Avrupa’nın kültür başkenti: Berlin

   2 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 17/12/2021
Berlin, her ne kadar II. Dünya Savaşı’nda bombalarla yerle bir edilmiş olsa da kendini toparlamış; tarihi, siyasi rolü, kültür-sanatı ve doğası ile de Avrupa’nın göz bebeği olmayı başarmış
.stripslashes($urun->baslik).

HAZIRLAYAN: DİŞ HEKİMİ MÜZEYYEN TOPÇU TAN

 

Berlin’e eşim Ömer Tan’la birlikte gittik. Bizi havaalanında elinde çiçeklerle çocukluk arkadaşım, Sevgili Canan Meral Türkmen ve değerli eşi Sezai Türkmen karşıladı. Berlin’de kaldığımız bir hafta boyunca her günümüzü, her saatimizi planladıkları, rehberlere taş çıkaracak kadar dolu ve güzel bir program hazırladıkları halde Berlin’i bitiremedik. Aslında Canan ‘En az on günlüğüne gelin’ diye bizi baştan uyarmıştı ama zamanımız bir haftayla sınırlıydı. Artık kalanları da bir daha Berlin’e gitmek için bir bahane olarak görüyor, değerli arkadaşıma ev sahipliği ve mihmandarlığı için teşekkür ediyorum. Berlin seyahatimizin siz değerli Kocaeli Life okurlarına rehber olması temennisiyle sağlıklı günler diliyorum. Tarihi, kültürü, hareketli sosyal hayatı ve doğasıyla ünlü ama ‘Berlin’ denilince akla ilk olarak soğuk savaş sonrası inşa edilen, filmlere, şarkılara çokça konu olan Berlin Duvarı geliyor... Almanya II. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca; Amerika, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa tarafından paylaşılıyor. Berlin öyle ilginç bir noktada kalıyor ki Amerika ve Rusya anlaşamayınca soğuk savaş çıkıyor. Bu soğuk savaştan dolayı 1961 yılında 46 km. uzunluğunda bir duvar örülüyor. Bir gecede oluşturulan duvar hem şehri hem de ülkeyi ikiye bölüyor. Zamanın imparatorluk merkezi Mitte, Berlin’i inşa eden mimar Karl Friedrich Schinkel’in tasarladığı binalar, büyükelçilikler, saraylar, müzeler, Cölln ile Berlin’i birleştiren anlaşmanın yapıldığı St. Nicholas Kilisesi de tıpkı diğer önemli yapılar gibi Doğu Berlin’de kalıyor. Berlinlilerin doğudan batıya geçişi en katı yöntemlerle engelleniyor. Duvarı aşarak, tünel kazarak, yüzerek batıya geçmek isteyen yüzlerce insan öldürülüyor. Günümüzde; sanatçıların yaptığı resimlerle dünyanın en uzun açık hava galerisi haline gelen duvar (East Side Gallery), Koch Caddesi’ndeki geçiş noktası olan C Kontrol noktası (Checkpoint Charlie), Soğuk Savaş Açık Hava Müzesi, Bernauer Caddesi’nde yıkılan duvarın yerinde bırakılmış- Berlin’in kalbine saplanmış mızraklar misali- demir konstrüksiyonlar, soğuk savaş yıllarını merak eden turistlerin çokça ziyaret ettiği noktalar.

KREUZBERG

Berlin’de yaklaşık 200 bin civarında Türk yaşıyor. Berlin’deki en yoğun Türk nüfusu Kreuzberg semtinde. Kreuzberg’de dolaşırken sanki Türkiye’deymiş gibi hissedebilirsiniz. Kaybolursanız, yoldan çevirdiğiniz üç kişiden biri Türk çıkabilir, yani tek kelime Almanca bilmeden Berlin’i dolaşabilirsiniz. Gülüm Bize Her Yer Trabzon, Karadeniz Balıkçısı, Lezzet Grill, Hasır Burger, Gökkuşağı Kitabevi, Mustafa’s Gemüse, Tadım Yaprak Döner, Kuaför Muhiddin, Karat Kuyumcu, Blumen Dilek, Melek Pastanesi, Smyrna Kuruyemiş, Foto Selçuk, Mısır Çarşısı, Yeminli Tercüman, İş Bankası vb. gibi tabelalarla karşılaşmak sizi şaşırtmasın. Hatta Türk usulü düğün konvoyuna bile rastlayabilirsiniz. Almanca öğrenmeden yıllardır hayatını burada idame ettirenler bile var. En tuhafı da Trabzonlu bir amcanın boş bir alanı çevirip sebze bahçesi haline getirmesi, içine de bir güzel baraka yaptırması. O kadar disiplinli Almanların kurallarını çiğneyip, Berlin’e bildiğin gecekondu yapması takdire şayan bir durum. Bu arada amcamızı buradan polis bile çıkartamamış.

AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ

Berlin, Avrupa başkentleri arasında ‘kültür başkenti’ olarak anılıyor. Zira 180’e yakın müze ve tematik müzenin dışında Berlin’de üç opera, filarmoni, çok sayıda tiyatro, konser salonu ve kütüphane bulunuyor. Bunun yanı sıra sanatın ve kültürün her dalı ile iç içe geçmiş olan şehir; Berlin Film Festivali, festival haftaları ve tiyatro günleri ile tüm sanatseverleri Berlin’e çekiyor. Berlin’de tüm müzeleri görmek elbette imkansız ancak Müzeler Adası’nda bulunan ve dünyaca ünlü koleksiyonlara ev sahipliği yapan 5 müzeyi gezmenizi tavsiye ederim. Eski Müze (Altes Museum), tamamen klasik antik çağa adanmış. M.Ö. 10. yüzyıldan 1. yüzyıla kadar antik Yunanistan sanatı, Etrüskler ve Roma İmparatorluğu’nun sanatı ve arkeolojisi ile ilgili eserler sergileniyor. Yeni Müze’de (Neues Museum); Antik Mısır medeniyeti ağırlıklı olmak üzere antik dönemin eserleri sergileniyor. Bode Müzesi; Bizans eserlerinin, Anadolu’da arkeolojik kazılarda bulunan madeni paralar ve madalyaların sergilendiği müze…

Resim meraklılarının mutlaka görmesi gereken Eski Ulusal Galeri (Alte Nationalgalerie) ise Wagener tarafından bağışlanan 19. yüzyıl sanat eserlerinin sergilendiği müze... Çok değerli tablolara sahip eski bir ulusal galeri. Müzede Osman Hamdi Bey’e ait iki eser de bulunuyor. Müzeler Adası’nda en çok dikkati çeken, en çok ziyaret edilen müze ise Bergama Müzesi (Pergamonmuseum).

Klasik Antik Çağ Koleksiyonu, Antik Yakın Doğu Müzesi, İslam Sanatı Müzesi olmak üzere üç bölümden oluşan müzenin en beğenilen parçası, dünyanın 8. harikası olarak kabul edilen Zeus Sunağı, bir başka deyişle Zeus Altarı.

BERGAMA MÜZESİ

Yıllar önce İzmir/Bergama Antik Kenti’ni gezerken, Almanların buradaki tarihi eserlerin bir kısmını kaçırdığını bir kısmını ise komik bir paraya satın aldığını öğrenmiştim ama insan görmeden işin boyutunu tahmin edemiyor. 1910 yılında inşa edilen Pergamon Müzesi’ndeki eserlerin ne kadar görkemli olduğunu ancak görünce anlıyor. O dönemin şartlarında nakliyesinin nasıl yapıldığına, bu kadar büyük sütunları, görkemli sunakları, zarar vermeden buraya nasıl taşıdıklarına şaşırmadan edemiyor insan.

Pergamon Müzesi’nin hikayesi; 1865 yılında, tarihe meraklı Alman yol mühendisi Carl Humann, Ayvalık-İzmir yolu inşası sırasında kalıntıları görünce başlıyor. Humann önce kaçak kazılar yaparak buluntuları Almanya’ya yollayıp incelettiriyor. İncelemeler sonucu parçaların Zeus Altarı’na ait olduğu anlaşılınca da Osmanlıdan izin alıp, parasını verip bütün tapınağı Almanya’ya taşıyorlar. Evet ne acı ki Osmanlı zamanında, 1864 tarihli nizamnameye göre yabancılar buldukları tarihi eserlerin üçte birini götürme hakkına sahiplermiş, geri kalanını da Abdülhamit’in imzasıyla satın almışlar. Dünyanın 8. harikası kabul edilen Zeus Altarı nasıl satılır aklımız hayalimiz almıyor! Müzeyi gezerken şaşkınlığımız üzüntüye dönüyor.

