Atamızın evini gezmenin tam zamanı Selanik

   0 Kişi Yorum Yaptı   Eklenme Tarihi: 15/11/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıl dönümünde, doğduğu şehir Selanik’e ve doğduğu eve gitmeye ne dersiniz?
.stripslashes($urun->baslik).

HAZIRLAYAN: DİŞ HEKİMİ MÜZEYYEN TOPÇU TAN

 

Sararan yaprakların kuvvetli rüzgarlarla sağa sola savrulduğu, yağmurlu, kasvetli havasıyla kasım; sonbaharın en hüzünlü ayıdır. Güneş, zaman zaman karabulutların arasından gülümsemeye çalışsa da sonbaharın bitişini, soğuk kış günlerinin yakında olduğunu hissettirir bize. Aslında kasım ayının esas hüznü, 10 Kasım’dır. Yüce önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fiziki olarak aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Onu ebediyete uğurladığımız gün… Atamıza her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğu bugünlerde; bir kasım ayında, doğduğu şehir Selanik’e ve doğduğu eve gitmeye ne dersiniz? 

★ ★ ★

Ülkemizin kuzeybatı komşusu Yunanistan’a karayolu, denizyolu ve havayolu ile ulaşmak mümkün. Biz eşim Ömer Tan ile eğer İskeçe, Selanik, Kavala bölgesine gideceksek çok uzun bir yolculuk olmadığı için genellikle karayolunu tercih ediyoruz. Kocaeli Life’ın ağustos sayısında Yunanistan’a karayolu ile nasıl gidileceğinden bahsetmiştim. (https://www.kocaelilife.com/yunanistanin-en-yesil-adasi-thassos-10686/)

Karayoluyla gitmek için ya İpsala ya da Pazarkule sınır kapılarından geçiliyor. Biz genellikle İstanbul, Tekirdağ, Malkara ve Keşan’ı takip ederek gelinen İpsala sınır kapısını tercih ediyoruz. İzmit/Selanik arası karayoluyla 700 km. civarında. Yolun tamamını yolda geçirmek yerine ya Kırklareli ya da Edirne’de bir gece kalıp sabah erkenden gümrüğü geçiyoruz. Gümrükten sonra Batı Trakya (Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe)’da yaşayan arkadaşlarımızla vakit geçirmek için mola veriyoruz.

İSKEÇE

Yunanistan‘ın kuzeyinde, Batı Trakya’da yer alan İskeçe, bölgede Türk nüfusunun en yoğun olduğu şehirlerden biri. Bunun nedeni, Lozan Antlaşması sonrasında Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesinde; Anadolu’da yaşayan 1 milyondan fazla Ortodoks Rum, Yunanistan’a, Yunanistan’da yaşayan yaklaşık 500 bin Türk de Türkiye’ye zorunlu göç ederken; bu mübadeleden İstanbul, Bozcaada ve Gökçeada’da oturan Rumlar ile Batı Trakya’da yaşayan Türklerin muaf tutulmuş olması.

Türkçe isminin ‘eskice’ kelimesinden türediği düşünülen İskeçe, Osmanlı kaynaklarında İsketye ve İskete olarak geçiyor. Yunanca’da ‘Xanthi’ olarak telaffuz edilen şehrin kökeni ise antik kent Xantheia’dan geliyor. Tarihi M.Ö. 870’li yıllara dayanan Xanthi, aynı zamanda tertemiz havası ve yemyeşil doğasıyla doğaseverlerin de gezi rotasında yer alıyor.

Yaklaşık 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan İskeçe’yi gezerken, tarihi taş evlerin sıralandığı dar sokaklardaki yapılarda Osmanlının izlerine rastlıyorsunuz. Eğer zaman kısıtlamanız yoksa 1-2 gününüzü İskeçe’ye ayırıp civar köyleri gezmenizi tavsiye ederim.

Biz İskeçe’de yaşayan arkadaşlarımızla buluşup, güzel bir restoranda yemek yiyip sohbet ettikten sonra küçük bir şehir turu yaptık. Arnavut kaldırımı döşeli sokakları dolaşarak, meydanındaki saat kulesine vardık. 1870 yılında Hacı Emin Ağa tarafından yaptırılan ve şehirdeki en önemli Türk-Osmanlı eserlerinden biri olan İskeçe Saat Kulesi’nin etrafı, ara sokaklardaki ıssızlığa göre daha hareketli. Kafelerde neredeyse milli Yunan içeceği sayılan frappe içip sohbet eden insanlardan ara sıra Türkçe konuşmalar duyuluyor. ‘Yolcu yolunda gerek’ diyerek, yola revan oluyoruz. 

