Ay Sanat’ın Kurucusu: Günay Demirtaş

Ay Sanat’ın kurucusu Günay Demirtaş, “Daha az kork, daha çok inan” diyerek hayalleri gerçeğe dönüştürmenin mümkün olduğunu söylüyor.

Bize kendinizden ve şu an yaptığınız işten kısaca bahseder misiniz?
Ben, Günay Demirtaş. Sanatın iyileştirici ve birleştirici gücüne inanan bir kültür girişimcisiyim. Yıllardır müzik ve sanatın hem üretim hem eğitim tarafında çalışıyorum. Kurucusu olduğum Ay Sanat ile çocuklardan yetişkinlere, amatörlerden profesyonellere kadar herkesin kendisine alan bulabildiği, kapsayıcı bir sanat ortamı yaratmaya çalışıyorum. Bugün yaptığım iş sadece bir sanat kurumu yönetmek değil; insanların kendisini ifade edebileceği, birlikte üretebileceği ve dayanışma kurabileceği bir kültür alanı inşa etmek.

Bulunduğunuz sektörde neyi farklı yaparak başarılı oldunuz?
Ben sanatı hep “ulaşılabilir” kılmaya odaklandım. Sanatın belirli bir kesime ait, mesafeli ya da elit bir alan olduğu algısını kırmak istedim. Bu yüzden kapımızı herkese açık tuttuk. Bizde sahne sadece profesyonellere değil, ilk kez mikrofon tutan bir çocuğa da ait. Rekabetten çok paylaşımı, kusursuzluktan çok cesareti öncelik haline getirdik. İnsanlar burada sadece eğitim almıyor; ait hissediyor.

Hangi noktaya geldiğinizde ‘Ben başardım” dediniz?
Açıkçası hiçbir zaman “tamam, başardım” dediğim bir an olmadı çünkü başarıyı bir sonuçtan çok bir süreç olarak görüyorum. Ama sahnede ilk kez şarkı söyleyen bir öğrencinin gözlerindeki heyecanı gördüğümde ya da bir velinin “çocuğum burada kendini buldu” dediği anlarda içimden “doğru yoldayız” düşüncesi geçiyor. Benim için en büyük başarı, insanların hayatına gerçekten dokunabilmek.

Bir kadın olarak, başarı yolculuğunda nelerden ödün vermek zorunda kaldınız?
Bir kadın girişimci olarak daha fazla çalışmak, daha çok kanıtlamak ve çoğu zaman iki kat güçlü durmak zorunda kaldım. Zaman zaman özel hayatımdan, dinlenmekten hatta kendime ayıracağım zamandan feragat ettiğim oldu ama hiçbir zaman değerlerimden ödün vermedim. Empatiden, adaletten ve birlikte üretme fikrinden vazgeçmedim. Bence insanı ayakta tutan şey tam da bu.

Kadınların iş hayatında daha güçlü olabilmesi için sizce en çok neye ihtiyaç var?
En çok dayanışmaya ve görünürlüğe ihtiyacımız var. Kadınlar, birbirinin elini tuttuğunda gerçekten çok güçlü oluyor. Ayrıca fırsat eşitliği ve güven ortamı çok önemli. Yetenek zaten var; sadece alan açılması gerekiyor. Ben bulunduğum her yerde başka kadınların da cesaretle var olabilmesi için kapıları açık tutmaya özen gösteriyorum.

Yaptığınız işin kentimize ve topluma nasıl bir katkı sağladığını, değer kattığını düşünüyorsunuz?
Sanatın olduğu yerde umut oluyor. Biz kentte sadece konserler ya da eğitimler düzenlemiyoruz; insanları bir araya getiriyoruz. Farklı yaşlardan, farklı hikâyelerden insanlar aynı sahneyi paylaşıyor. Bu çok kıymetli bir sosyal bağ yaratıyor. Özellikle çocukların ve gençlerin sanata temas etmesi, özgüven kazanmaları ve kendilerini ifade edebilmeleri, uzun vadede topluma yapılan en büyük yatırım. Bence asıl değer tam da burada.

Dönüp geriye baktığınızda, 10 yıl önceki size ne söylemek isterdiniz?
“Daha az kork, daha çok inan” derdim. Çünkü çoğu zaman bizi durduran şey şartlar değil, kendi tereddütlerimiz oluyor. Şimdi biliyorum ki eğer niyetin samimiyse ve gerçekten fayda üretmek istiyorsan, yol bir şekilde açılıyor. O yüzden 10 yıl önceki kendime sadece şunu söylerdim: “Vazgeçme, doğru yerdesin.”

Yorum yap

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Yükleniyor

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...