Helenistik Bergama Krallığı’nın başkenti ve önemli bir eğitim merkezi, Roma İmparatorluğu’nun Asya eyaleti başkenti ve dönemin en önemli sağlık merkezlerinden Asklepion’a ev sahipliği yapmış antik şehrin; en önemli kalıntılarını hiçbir bağı olmayan Almanya’ya taşımışlar. Tıpkı Fransızların Mısır’ı yağmalaması gibi… (Fransızlar da piramitler hariç ne varsa Louvre Müzesi’ne taşımışlar!) Bergama Antik Kenti’ni başka bir yazıda daha detaylı anlatmak isterim. 

Berlin Pergamon Müzesi’nde; Bergama Athena tapınağı girişi, Athena heykeli, yine Athena tapınağının sütun ve arşitrav parçaları, Bergama kral saraylarının mozaikleri, Dionysos tapınağının Helenistik ve Roma dönemi parçaları, 1903 yılında II. Abdülhamid tarafından II. Wilhelm’e hediye olarak verilen Mşatta Sarayı’nın güneye bakan ön cephesi de sergileniyor.

Pergamon’u gezerken çok kızdık, çok sorguladık ama bir de şu açıdan baktık. Almanlar taşımasalar, belki de bu değerleri hiç göremeyecektik! Belki de dünyanın en önemli kültürel varlıklarından sayılan Aspendos Antik Tiyatrosu’nun basamaklarını restore ederken yamalı bohçaya döndürülmesi gibi (Kırılan basamaklarda orijinal koyu gri mermer yerine beyaz mermer kullanılmıştı) ya da 2000 yıllık tarihi Şile Kalesi’nin restorasyon sonrası ‘Sünger Bob’a benzetilmesi gibi bir restorasyon görecektik, kim bilir? Pergamon demişken eğer tarihe ve mitolojiye meraklıysanız, Ahmet Ümit’in polisiye ile Yunan mitolojisini buluşturduğu, okuyucuyu Berlin’den Pergamon Antik Kenti’ne tarihi bir yolculuğa çıkarttığı ‘Kayıp Tanrılar Ülkesi’ adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.

BERLİN KATEDRALİ

Berlin’in en önemli sembollerinden biri olan Berlin Katedrali (protestan kilisesi) içinde hiçbir zaman bir piskopos yaşamadığı için aslında gerçek anlamda bir katedral sayılmıyor. 1700’lü yılların ortasında barok tarzda inşa edilen katedral 1894 yılında II. Wilham’ın emriyle yıkılıp 1905 yılında barok-neoklasik tarzda yeniden inşa edilmiş. II. Dünya Savaşı’nda epey hasar almış. Restorasyonlar aslına uygun yapılmaya çalışılsa da Berlin’deki birçok yapı gibi neoklasik tarzın hakim olduğu görkemli yapı 1981’de son halini almış. Katedralin bugün en çok ilgi çeken özelliği içerisindeki antika eserler ve eski yüzyıllara ait mimariyi inceleme fırsatı bulabilmeniz. Çatısından harika bir panoramik manzara seyretmek isterseniz 270 basamak çıkmanız gerekiyor. Tavsiye ederim. Muhteşem şehir manzarası, tüm yorgunluğunuzu alıyor.

TIER GARTEN

Tier Garten, Berlin’in merkezinde yer alan Mitte ilçesinde bulunan, gezilmesi gereken önemli bir semt. Meclis binaları, hükümet binaları, Berlin Hayvanat Bahçesi, kanatlı heykeli ile Zafer Sütunu (Siegessäule) ve aynı adı taşıyan büyük parkıyla ünlü… 210 hektar yüzölçümü ile Tier Garten Parkı,  Almanya’nın en büyük parklarından biri. Alman Başbakanı’nın köşkü, Bellevue Sarayı ve çan kulesi de Tiergarten Parkı içinde yer alıyor. Park, Bismarck Anıtı ve Prusyalı generallerin heykelleri gibi birçok anıtı da barındırıyor. Zafer Sütunu’ndan başlayan ağaçlarla çevrili yaya yolu kenarında da 18. yüzyılda Prusyalı aristokratların avlanırken canlandırıldığı heykeller bulunuyor. Brandenburg Kapısı ve Potsdamer Platz semtin batı ucunda, Doğu ve Batı Berlin arasındaki eski sınırda yer alıyor. 1845 yılında inşa edilen neoklasik Saint Matthew Kilisesi, Gemäldegalerie Müzesi ve Berlin Şehir Kütüphanesi (Staatsbibliothek) de burada. Semtin güneyinde, galerileri ve tasarım ürünleri satan mağazalarıyla Potsdamer Strasse, sanatsever ziyaretçilerin uğrak noktası. Potsdamer Platz yanında bulunan Kulturforum’da, birkaç devlet müzesi ve Berlin Flarmoni Konser Salonu bulunuyor.