Daha önce hiç katılmadık, pandemiden dolayı yapılıyor mu bilmiyorum ama İskeçe aynı zamanda şubat sonu-mart başı yapılan, Rio ve Venedik Karnavallarını aratmayacak kadar renkli karnavalı ile de ünlü. Festivalden bir-iki gün önce başlayan eğlenceler, konserler, festival boyunca kostümleriyle gezen cıvıl cıvıl topluluğu görmek, coşkulu geçit törenlerini izlemek lazım. İskeçe, deniz kenarında bir şehir olmamasına rağmen festival zamanı da binlerce kişiyi ağırlayarak turizme katkı sunuyor.

SELANİK

M.Ö. 315 yılında Makedonya Kralı Kassandros tarafından kurulan Selanik, Yunanistan’ın başkenti Atina’dan sonra ikinci büyük şehri. Yunanistan Makedonyası’nın yönetim merkezi… Tarih boyunca Roma, Bizans, Venedik ve Osmanlı hakimiyetinde kalan Selanik, 1997’de Avrupa kültür başkenti seçilmiş.

Buna şaşırmamak lazım zira Selanik’in caddelerini, sokaklarını gezerken yeni binaların arasında sıkışmış farklı medeniyetlere ait bir saray kalıntısı, tapınak ya da zafer takı görebiliyorsunuz. Selanik ülkenin ikinci büyük ekonomik ve ticari merkezi, aynı zamanda oldukça popüler olan bir turizm şehri.

Osmanlı hakimiyeti zamanında Selanik’e en az İstanbul kadar değer verilip, bütçe ayrılmış. Bu nedenle önemli eserlere rastlıyoruz. II. Murat döneminde inşa edilen Bey Hamamı, II. Abdülhamit döneminde inşa edilen Yeni Camii, 1905 yılında inşa edilen Komutan Seyfullah Paşa’nın Kraliçe Olga Caddesi’ndeki evi (Mordoch Villası) gibi yapılar da bunların arasında. Bu arada 1988 yılında UNESCO, Mordoch Villası’nın da içinde bulunduğu, Kraliçe Olga Caddesi’ndeki tüm binaları koruma altına almış.

ATATÜRK EVİ MÜZESİ

Selanik denilince aklımıza elbette ilk gelen; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk oluyor. İş ya da gezi maksadıyla Selanik’e ne zaman gitsek, yüce önderimizin doğduğu, çocukluk ve gençlik dönemlerinin geçtiği, Apostolou Pavlu Caddesi 17 numaradaki evi mutlaka ziyaret ederiz. Tarih boyunca gelmiş geçmiş en büyük lider olduğu dünyaca kabul edilen Atatürk’ün evini sadece Türkler değil, tüm dünyadan gelen insanlar ziyaret ediyor. Atamızın doğduğu evde hatta doğduğu odada bulunmak, oyun oynadığı bahçenin havasını teneffüs etmek, zaman geçirmek anlatılması imkansız; huzur veren, kıvanç veren, onur veren, mutluluk veren bir duygu…

★ ★ ★

Yazmadan geçemeyeceğim; Covid-19’a karşı geliştirdikleri aşıyla tüm insanlığa önemli bir hizmette bulunan BioNTech’in kurucu ortakları Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin, geçtiğimiz ekim ayında bir etkinlik için Selanik’e gitmişler ve ilk önce Atatürk Evi’ni ziyaret etmek istediklerini söylemişler.

Ziyaret sonrası anı defterine ise şöyle yazmışlar: Atatürk’ün doğduğu yeri ziyaret etmek, Türk kökenli bilim insanları olarak bizler için bir onurdur. Atatürk, modern Avrupa’nın öncü liderlerinden biri olarak özgür düşünce ve bilimin insanlık için taşıdıkları temel değeri anladı. ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.’ şeklindeki bilge sözüne tamamen katılıyoruz…

Bu satırları okuduğumda, bilim insanlarımız Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin ile bir kez daha gurur duydum. Atatürk Müze Evi’nin tarihçesine kısaca bakacak olursak:

Ev, 1870 yılında Rodoslu Müderris Hacı Mehmet Vakfı’nca yaptırılır. İlk olarak İbrahim Zühdü Efendi’nin, daha sonra Selanikli Abdullah Ağa ve eşi Ümmü Gülsüm’ün mülkiyetine geçer. Ali Rıza Efendi, bu 3 katlı evi 1878 yılında kiralar ve daha sonra satın alır. Atatürk, evin ikinci katında, güney tarafındaki odada dünyaya gelir. Ali Rıza Efendi’nin 1888 yılında vefatına kadar bu evde ikamet ederler. Zübeyde Hanım, eşinin vefatından sonra evi kiraya verir ve Ali Rıza Bey’in aynı evin bahçesine yaptırdığı daha küçük olan eve taşınır. Sonra çocuklarıyla birlikte ağabeyinin yanına gider.

