olarak tanımlıyorum.

Cem Karaca ile tanıştığınız ve o aşkın başladığı günleri bize biraz anlatır mısınız?

17 Aralık 1997 akşamı Tarabya Oteli’nde yeni yıl öncesi kutlama yemeğinde tanıştık. Cem Vakfı Sarıyer Şubesi’nin düzenlediği bir geceydi. Cem sahneye çıktığında, gözlerini gözlerimden ayırmadan, bana bakarak bir türkü söyledi, çok etkilenmiştim.

‘Odam kireç tutmuyor, kumunu karmayınca,

Sevda baştan gitmiyor, soyunup yatmayınca.’

O gece beni konserine davet etmişti, gittiğim akşam hissetmiştim benden vazgeçmeyeceğini. Evleneceğimizi bana hissettirdi. ‘Aşk, vazgeçilmezliktir’ demişti. Biz birbirimizi gördüğümüz andan itibaren birbirimizden vazgeçmedik, tutkulu ve güzel bir aşk yaşadık, çok mutlu olduk.

Cem Karaca’yı sizden dinlemeyi çok isterim. Sizin gönlünüzdeki, hayatınızdaki Cem nasıl biriydi?

Esasında bir Cem Karaca hayranı değildim, Cem’i tanıdıkça O’na aşık oldum ve çok sevdim. Ben Türk müziği dinleyicisiydim ve Türk Musikisi Devlet Konservatuvarından mezundum. Cem’le tanıştığım yıl Radyo Cumhuriyet’te programlar hazırlayıp sunuyordum, reklam spotları seslendiriyordum, ana haber okuyordum. Cem’le sözlendiğim zaman, Cem’i bir kaç kez radyoya, programlarıma konuk etmiştim. Çok iyi bir dinleyicimdi. Programım esnasında, reklam arası olduğunda beni arardı, cep telefonum kapalı ise muhakkak not bırakırdı, çok sevinirdim. Radyo müdürüme beni öven sözler söylerdi, kendimi çok başarılı hissederdim.

Cem yiğit bir insandı, şövalye ruhluydu, romantikti, samimiydi, güven verirdi, çok yetenekliydi, işine aşıktı, sevgi doluydu ve sevgisini belli ederdi her yerde. Bana kendimi dünyanın en güzel kadınıymışım gibi hissettirirdi, benimle gurur duyardı, bana huzur verirdi. Güven, huzur, dürüstlük, çalışkanlık ve sadakat bizim için çok önemliydi ve çok şükür aşkımızda bunları doyasıya yaşadık.

NİKAHTA ‘YAŞASIN’ DİYE BAĞIRDI

Nikah töreninizde siz imza atarken Cem Karaca neden ayağa kalkıyor? Hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?

Cem’le nikah törenimiz Aşiyan’da, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde oldu. Benim için de sürprizdi, ömrümde ilk defa gördüm bu hareketi. Nikah masasında gelin ile damat olarak yan yana otururken; Cem şapkasını çıkartıp masanın üzerine bıraktı, imzalamam için nikah defteri bana uzatılırken birdenbire ayağa kalktı ve beni ayakta izlemeye başladı, alkışladı, tekrar yanıma oturdu. Cem nikah defterini imzaladıktan sonra sevinç içinde ‘yaşasın’ diye bağırdı ellerini havaya kal dırarak, çocuk gibi sevinçliydi, mutluydu. Ben de Cem’i seyrediyordum, hem mutluydum hem şaşkındım, çok şekerdik yani. Davetliler ‘öp öp öp’ diye tempo tutunca, Cem dedi ki; ‘Dudaktan öpmek kolay, benim gibi bir musibeti kocalığa kabul ettiği için karımı alnından öpüyorum.’

Cem Karaca size en çok hangi şarkıyı söylerdi?

Cem bana en çok ıslık çalardı. Çok güzel ıslık çalarak melodi söylerdi, bayılırdım. Babasının Cem’e söylediği ninnileri söylerdi, annesinden öğrendiği çocuk şarkılarını öğretirdi bana. Kendi bestelerinin hikayelerini anlatırdı. Birlikte şarkılar söylerdik, şiirler okurduk.

Benim bestelerimin hikayesini sorardı, şarkılarımı çok beğenirdi, ezberlemeye çalışırdı. Notalarını Mahsun Kırmızıgül’e ve Fatih Erkoç’a gururla göstermişti, ‘Benim karımın besteleri’ diyerek.

Evde size hangi konularda destek olurdu? (Mutfak, çarşı, pazar vb.)