BRANDENBURG KAPISI

1788-1791 yılları arasında Alexander Platz Meydanı’nda inşa edilen Brandenburg Kapısı, Berlin’in en önemli sembollerinden biri. Brandenburg Kapısı on iki sütuna, altı giriş ve altı çıkış kapısına sahip. Yapıldığı dönemde sütunlar, beş yolu oluşturuyormuş ve vatandaşların sadece dıştaki iki kapıyı kullanma hakları varmış. Ortadaki yol ise kraliyete ve önemli trafik geçişlerine ayrılmış. Kapının en üstünde Quadriga (Olimpiyat Oyunlarında ve diğer oyunlarda yarıştırılan, yan yana koşulmuş dört at tarafından çekilen araba) var. Naziler iktidara gelince, kapıyı sembol olarak kullanmaya başlamışlar. II. Dünya Savaşı sırasında kapı tahrip olmuş ama tamamen yıkılmamış, Doğu ve Batı Berlin yönetimlerinin ortak çalışmasıyla restore edilmiş. Barışı temsilen inşa edilen bu kapının şimdiki görünümünü alması ise 18. yüzyılın sonlarını bulmuş. 1961 yılına kadar kapıdan araçlar ve yayalar rahatça geçebilmişler. 1961’de Berlin Duvarı’nın inşa edilmesiyle, Batı Berlin’in Brandenburg Kapısı ile olan bağlantısı kesilmiş. O zamanlar şehrin bölünmüşlüğünü simgeleyen bu tarihi yapı, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, şehrin birleşmesiyle bu kez barışın ve özgürlüğün simgesi olmuş. Kapının gece ışıklandırılmış hali de muhteşem. Brandenburg Kapısı’nın yakınında Berlin’in en ünlü yapılarından Alman İmparatorluğu’nun ilk parlamento binasını (Reichstag) da görebilirsiniz. Sonradan ilave edilen kubbeli cam çatısına çıkıp binanın içini izleyebiliyor, şehir merkezi ve parlamento binası hakkında kulaklıklarla bilgi alabiliyorsunuz ancak önceden online rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.

ZAFER SÜTUNU

8.5 m uzunluğundaki sütun Prusya’nın kazandığı zaferlere atfedilen anıtsal bir sütun. Üzerinde yüzü batıya dönük Victoria Heykeli bulunuyor. Berlinliler anıta ‘Altın Else’ anlamına gelen Goldelse adını vermiş.

TEKNE GEZİSİ

Berlin’in içinde ve çevresinde çok sayıda göl ve akarsu var. Bu akarsulardan en büyüğü Spree Nehri.  Berlin için büyük bir önem taşıyan nehrin uzunluğu 400 km civarında ve 44 km’si Berlin’den geçiyor. Nehir, Berlin’in merkezinde ikiye ayrılıp Spree Adası’nı (Spreeinsel) oluşturuyor. Spree Nehri genişletilip, derinleştirilerek gemi trafiğine uygun bir hale getirilmiş ve böylece Berlin, Spree nehri sayesinde hem turistik hem de ticari anlamında büyük kazanç sağlıyor. Spree Nehri’nin Havel’e dökülmesi, Havel Nehri’nin Elbe Nehri’ne ve Elbe Nehri’nin de Kuzey Denizi’ne dökülmesi sonucu Berlin’den okyanuslara doğru gemi trafiği sağlanıyor ve teknelerle turistik gezi yapılıyor. Tekne gezisi yaparken şehrin tarihi ve modern dokusunu, yapılarını, köprülerini görmüş oluyorsunuz.