★ ★ ★

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Selanik’te görevlendirilen Mustafa Kemal, bu dönemde, annesi ve kız kardeşi Makbule ile bu evde kalır. 1908 yılı eylül ayı içinde İstanbul’dan gelen bir emirle Mustafa Kemal, Trablusgarp’ta ortaya çıkan bir karışıklığı önlemek ve devlet düzenini sağlamakla görevlendirilir (Asıl amaç Mustafa Kemal’in uzaklaştırılmak istenmesidir ama bu başka bir yazı konusu). Mustafa Kemal, Selanik’ten ayrıldıktan sonra annesi ve kız kardeşi bir süre daha bu evde yaşar. 1912 yılında Selanik, Yunanistan’ın yönetimine geçince, İstanbul’a gelirler. Bundan sonraki süreçte bu ev, Türkiye ve Yunanistan arasındaki anlaşma gereği Yunan hükümetine bırakılır ve bir Yunanlı tarafından satın alınır.

1933’te evi, Atatürk’e hediye etmek üzere Selanik Belediyesi satın alır. Anahtarı 19 Şubat 1937 tarihinde Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu’na teslim edilir. Ev, Atatürk’ün ölümünün 15. yıl dönümü olan 10 Kasım 1953 tarihinde özgün haline getirilir, içi tefriş edilerek Atatürk Evi Müzesi olarak ziyarete açılır (Selanik Başkonsolosluğu da bu ev ile aynı yerleşkede bulunuyor). Evin sokağa bakan duvarına asılan levhada, büyük harflerle; Türkçe, Yunanca ve Fransızca  “Türk Milletinin büyük müceddidi ve Balkan ittihatının müzahiri Gazi Mustafa Kemal burada dünyaya gelmiştir. İşbu levha Türkiye Cumhuriyeti’nin onuncu yılı münasebetiyle konulmuştur. Selanik 29 birinciteşrin 1933” yazıyor. Evin bahçe kapısından girildiğinde ziyaretçileri Ata’mızın babası Ali Rıza Efendi’nin diktiği asırlık nar ağacı karşılıyor. 

★ ★ ★

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2010 yılında Atatürk Evi Müzesi’ni restore etmeye karar verir. Müzede bulunan eşyaların bir bölümü İzmit’e, Sultan Abdülaziz’in Av Köşkü olarak da bilinen, Osmanlı’nın İstanbul dışındaki tek sarayı olan Kasr-ı Hümayun’a; bir bölümü de Samsun Müzesi’ne gönderilir. 2013 yılında restorasyon çalışmaları biter ve müze tekrar ziyarete açılır. ‘Çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak’ yenilendiği söylenen müze evi, bizim gibi restorasyon öncesi de ziyaret edenler büyük hayal kırıklığına uğrar.

Çünkü evdeki o yaşanmışlık, o sıcaklık, o samimiyet gitmiş, Atatürk’e ait özel eşyaların çoğu ve o döneme ait orijinal parçalar kaldırılmış; yerine adeta dijital müze kurulmuş. Pencerelerin içindeki beyaz ışıklı panolara konulan şehrin fotoğrafları (Bu yapaylık yerine pencerelerden şehrin gerçek siluetinin görünmesi, gün ışığının girmesi daha anlamlı olurdu), doğduğu odadaki pirinç karyola yerine mermer bir kaide üzerine yazılmış ‘Atatürk dünyaya bu odada gözlerini açtı, İstanbul’da kapadı’ yazısı, odalardaki panolara konulan belge ve resimler, evin eski özgün halini aratıyor!