Cem’in elleri çok güçlüydü, aynı anda bir çok alışveriş poşetini taşırdı, ben hafif olanları taşımak isterdim, bana taşıtmazdı. Cem uyurken evimizin yakınındaki pazara giderdim, poşetleri mutlaka bir hamala taşıtmamı isterdi, ‘Hem senin ellerine yazık karıcım, hem de bir gariban üç beş kuruş kazansın, evine ekmek götürsün’ derdi. Yuvamızda hep aynı koltuğa otururdu Cem, koltuktan kalkarken minderini düzeltirdi ‘Senin ellerin yorulmasın İlkim’im’ diyerek. Yemeğimizi benim yapmamı isterdi, bilmediğim bazı yemekleri kendisi pişirerek öğretirdi bana. Annesinin faydalandığı yemek kitabını da bana hediye etmişti. ‘Oğlunu çok seven kayınvalidenden sana bir kitap, işte burada sevgilim, boş zamanlarında oku bakalım’ demişti. Kırmızı deri kaplıydı ve üzerinde altın harflerle Toto Karaca yazıyordu.

İlkim Hanım, Cem Karaca sizin yaptığınız en çok hangi yemeği severdi?

Cem benim yaptığım her yemeği çok severdi çünkü Cem’in istediği yemekleri yapardım. Çocuk yemeklerini çok severdi; köfte, kuzu pirzola, spagetti, kıymalı fiyonk makarna gibi. Tatlı sevmezdi fakat sakızlı muhallebiye bayılırdı. Meyveleri ben soyup, dilimleyip, bir tabakta sunduğum zaman yerdi. Tabii balıkları birlikte pişirirdik.

‘ŞAPKAM BİZİ SAKLAR’ DEDİ

İlkim Hanım unutamadığınız bir Cem Karaca konseri varsa anlatabilir misiniz?

Cem’i ilk dinlediğim konser benim için unutulmaz elbette. Beyoğlu’nda, Meis Bar’da verdiği bir konserdi. Repertuvarına, şarkılarını takdim edişine, sesine, yorumuna ve mütevazı kişiliğine hayran kalmıştım. Konserin ilk bölümünden sonra ara vermişti, yanıma gelip oturmuştu, sohbet etmiştik.

Dans müziği çalmaya başladığında beni dansa kaldırmıştı, herkes bizi seyretmişti. ‘Cem bize bakıyorlar, oturalım’ dediğimde, ‘Şapkam bizi saklar’ diyerek dans etmeye devam etti. Konserin ikinci bölümünden sonra beni İstiklal Caddesi’nde, çocukluğunda oturdukları evin sokağına götürdü, anılarını anlattı.  Annesinin mezun olduğu okulun önüne götürdü; çocukluğunu, annesini, anneannesini, babasını, dedelerini anlattı.Annesinin babası büyük bir ressammış, Cem, ‘annedede’ diye bahsederdi. Cem de karikatür çizerdi, suluboya resim yapardı bazen. Cem’in bir suluboya resim eskizini görmenizi isterim, bu röportaj için bir hatıra olur.

Bugüne kadar hiç duyulmayan Cem Karaca anılarından bahsetmenizi istesem, bize ne anlatırdınız?

Cem askerdeyken arkadaşları Cem’e ‘doktor’ diye hitap ederlermiş çünkü Cem gözlüklüymüş. Küçükken geçirdiği menenjit hastalığı sonucunda yüksek dereceli miyop olmuş, gözlüklerin camını tarif ederken ‘gazoz şişesinin alt camı kalınlıktaydı’ derdi. Askerde bir çok arkadaşına okuma-yazma öğretmiş.

Yıllar sonra Almanya’da evinde kaldığı arkadaşı İbrahim Hızlı da o asker arkadaşlarından birisi. Köln’deki evinde Cem’le beraber annesi Toto Karaca da uzun yıllar kalmış. Askerdeki arkadaşlarının isteği üzerine, bir çok mektup da yazmış. Yani 1965 senesinde Antakya’da asker olan Cem’in güzel Türkçesini, güzel yazısını okuyan bir çok genç nişanlı olmuş Cem’in yazdığı mektuplarda. Asker arkadaşları Cem’e yalvarırmış ‘N’olur doktor benim mektubumu da yaz’ diyerek.

İlkim Hanım, Cem Karaca ile bir gününüz nasıl geçerdi? Ortak hobileriniz var mıydı? En çok neye gülerdiniz?

Cem’in menajeri olmak mecburiyetinde kaldım, yaşadıklarından öğrendiği derslerle böyle bir karar verdi, kabul ettim. Cem çok rahat etti, çok mutlu oldu. Güven çok önemli bir kavram; hayatı kolaylaştırmak, huzurlu yaşamak için. Günlerimiz, konserler ve kitaplarla geçerdi. Cem’in tüm kıyafetlerini de ben seçerdim. İçkisini benim hazırlamamı isterdi, RSB kuralı vardı Cem’in.