OBERBAUM KÖPRÜSÜ

Berlin’de kanallar şehri Venedik’ten daha fazla köprü (540 köprü) var. Bu köprülerin en ünlüsü Berlin’in simgelerinden biri olan Oberbaum Köprüsü. Çift katlı köprü, 1896 yılında Spree Nehri’nin üzerine inşa edilmiş ve Kreuzberg ile Friedrichshain’i birbirine bağlıyor. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Kreuzberg Batı Berlin’in, Friedrichshain da Doğu Berlin’in sınırları içerisinde kalmış ve soğuk savaş sürecinde kapalı kalan köprü, Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra şehrin bağlantısını tekrar sağlamış durumda. Akşamları ve gece boyunca aydınlatılan Oberbaum Köprüsü’nden yürüyerek geçebilirsiniz ancak tekne turlarından birine katılarak köprünün altından süzülerek geçmek de çok keyifli. Tekne turundan sonra köprüyü ve nehri gören sağlı sollu sıralanmış kafelerde oturup sıcak bir şeyler içmek içinizi ısıtacaktır.

BERLİN'İN SİMGESİ: AYI

Sinemaya ilginiz varsa, Berlin Film Festivali’nde en iyi film için verilen ödülün Altın Ayı (Goldener Bär) olduğunu biliyorsunuzdur. Şehrin simgesinin ayı olmasıyla ilgili birkaç rivayet var. Bu rivayetlerin ikisi bana mantıklı geldi.  Brandenburg’un kurucusu Albrecht der Bär’in (Albrecht ayısı) takma adı Bär’(Ayı)’den ya da Berlin’in adından geldiği yönünde (Ber(lin) = Bär. Yüzyıllar boyu mühürlerde, arma ve bayraklarda ayı simgesi kullanıldığı gibi şehrin  hemen her yerinde çeşitli renklerde ve ebatlarda ayı heykelleri, maketleri görüyorsunuz.

GRAFİTİ

Berlin kültürünün önemli bir parçasını da sokak sanatı ve grafitiler oluşturuyor. Hoşnutsuzlukları ifade etmenin,  sosyo-politik meseleler hakkında farkındalık yaratmanın bir yolu olarak ortaya çıkan grafiti sanatı Berlin’de hemen her yerde karşınıza çıkıyor. Evler, duvarlar, metrolar, ünlü ya da ünsüz birçok sanatçının yaptığı grafitilerle renklenmiş. Bu nedenle Berlin aynı zamanda dünyanın en iyi sokak sanatı şehirlerinden biri olarak da tanınıyor.

BRITZER PARKI

Berlin’deki önemli ve görülmesi gereken parklardan biri de Britzer Park. İsmini Neukölln ilçesinin bir mahallesi olan Britz’den almış. Parkta piknik ya da yürüyüş yapabilir, su kenarında dinlenebilirsiniz. Mevsimlere göre değişen çiçek bahçelerinde bol bol fotoğraf çektirebilirsiniz. Özellikle nisan- mayıs aylarında rengarenk açmış binlerce lale, görsel bir şölen sunuyor, kendinizi adeta bir masal diyarında hissediyorsunuz.

SPANDAU KALESİ

Spandau Kalesi, Avrupa’nın en iyi korunmuş Rönesans askeri yapılarından biri. Havel ve Spree Nehri’nin buluştuğu bir adada bir Ortaçağ kalesinin üzerine inşa edilmiş olan Spandau kasabasını korumak için tasarlanmış. Günümüzde popüler bir müze ve turizm merkezi… Kalenin iç avlusu, 2005 yılından bu yana yaz aylarında açık hava konser salonu olarak hizmet veriyor.

NASIL ARANDI: #müzeyyentopçutan #geziyazısı #gezi #berlin #almanya #kreuzberg #katedral #oberbaumköprüsü #brandenburgkapısı #spandaukalesi #grafiti #kültür #tiergarden #bergamamüzesi #yemek #gezi #ömertan #zeusaltarı #ahmetümit #ömertan

7 ay önce - Canan Türkmen

Berlin’de sizleri ağırlamak çok keyifliydi. Şehirleri yürüyerek keşfetmeye verdiğim önemi birebir uygulayan arkadaşlarımdan olduğunuz için bazı günler biraz zorlamış olabilirim. Ama yaşadığım ve çok sevdiğim Berlin’i her yönü ile gösterebilmek adına biraz yoğun bir program uyguladığımı kabul ediyorum ama ben demiştim 1 hafta yetmez diye