Modern müzecilik anlayışı pek bize göre değil anlaşılan. Belki restore edilmeden önceki halini görmeseydik, bu kadar şaşırmazdık! Bizim gibi düşünen ve anı defterine yazan ziyaretçilerden sonra 2014 yılında tekrar teşhir tanzim çalışmaları yapılmış ama yine de eski ruhunun yakalandığını söyleyemem… 2018’de, Kırklareli Belediyesi’nin önderliği ve Kırklareli halkının destekleriyle inşa edilen, Selanik’teki evin neredeyse aynısı olan Atatürk Evi’ni gezerseniz, evin çağdaş müzeye çevrilmeden önceki özgün halini görmüş olursunuz.

★ ★ ★

Apostolou Pavlou Sokak üzerindeki müze evin ziyaret saatleri; pazartesi hariç, her gün 10.00- 17.00 arası. Evin zemin katında, ‘Atatürk ve Çocuk Odası’, 1. katında, ‘Selanik Odası’ ve ‘Manastır Odası’, 2. katında ‘İstanbul Odası’ ile ‘Ankara Odası’ yer alıyor. Ayrıca müzenin her katında bulunan sofalarda, evin eski teşhir düzenini gösteren maketler hazırlanmış. 2. kattaki, ‘Ankara Odası’nda Atatürk’ü koltuğa oturmuş şekilde canlandıran silikon heykeli yer alıyor. Selanik Odası’nda ise Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın sedire oturmuş heykeli ziyaretçileri karşılıyor. Müze evin son katındaki bir odada ziyaretçiler için anı defteri bulunuyor.

Atamıza olan minnet, şükran duygularımızı anı defterine aktardıktan sonra sokağın karşısındaki kafelerden birinde oturup, bir müddet daha evi seyrettik. Hediyelik eşya satan dükkandan müze evi temsil eden magnetlerimizi aldıktan sonra Selanik’in kordon boyuna doğru yola çıktık. Selanik’in kordon boyu (Laforonoki) İzmir’e çok benziyor diye mutlaka duymuşsunuzdur. Gerçekten de gezerken yanınızdan Yunanca konuşarak geçen insanlar olmasa, kendinizi İzmir Alsancak ya da Karşıyaka’da zannedebilirsiniz. Kordon boyunda gezerken, karşınıza bütün heybetiyle Beyaz Kule çıkıyor.

BEYAZ KULE

Şehrin sembollerinden olan tarihi kule Kanuni Sultan Süleyman döneminde, bir Bizans yapısının üzerine inşa edilmiş. Osmanlı döneminde hapishane olarak kullanılan kulede 1826’da II. Mahmud’un emriyle yeniçerilerden oluşan mahkumların tamamı kılıçtan geçirilmiş. Bu nedenle kule ‘Kanlı Kule’ (Tower of Blood) olarak anılmaya başlanmış. Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanlılara teslim edildikten sonra, Osmanlı’nın izlerini kaldırmak isteyen Yunanlılar, vaftiz töreniyle kuleyi beyaza boyatmış. Ancak aşınma nedeniyle zamanla kulenin rengi orijinaline dönmüş. Rengi değişse de adı ‘Beyaz Kule’ olarak kalan kuleye çıkarak şehrin manzarasını seyretmenizi tavsiye ederim.

Kule sonrasında Selanik’in kalbinin attığı yer olan ünlü meydanı ‘Aristoteles Meydanı’na doğru yürüyüp, şehri keşfetmeye devam edebilirsiniz. Meydan boyunca sıralanmış neoklasik binalardaki kafelerde buzlu frappe ya da Yunanlıların Yunan kahvesi olduğunu iddia ettiği Türk kahvesi içip dinlenebilir, restoranlardan birinde yemeğinizi yiyebilirsiniz. Ama gün batımında mutlaka sahilde bir bank ya da masa kaparak güneşin batışını izlemelisiniz.  

Biz gezimizin 3. gününde, ay içinde az rastlanan sağanak yağmura yakalandığımız için şehir turuna hop on- hop of otobüsüyle devam etmeye karar verdik. Böylece hem yağmurda ıslanmayacak hem de şehrin tamamını gezebilecektik. Ancak yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki ‘bardaktan boşanırcasına’ sözü yanında az kalır. Otobüsün açık olan yan camlarından girerek, yolcuları ıslatıyordu. Şemsiyesi olan turistler, otobüsün içinde şemsiyelerini açtı. Biz de başımıza kapüşonlarımızı geçirdik. Kulaklıklarımızı taktık ve rehberin anlatımına kulak kabartarak, şehri biraz daha tanımaya çalıştık.