Kadehine önce rakı miktarı, sonra su miktarı, sonra iyi sudan yapılmış buz miktarını koymayı öğretmişti bana Cem. ‘Yarimin elinden içtiğim içki şifa verir bana’ derdi. Ben hiç içki ve sigara içmedim. Konserlerde bazen nar suyu, bazen soda, bazen ıhlamur içerdim.

Evde kitaplar yayına hazırlardım, beste yapardım, şiir yazardım, yemek yapardım, bulaşık yıkardım, elde bulaşık yıkamaya bayılırdım. Cem de ‘Eldiven giy yavrucum’ derdi, Cem’i dinlemezdim. ‘Sen Arnavut musun?” diye sorardı gülerek. ‘Yooo’ derdim, ‘Niçin?’ diye sorardım, gülerek. ‘Çok keçisin de’ derdi gülerek...

Cem’le gülmek çok güzeldi.

Cem’le aynı evde yaşamak çok güzeldi.

Cem, Robert Kolej’de okumuş fakat mezun olmamış, hatta müzik dersinden ikmale kalmış, Cem anlatınca gülerdik.

İlkim Hanım sizin için sanat, müzik, şiir ne ifade ediyor? Cem Karaca size bu konularda neler söylerdi?

Benim için sanat çok değerlidir. Sanatçı doğmak büyük bir şans. Büyük bir sanatçıya eş olmak da büyük bir şans. Cem, ilk nikahımızı kendisi kıymıştı Allah’ın huzurunda; Eskişehir’de bir konser sonrası oteldeki odamızdaydık.

Şöyle söylemişti: ‘Hiçbir mecburiyet olmadan, hiçbir mahcubiyet duymadan, karşılıklı birbirimizi beğenip istediğimiz için evleneceğiz, bana bu duyguyu yaşattığın için sana çok teşekkür ediyorum İlkim’im.’ İstanbul’a döndükten sonra o akşamla ilgili bir şiir yazmıştı, çok güzeldi.

‘Seninleydim o ilk başkentte,

Yalnız değildik,

Emir Sultan Murat-ı Hüdavendigar,

Ve hatta mağrur lakin,

Metruk Zeki Müren,

Eşşek sudan gelinceye yorgundum,

Yol boyu dizinin sıcağında uyudum,

Ve şarkılar söyledim,

Gece boyunca…’

Geçip gittiğimiz bu hayatta sanatla ve güzel, huzurlu bir evlilikle hayatın tadını anlayabiliriz diye düşünüyorum.

Benim için de Cem için de sanat bir yaşam biçimiydi; bizim hayat yolumuz müzik, şiir, şarkılar... Aşk gibi yaşamak...

Biz şanslıydık birbirimize rastladığımız için. İkimiz de yuvamızı çok seviyorduk, birbirimizi takdir ediyorduk ve mutlu oluyorduk. Birbirimizi değiştirmeye çalışmadık, olduğumuz halimizle birbirimizi çok beğendik. Doğal ve samimiydik.

Cem derdi ki  ‘İşte hayat budur.’ Ve bence en önemlisi birbirimize karşı dürüsttük, özlediğimiz bir hayali gerçekleştirmek nasip oldu. İkimiz de şöyle düşünüyorduk: ‘Allah’ın dediği olur.’ Cem’in dilinden düşmezdi, ‘Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.’ Bizi sanat, müzik, şiir, karşılaştırdı, yüce Allah böyle yazmış alın yazımızı. Evlilik ‘kaderdir’ diye inanıyorum. Efsane bir sanatçıyla evlenince, hayat şiir gibi, şarkı gibi, kitap gibi yaşanıyor. Sanki bitmeyen senfoni...

Cem Karaca’nın veya sizin İzmit’te unutamadığınız bir anı ya da bir hikaye var mı?

Cem’le birlikte İzmit’e, Cem’in konserini dinlemeye gelmiştim. Yol boyunca başını dizime koyup uyumuştu. Cem sahnede bir efsaneydi, yuvamızda da öyleydi. İyi ki bu dünyada Cem’le karşılaştım, Cem’i tanıdım, Cem’le evlendim, Cem’le yuvamızda mutlu ve huzurlu yaşadım. Cem gideli 18 sene oldu, ben de kendi hayatımı yine sanatla yaşıyorum, çok şükür.

 

NASIL ARANDI: #cemkaraca #ilkimkaraca #sanatçı #senfoni #aşkhikayesi #nikahakdi #yaşasın #totokaraca #tarifdefteri #büyükaşk #röportaj #ensargerçek #köşe #köşeyazarı #müzikköşesi #köşeyazısı #aşkhikayesi

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.