7 ay önce - Canan Türkmen

Berlin’de sizleri ağırlamak çok keyifliydi. Şehirleri yürüyerek keşfetmeye verdiğim önemi birebir uygulayan arkadaşlarımdan olduğunuz için bazı günler biraz zorlamış olabilirim. Ama yaşadığım ve çok sevdiğim Berlin’i her yönü ile gösterebilmek adına biraz yoğun bir program uyguladığımı kabul ediyorum ama ben demiştim 1 hafta yetmez diye

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.
Diğer Yazılarını İnceleyin;
Açık Hava Müzesi Tadında Şehirler

Köklü geçmişi, buram buram tarih ve sanat kokan sokakları, mimarisi, kültürü ve doğal güzellikleriyle ünlü Münih, Salzburg ve Viyana’yı gezerken kendinizi açık hava müzesinde gibi hissedeceksiniz

2 ay önce
İçinden Nehir Geçen Masalsı Şehirler

Neckar Nehri’nin iki yakasına kurulan, Almanya’nın en masalsı ve romantik şehirlerini gezerken, Ortaçağ’a doğru zaman yolculuğuna çıkacaksınız

3 ay önce
Galler’in gözbebeği: Swansea

Swansea, Britanya’nın ve Galler’in en güzel kumsallarına, plajlarına ve görkemli yamaçlarına sahip doğa harikası bir şehir

4 ay önce
Köklü bir geçmişe sahip önemli bir dünya şehri: Londra

Londra, İngiltere’nin ve dünyanın en önemli iş ve finans merkezi olduğu kadar turizm açısından da en çok ziyaretçi çeken, en hareketli kenti

6 ay önce
Atamızın evini gezmenin tam zamanı Selanik

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıl dönümünde, doğduğu şehir Selanik’e ve doğduğu eve gitmeye ne dersiniz?

8 ay önce
Gemiyle Adriyatik gezisi

Yaz bitti, çoktan… Sonbaharı da ortaladık. İşlerinizin yoğunluğundan ya da başka sebeplerden dolayı henüz tatil yapamadıysanız; ekim ayında çıkacağınız en güzel tatillerden biri belki de ‘Gemiyle Adriyatik’ gezisi olabilir. Tabii denizden ve gemi yolculuğundan hoşlanıyorsanız…

10 ay önce
Tarihi, kültürü, mimarisi, müziği ile ünlü Bulgaristan

Yakın bir yurt dışı tatili istiyorsanız; tarihi dokusu, göz alıcı dağları, yemyeşil parkları, altın sarısı kumsalları, zengin mutfağı ve sıcakkanlı insanlarıyla Bulgaristan sizi bekliyor

11 ay önce
Yunanistan’ın en yeşil adası Thassos

Thassos; muhteşem kumsalları, turkuaz rengi denizi, resmedilmeye değer köyleri, tarihi yapısı ve eğlence hayatıyla bir tatilde aradığınız her şeyi size sunmaya hazır

1 yıl önce
Yunanistan’ın 5. Büyük adası: Sakız Adası

Dünya üzerinde sakız ağaçlarının yetiştiği ve damla sakızı üretiminin yapıldığı tek yer olan Sakız Adası hem köklü tarihi hem de doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyülüyor

1 yıl önce
Şövalyeler adası Rodos

Her köşesinde binlerce yıllık tarih yatan, dar sokakları şövalyelerin izleriyle dolu olan Rodos Adası; turkuaz rengi denizi, tertemiz plajları, geleneksel mutfağı ve gece hayatıyla ziyaretçilerini adeta büyülüyor

1 yıl önce
Sardunya Adası

Masmavi ve berrak denizi, bembeyaz kumsalları, birbirinden güzel plajlarıyla meşhur Sardunya Adası, tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı için kültürel gezileri tercih edenlerin de uğrak yeri

1 yıl önce
Dünyanın en güzel adalarından: Tenerife

Kanarya Adaları'nın en büyüğü Tenerife; muhteşem denizi, birbirinden güzel plajları, doğal güzellikleri hatta eğlenceli karnavallarıyla heyecan dolu bir tatil arayanların adresi...

1 yıl önce
Tarih kokan şehir: Kiev

Dünyayı iyilik kurtaracak

Mitolojik öyküler ve efsanelerle dolu; Mora Yarımadası

Vikingler diyarı; Norveç

Batının en uç noktası: Fas

Yunanistan’ın en büyük adası; GİRİT

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bir tarih yatıyor: Kral Kızı Hamamı

Lavanta kokulu köy

Rüya gibi bir gemi yolculuğu