Otobüs turuyla Selaniklilerin buluşma noktası olan Kamara Meydanı, 4. yüzyılda Roma’nın Persler’e karşı kazandığı zaferi anlatan figürlerin olduğu Galerius Kemeri, Roma döneminde yapılan, Osmanlı döneminde cami şu anda müze olarak kullanılan Yorgo Rotundası (Sultan Hortaç Camii), Yunanistan’ın en büyük kilisesi Agios Dimitrios Killisesi, Ayasofya Kilisesi, 5. yüzyılda yapılan ve şehrin en büyük Bizans kilisesi olan Acheiropoietos Kilisesi, Selanik kalesi, surları derken Selanik’e gidince görülecek yerlerin büyük çoğunluğunu gezmiş olduk...

1876’da Osmanlıların veba salgınını önlemek amacıyla şehrin hava sirkülasyonunu sağlamak için surların bir kısmını yıktığını öğrenince, Osmanlı’nın şehir planlaması konusundaki bilgisini takdir ettim. Keşke İzmit’i planlayanlar (Planlanmış mı acaba?) hava sirkülasyonu için denizden dağa uzanan koridor vazifesi gören sokak ve caddeler bıraksalardı (Fethiye Caddesi nispeten uyuyor).  Kalenin önünde bir sanat eseri gibi duran rengarenk cumbalı evleri gezmeyi bir sonraki seyahatimize bırakarak, otobüsten hiç inmeden otelimize dönüyoruz. 

Bu arada tarihin, kültürün, turizmin dışında Selanik aynı zamanda bir üniversite kenti. Dolayısıyla sokaklarda çok sayıda genç görüyorsunuz.

NE YENİR, NE İÇİLİR?

Osmanlının 500 yıl hükmettiği Yunanlılar ile elbette yemek kültürümüz çok benziyor. Hatta zaman zaman baklava, lokum, kahve vb. için senin-benim kavgası bile yapılıyor. Birebir aynı olmasa da ilk aklıma gelenler, musakka ve cacık. Zeytinleriyle ünlü Yunanistan’da, zeytinyağı ile yapılan yemekler ve deniz mahsulleri en çok tüketilen yiyecekler. Yazımın başlarında belirttiğim gibi frappe yani buzlu kahve de en az uzo kadar milli içecekleri olmuş. Büfe ve pastanelerde yediğimiz ıspanaklı börek -hatta içinin harcının bol olmasından dolayı börekli ıspanak diyebiliriz- için ise tekrar Selanik’e gidilir; o kadar lezzetli yapıyorlar yani.  Akşam yemekleri için Full tou Meze restoranında yediğimiz zeytinyağlılar ve deniz mahsulleri ise aklımızda kalanlardan…

KAVALA

Dönüş yolunda hem dinlenmek, bir şeyler atıştırmak hem de şehre göz atmak için mola verdik. Ayrıca oralara kadar gidip Kavala kurabiyesi almazsak olmazdı. Tatlı sevmediğim için bana saçma geliyor ama nedense Kavala’ya giden kurabiye almadan dönmüyor. Bir gün önceki puslu, yağışlı hava gitmiş, yerine günlük güneşlik bir hava gelmişken; şehri turlamak farz olmuştu. 

Yunanistan’da bir gelenek var; siesta. Sabah 08.30-09.00 gibi başlayan çalışma hayatı 14.30’da biter ve herkes dükkanını kapatarak dinlenmeye çekilir (İstisnalar kaideyi bozmaz). Bu alışkanlıklarını ekonomik kriz yaşadıklarında da değiştirmediler. Alışveriş yapmayı düşünüyorsanız 14.30’dan sonraya bırakmamanızı tavsiye ederim.

Küçük bir balıkçı kasabası olan Kavala’nın kuruluşu M.Ö. 7. yüzyıla kadar gidiyor. Şehrin en önemli yapılarından olan su kemerleri dikkatimizi çekiyor. Romalılar döneminde yapılan, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman ve Pargalı İbrahim Paşa tarafından yeniden inşa edilen su kemerlerinin yanındaki tabelada ‘Konstantinoupolis’ yazısını da es geçmiyoruz. Mısır Valiliği yapmış, Osmanlı İmparatorluğu’na başkaldırıp kendi hanedanlığını kuran Mehmet Ali Paşa’nın evini, eski şehri (Panagia) gezdikten sonra kaleye çıkmak için zamanımız olmadığından uzaktan el sallayarak sahildeki kafelerden birinde çay kahve içip, yola revan oluyoruz.

 

NASIL ARANDI: #selanik #mustafakemalatatürk #yunanistan #gezi #müzeyyentopçutan #kavala #neyenir #iskeçe #atatürkevimüzesi #beyazkule #dişhekimi #geziyazısı #gezi #yemek #mekan

YORUMLAR
Yaptığınız yorumlar editör onayından geçmektedir.
Diğer Yazılarını İnceleyin;
Açık Hava Müzesi Tadında Şehirler

Köklü geçmişi, buram buram tarih ve sanat kokan sokakları, mimarisi, kültürü ve doğal güzellikleriyle ünlü Münih, Salzburg ve Viyana’yı gezerken kendinizi açık hava müzesinde gibi hissedeceksiniz

2 ay önce
İçinden Nehir Geçen Masalsı Şehirler

Neckar Nehri’nin iki yakasına kurulan, Almanya’nın en masalsı ve romantik şehirlerini gezerken, Ortaçağ’a doğru zaman yolculuğuna çıkacaksınız

3 ay önce
Galler’in gözbebeği: Swansea

Swansea, Britanya’nın ve Galler’in en güzel kumsallarına, plajlarına ve görkemli yamaçlarına sahip doğa harikası bir şehir

4 ay önce
Köklü bir geçmişe sahip önemli bir dünya şehri: Londra

Londra, İngiltere’nin ve dünyanın en önemli iş ve finans merkezi olduğu kadar turizm açısından da en çok ziyaretçi çeken, en hareketli kenti

6 ay önce
Avrupa’nın kültür başkenti: Berlin

Berlin, her ne kadar II. Dünya Savaşı’nda bombalarla yerle bir edilmiş olsa da kendini toparlamış; tarihi, siyasi rolü, kültür-sanatı ve doğası ile de Avrupa’nın göz bebeği olmayı başarmış

7 ay önce
Gemiyle Adriyatik gezisi

Yaz bitti, çoktan… Sonbaharı da ortaladık. İşlerinizin yoğunluğundan ya da başka sebeplerden dolayı henüz tatil yapamadıysanız; ekim ayında çıkacağınız en güzel tatillerden biri belki de ‘Gemiyle Adriyatik’ gezisi olabilir. Tabii denizden ve gemi yolculuğundan hoşlanıyorsanız…

9 ay önce
Tarihi, kültürü, mimarisi, müziği ile ünlü Bulgaristan

Yakın bir yurt dışı tatili istiyorsanız; tarihi dokusu, göz alıcı dağları, yemyeşil parkları, altın sarısı kumsalları, zengin mutfağı ve sıcakkanlı insanlarıyla Bulgaristan sizi bekliyor

10 ay önce
Yunanistan’ın en yeşil adası Thassos

Thassos; muhteşem kumsalları, turkuaz rengi denizi, resmedilmeye değer köyleri, tarihi yapısı ve eğlence hayatıyla bir tatilde aradığınız her şeyi size sunmaya hazır

11 ay önce
Yunanistan’ın 5. Büyük adası: Sakız Adası

Dünya üzerinde sakız ağaçlarının yetiştiği ve damla sakızı üretiminin yapıldığı tek yer olan Sakız Adası hem köklü tarihi hem de doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyülüyor

1 yıl önce
Şövalyeler adası Rodos

Her köşesinde binlerce yıllık tarih yatan, dar sokakları şövalyelerin izleriyle dolu olan Rodos Adası; turkuaz rengi denizi, tertemiz plajları, geleneksel mutfağı ve gece hayatıyla ziyaretçilerini adeta büyülüyor

1 yıl önce
Sardunya Adası

Masmavi ve berrak denizi, bembeyaz kumsalları, birbirinden güzel plajlarıyla meşhur Sardunya Adası, tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı için kültürel gezileri tercih edenlerin de uğrak yeri

1 yıl önce
Dünyanın en güzel adalarından: Tenerife

Kanarya Adaları'nın en büyüğü Tenerife; muhteşem denizi, birbirinden güzel plajları, doğal güzellikleri hatta eğlenceli karnavallarıyla heyecan dolu bir tatil arayanların adresi...

1 yıl önce
Tarih kokan şehir: Kiev

Dünyayı iyilik kurtaracak

Mitolojik öyküler ve efsanelerle dolu; Mora Yarımadası

Vikingler diyarı; Norveç

Batının en uç noktası: Fas

Yunanistan’ın en büyük adası; GİRİT

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bir tarih yatıyor: Kral Kızı Hamamı

Lavanta kokulu köy

Rüya gibi bir gemi yolculuğu